İran Sentinel’i Nasıl İndirdi?

In Haber by Berker GüngörLeave a Comment

Geçtiğimiz günlerde İran üzerinde gizli uçuş yapan ABD’ye ait bir insansız hava aracının Devrim Muhafızları tarafından ele geçirildiğine dair haberler çıkmıştı, belki hatırlarsınız. İranlı yetkililer bu aracın vurularak düşürülmediğini, aksine elektronik harp unsurları kullanılarak inmeye ikna edildiğini duyurmuşlardı. Ne var ki çoğu Batılı uzman bu iddiayı komik bulmuştu, çünkü kimse İran’ın böyle ileri bir teknolojiye sahip olacağına ihtimal vermiyordu.

Öte yandan ABD’nin bir araç kaybettiği açıktı, üstelik kaybedilen araç pek öyle sıradan da sayılmazdı. İranlı yetkililerin resimlerini yayınladığı ve ele geçirdiklerini söyledikleri bu araç, General Atomics tarafından özellikle CIA için geliştirilmiş ve yine CIA tarafından göreve gönderilmiş bir RQ-170 Sentinel modeliydi. İlk kez Afganistan’ın Kandahar bölgesinde çekilen casus fotolarda görüldüğünden “Kandahar Canavarı” (Beast of Kandahar) olarak da bilinen RQ-170’nin İran tarafından elektronik harp ile indirilmiş olması çok uzak bir ihtimal olarak görülüyordu.

Fakat İranlı yetkililer en sonunda kullandıkları yöntemler hakkındaki sessizliklerini bozdular ve Sentinel’i nasıl kendi topraklarındaki bir havaalanına inmeye ikna ettiklerini açıkladılar. Bu noktada çoğu Batılı uzman İran’ın kullandığı yöntemin gayet mümkün olabileceğini onayladı. Haliyle UAV tasarımcılarının paçalarının tutuştuğunu tahmin etmek pek zor olmasa gerekir!

Peki İran Sentinel’i inmeye nasıl ikna etti? Yapılan açıklamaya göre, bunda daha önce vurularak düşürülen ve uçuş esnasında elektronik takibe yakalanan Predator ve Raptor modeli UAV’lardan elde edilen verilerin büyük rolü oldu. İranlı uzmanlar daha önceki tecrübelerden ABD UAV’larının üsleriyle ve GPS uydularıyla haberleşmek için hangi frekansları kullandıklarını zaten öğrenmişlerdi. Bu yüzden Sentinel elektronik takibe yakalandığında, Devrim Muhafızları’nın oyun planı da çoktan hazırdı.

İlk olarak elektronik karıştırma sayesinde haberleşme frekanslarını bloklayan İran teknisyenleri, bu sayede Sentinel’in ana üsle olan bağlantısını geçici olarak kaybetmesini ve otomatik uçuş moduna geçmesini sağladılar. Otomatik uçuşa geçen Sentinel, derhal acil durum komutlarını izleyerek en yakındaki dost havaalanına yöneldi. Tabii bunrada yolunu bulabilmek için GPS uydularından gelen sinyale ihtiyacı vardı.

İkinci aşamada GPS frekanslarına karıştırma uygulayan İranlı uzmanlar, Sentinel’in kısa süre için GPS sinyalini kaybetmesini sağladılar. Hemen ardından da kendi yayınladıkları sahte GPS sinyalini araca yönlendirerek, uçağın kendini Afganistan üzerinde ve Kandahar havaalanı yakınlarında olduğunu sanmasını sağladılar. Burada en önemli sorun, Sentinel’e gerçekten de konum ve irtifa olarak Kandahar ile büyük benzerlik gösteren bir iniş adresi gösterebilmekti. Nitekim seçilen havalimanının irtifası Kandahar ile birkaç metre farklılık gösterdiğinden, Sentinel’in inişi çok yumuşak olmadı ve aracın alt kısmında bir miktar hasar oluştu. İran’ın basına servis ettiği fotolarda aracın alt kısmının propaganda posterleriyle örtülmüş olmasının da, bu hasarı gizlemek için alınan bir önlem olduğu açıklandı.

Batılı UAV uzmanlarına göre İranlı yetkililerin bu açıklamaları gayet mümkün görünüyor. Bu da İran’ın elektronik harp konusundaki uzmanlığının sanılandan çok daha ileri olduğunu ispat ediyor. 2009 yılında uzaya ilk uydusunu gönderen İran’ın teknolojik gücüne dair pek çok yorum yapılıyordu. Ancak başta ABD olmak üzere çoğu ülkenin İran’a olan yaklaşımı genellikle küçümser idi. Fakat bu olaydan sonra işlerin daha ciddiye bineceği ve özellikle İran ile Çin arasındaki teknoloji transferinin çok daha yakından takip edileceğine pek şüphe yok.