İnceleme: Legend of Grimrock

In Oyun by Deniz KocatürkLeave a Comment

Eski usül bir RPG’ye ne dersiniz? Legend of Grimrock ile özlediğiniz ya da imrendiğiniz oyunlara bir dönüş yapın, Eye of the Beholder günlerine…

Yapımcı: Almost Human | Yayımcı: Almost Human | Platform: PC | Tür: Fantastik RPG | Çoklu Oyuncu: Yok

Zindanda Doğmuş Gibi…

4 kişisiniz ve sizi dakikada klostrofobi yapacak bir ortamdasınız. Ne yapardınız? Zindanlar çok ilginç yerlerdir, yeri gelir karşınıza hiç bilmediğiniz bir şey çıkar ve siz ondan kaçmaya çalışsanız bile bir labirentin içinde olduğunuzu bildiğinizden pek de umutlu olmayabilirsiniz. Belki bir gün böyle bir duruma düşersiniz diye bir oyun geliştirmişler, ama bu durumunuzu fantastik bir evrende yaşamanız gerekiyor. Şu zindan olayını. Çünkü, aşağıda okuyacağınız oyunun incelemesi sıradan bir fantastik evrende geçiyormuş gibi görünse de, her hayâlin birbirinden farklı olduğunu düşünürsek, önceki savı saf dışı edebiliriz. Oyunu biraz tanıdıktan sonra ayrıntılarına geçelim.
Legend of Grimrock, Almost Human tarafından geliştirilmiş olan fantastik bir RPG oyunu, 1987’de karşımıza çıkan Dungeon Master’ın geliştirilmiş hâline benzetilebilir, ama yine de pek çok yönden ayrılmakta ve Eye of the Beholder ile bu benzerlik devam etmekte. Sıra tabanlı gibi gözüken yapısıyla oyunculara Might & Magic’i de anımsatan Legend of Grimrock’da 1990 öncesi basit, ama akıllıca tasarlanmış zindanlarda hayatta kalmaya ve bu klostrofobi yapmaya hazır ortamdan kurtulmaya çalışıyoruz. Bakalım daha başka neler varmış…

Bu bir turizm seyahati değil, burası Grimrock!

Grimrock adında bir dağa sürgün edilmiş 4 mahkumun hikâyesini konu alan oyunda Warrior, Mage ve Rogue sınıfları ile oynamak mümkün. Bunların yanına, oyuncuların farklı deneyimler yaşayabilmesi için yerleştirilmiş 4 sınıf bulunuyor; Human, Minotaur, Lizardman, Insectoid. Bu ırklara özel avatarlar da mevcut ve bunlardan hangisini istiyorsanız seçebiliyorsunuz. Görsellik önemli değil mi? Ben oynadığım kadarıyla size söylemeliyim ki, Grimrock zindanları çok tehlikeli yerler. Burada hayatta kalabilmek için size önerebileceğim grup düzenlemesinde 2 Warrior, 1 Rogue ve 1 de büyücü olacaktır. Çünkü, Warrior’larınızı ön safa koyduğunuzda etten duvar örüp yıkılmaz bir bütünlük sağladığınızda arkadaki uzun menzilli karakterleriniz de öndeki Warrior’lara destek vereceklerdir. Karakterlerin sınıflarını ve ırkların isimlerini olduğu gibi vermek istedim. Çünkü, bazı oyuncular Warrior yerine Savaşçı kelimesi görünce biraz tuhaf karşılayabiliyorlar. Her neyse… Karakterlerinizin yeteneklerini, kişisel özelliklerini ve güç dengelerini verdiğinizde oyuna başlamaya hazırsınız demektir. Biraz, rehber gibi gidiyoruz, ama böylesi yararlı olacaktır.
Karakterleriniz hazır olduğunda ve oyuna başladığınızda çok güzel tasarlanmış bir zindan içerisinde olacaksınız. Almost Human’ın burada oyunculara verdiği kasvetli zindanlar sayesinde, eğlenceli ve belki de ani çıkışlar ve tuhaf yaratıkların verdiği korku ile sürüklenip gidiyoruz. Zindanlarda kaybolmak gibi bir derdiniz olmasın. Çünkü, oyunda size bir de harita sunulmuş ve bu haritaya bakarak yolunuzu bulabiliyorsunuz. Yalnız bilmeniz gerekiyor(ki bu tür oyunlara yatkın olanlar bilir) Old-school modundayken harita açamıyorsunuz. Tehlikeli olan ise, birbirinden güçlü olarak oyuna eklenmiş olan yaratıklar. Her biri karakterlerinizde farklı bir etki bırakıyor ve bir yerde zehri üzerinize boşaltan örümceklerle cebelleşirken, bir yerde de ölmüş lejyon askerlerinin iskeletleriyle savaşıyorsunuz. Bunun yanında bir de ilginç bir yapı benzerliğiyle, Yüzüklerin Efendisi’ndeki Cave Troll’lerine benzer yaratıklar da karşınıza çıkabiliyor.
Zindanlarda karşılaşacağınız tuzaklar iyi hazırlanmışa benziyor. Her an aşağı bir kata düşüp oradan tekrar portal sayesinde üst kata geçiş yapabiliyorsunuz. Aşağı ilk kez düşerken duyacağınız seslerden korkamayın benim gibi. Etraftaki çeşitli puzzle’lar sayesinde bazı yerlerden çıkmaya çalışıyoruz. Eğer bu kombinasyonları tamamlayamazsanız, çıkmayı beklemeyin.
Etrafınızda çevrili olan duvarların bağlantı noktalarında, kapıların olduğu yerlerde duvara runik alfabesiyle yazılmış yazılar var. Bu yazılar sayesinde, oyunda duraksamadan ilerleyebiliyorsunuz. O yazıların üzerine tıklarsanız, İngilizce olarak size bir kutucuk açılıyor ve ne yazdığını okuyabiliyorsunuz. Yalnız belirtmem gerekiyor, bu yazılar bilmece şeklinde ve bunların ne anlama geldiğini bulmak da bir hâyli zamanınızı alabilir. Örneğin, ilk bölümde böyle bir şeyle karşılaşacaksınız. Uçmanız gerektiği söyleniyor, ama… Gerisini söylemiyorum.
Bu arada, ilerledikçe zindanların yapıları daha bir zor hâl alıyor.

Item satın alabileceğiniz NPC’ler bu oyunda yok!

Açık ve net aslında; zindanda nerede bulursunuz ki zırh, kılıç, balta ya da ok ve yay satan bir satıcıyı? NPC’ler yok, ama duvarlara oyulmuş geniş deliklerde ihtiyacınız olan ekipmanları bulabiliyorsunuz. Ayrıca, karışım yapabileceğiniz bitkileri ve yaratıklardan düşen parçaları da toplayarak potion üretebiliyorsunuz. “Potion yapmak için ekipman yokken, nasıl bunu söyleyebiliyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim, ama bu ekipmanları ileriki bölümlerde bahsettiğim duvardaki oyulmuş küçük odalarda ve etraftaki torbalarda bulabilirsiniz. Sizce de, böyle bir ortamda, “Param olsa da ben alsam!” diyen bir tüccar görmek tuhaf kaçmaz mı? Eminim aynı fikirdeyiz.

Büyüdür o büyü…

Büyüleri de öğrenebilmek için bazı parşömenlere ihtiyacınız var, ama siz de bu parşömenler olmadan büyü kombinasyonlarını keşfetmeye çalışabilirsiniz. İşin zor tarafı, sizin bu büyüleri keşfetmeniz. Çünkü, ilk bakışta çok karışık gibi görünen bu basit kombinasyon, etraftan topladığınız scroll’lar sayesinde elde ediliyor. Bu scroll’lardan iki çeşit var. Kahverengi iple bağlı olan scroll’lar sadece bilgilendirme amaçlı oluyorlar ve bunların yanında item falan varsa onlar hakkında bilgi veriliyor içerisinde. Bazen de mekân hakkında bilgilendirmelerin olduğu scroll’lara rastlamanız olası. Diğer önemli olan scroll’lar, yani büyü kombinasyonları için bilgilendirme içerenleri açtığınız zaman, büyüyü kullanmak için hangi  kombinasyonu yapmanız gerektiğini ve bunun için aslında ne kadar, o büyü ile ilgili hangi yeteneğe sahip olduğunuzu gösteren, sarı iple sarılmış scroll’lardır. Bunlar açıldığında (mouse ile üzerine gelseniz yeterli) büyücünüzün nasıl kullanacağı ise açıkça gösterilmekte.

Sonuç olarak nereye varalım, bir bakalım…

Legend of Grimrock’ın 2012 için güzel bir alternatif oyun olduğunu belirtmek istiyorum. Bir daha karşımıza Might & Magic ve Eye of the Beholder’ın birleşiminden(arada birkaç oyun daha var) ortaya çıkan bir oyunun çıkması mümkün olmayabilir. Müzik konusunda pek bir şey diyemeyeceğim. Çünkü, oyunu oynarken, çeşitli fantastik müzikler yerine zindanın başka yerlerinden gelen tuhaf çığlıklar, zindan içerisindeki o korkutucu sesler yeterince durumu aydınlatıyor olmalı, ama bu bile böyle bir oyunu iyi tutmaya yarıyor. Yine de, menü müziğinden kurtardığını belirteyim. Grafiğe gelince; grafik dediğimizde RPG oyunlarında ahım şahım grafiklerin yer almasından hiçbir zaman hoşnut olmadım. Bu tür oyunlarda, hikâye ve diyalog tabanına bakıldığından, oyuncular, kendilerini hikâyeye kaptırmaktan grafiğin nasıl olduğunu bile düşünmüyorlar. Hikâyesi kuvvetli bir oyun her  zaman diğer etmenleri saf dışı bırakmıştır. Oyunu oynamanızı tavsiye ediyorum. En azından bu oyunun, Diablo 3 çıkana kadar, RPG seven oyuncuları eğlendireceğini düşünüyorum. Legend of Grimrock’ı GOG.com’dan veya Steam’den satın alabilirsiniz.

Değerlendirme

Oynanış: 4/5
Ses: 3/5
Grafik: 4/5
Genel: 4/5