Anasayfa Makale İncelemeler Beyond: Two Souls İncelemesi

Beyond: Two Souls İncelemesi

Beyond: Two Souls, önümüzdeki sıkıcı sonbahar günlerine değişiklik katabilecek bir oyun.
Beyond: Two Souls, önümüzdeki sıkıcı sonbahar günlerine değişiklik katabilecek bir oyun.
Beyond: Two Souls, önümüzdeki sıkıcı sonbahar günlerine değişiklik katabilecek bir oyun.
Beyond: Two Souls, önümüzdeki sıkıcı sonbahar günlerine değişiklik katabilecek bir oyun.

Beyond: Two Souls, oyuncuları bilinmeyen bir gerçekliğe doğru sürükleyecek!

Quantic Dream 1997 yılında ilk ortaya çıktığında herhalde, kurucuları David Cage ve Guillaume de Fondaumière bile firmanın bu denli büyüyebileceğini tahmin etmiyordu. Bu süper ikili geleceğe yönelik oldukça başarılı bir adım atmıştı. Oyun sektöründeki en büyük boşluklardan biri yani sinematik ögelerle bezeli yapımlar için altyapı oluşturmaya başlamışlardı.

Sizleri Quantic Dream’in kuruluş hikayesiyle sıkmayacağım. Merak etmeyin. Ancak firmanın nereden nereye geldiğine dair ufak bir anekdot düşmek istedim. Quantic Dream, Heavy Rain ile oyunculara hiç tatmadıkları bir deneyim sundu. Bir filme yön verebileceklerini ve kendi hikayelerini kendi kararlarıyla oluşturabileceklerini gösterdi.

Ufak bir firma olmasına karşın arkalarına Sony’nin de desteğini alan Quantic Dream, Heavy Rain’in başarısının arkasından yeni oyunları Beyond: Two Souls’u duyurduğunda, oldukça heyecanlanmıştım. İlk haberlerin ve fragmanların çıkmasıyla beraber, oyunun ana karakterini Ellen Page’in canlandıracağını duyduk. Çok takdir ettiğim bir başka Hollywood yıldızı Willem Dafoe ise yardımcı karakter olarak oyunda rol alacaktı.

İlk fragmanları izlediğimde, çok büyük bir beklentiye girmemem gerektiğini anlamıştım. Heavy Rain’in o dolu yapısı ile karşılaştırmamam gereken bir oyun gelecekti. Aynen de tahmin ettiğim gibi oldu. David Cage, Fahrenheit (Indigo Prophecy olarak da bilinir)’ta kullandığı mistik havayı Beyond: Two Souls’da yeniden denemiş. Oldukça da başarılı olduğunu söylemeliyim.

Şimdi isterseniz gelin oyuna biraz daha yakından bakalım.

Edgar Allan Poe’yu sevmeyen bizden değildir!

Jodie'yi çocukluğundan itibaren izlemek, oyunculara farklı bir deneyim sunuyor.
Jodie’yi çocukluğundan itibaren izlemek, oyunculara farklı bir deneyim sunuyor.

Oyun, Jodie Holmes (Ellen Page canlandırıyor)’un 15 yıllık hayatını konu alıyor. Her ne kadar oyunun ana karakteri Jodie olsa da, ağırlıklı olarak Aiden’i oynuyoruz. Yani Jodie’nin bağlı olduğu bir tür ruh ya da varlık. Adını siz koyun. Aiden, Jodie’ye neredeyse bebekliğinden beri bağlı ve sadece onunla bağlantı kurabiliyor. Aiden, ana karakterimizi kendisini diğer insanlardan farklı hissetmesine sebebiyet veren en önemli etmen.

Aiden sayesinde etraftaki eşyalarla etkileşime girebiliyoruz. Sadece eşyalarla sınırlı değiliz. İnsanların içerisine girip onları da yönlendirebilme imkanımız mevcut. Bazı durumlarda sadece onların tüylerini ürpertmekle yetiniyoruz. Bunu yaparken Jodie yerinde sabit kalıyor. Aiden’ı aslında doğaüstü bir varlık olarak düşünebiliriz. Ancak Jodie’den uzaklaştıkça ikisi de zarar görmeye başlıyor. Nereden geldiği bilinmeyen bu doğaüstü varlık bir göbek bağı ile Jodie’ye bağlı. Jodie ise ne onunla yapabiliyor ne de onsuz. Yani oldukça karmaşık bir ilişkileri var.

Jodie’nin bu doğaüstü güçleri ailesi tarafından fark ediliyor. Pek üzerinde durmasalar da, zaman geçtikçe kendileri de rahatsız olmaya başlıyor. Çünkü Jodie’nin Aiden ile olan bağlantısından kaynaklı karanlık yaratıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Bu karanlık yaratıklar Jodie’ye zarar vermeye başlıyor. Korkmanıza gerek yok. Oyun korku türüne girmiyor. Ama bazı noktalarda sizi oldukça gerilim dolu dakikalar yaşatacağının garantisini verebilirim.

Ellen Page (Solda) ve Willem Dafoe (Sağda) yüz yakalama teknolojisi sayesinde tüm oyuna farklı bir ruh katmışlar.
Ellen Page (Solda) ve Willem Dafoe (Sağda) yüz yakalama teknolojisi sayesinde tüm oyuna farklı bir ruh katmışlar.

Ana karakterimiz en sonunda Nathan Dawkins (Willem Dafoe canlandırıyor) ile karşılaşıyor. Dawkins, hükümet adına çalışan bir bilim-insanı. Uzmanlık alanı ise psikiyatri üzerine. Jodie’nin güçlerini anlamaya çalışıyor. Ancak onu bir denek hayvanı olarak değil, küçük bir kız çocuğu olarak gördüğü için aralarında duygusal bir bağ oluşuyor. Bu da oyunun ilerleyen safhalarında değinilecek önemli bir konu. Süprizi bozmamak için çok fazla bilgi vermeden burayı geçiyorum.

Karakterimiz ta oyunun en başından Doktor Dawkins’e şunu söylüyor “Aiden, kafese tıkılmış bir hayvan gibi. Onu ben kontrol etmiyorum”. Buradan Aiden’in özgür bir varlık olduğunu ve bir şekilde Jodie’nin içinde kapana kısıldığını öğreniyoruz.

Aiden zaman zaman kontrolden çıkabiliyor. Jodie’nin, Aiden üzerinde tam kontrolü yok. Öte yandan Aiden, bağlı olduğu insana karşı inanılmaz korumacı tavırlarla yaklaşıyor. Ona zarar verebilecek ya da zarar veren insanları korkutuyor. Hatta ölümlerine bile yol açabiliyor. O yüzden oldukça tehlikeli.

Dawkins’in yanındaki çalışanlardan biri Jodie’yi kızının doğum günü partisine davet ediyor. Yıllardır izole ortamda yaşan Jodie’nin akranlarıyla da konuşması ve bir şeyler paylaşması gerekiyor sonuçta. Ancak her şey beklenildiği gibi gitmiyor. Çünkü Jodie farklı ve insanlar farklı olanlardan korkarlar. Bu yüzden Jodie’ye zarar vermeye çalışıyor. Sırf Jodie, Doktor Dawkins’in verdiği Edgar Allan Poe kitabını, kendini beğenmiş kıza hediye etmeye kalkıştı diye. Eh gerisini az çok verdiğim bilgiler dahilinde tahmin edebiliyorsunuz. Partideki çocuklar asla unutamayacakları bir tecrübe ediniyorlar.

Nerden Nereye Geldik?

Oyuna devam ettikçe Ellen Page'e olan hislerinizde değişiklik yaşayabilirsiniz.
Oyuna devam ettikçe Ellen Page’e olan hislerinizde değişiklik yaşayabilirsiniz.

Oyunun belirli bir düzeni yok. Bir an Jodie’yi 8 yaşında görürken bir sonraki bölümde yetişkin bir kadın olarak görüyoruz. Bu yüzden Jodie’nin duygusal tavırlarındaki iniş ve çıkışları yakalamak mümkün. Beyond: Two Souls’un hikayesini çok açmadan değinmeye çalışmak istediğim fazlaca nokta var. Bunlardan birisi ise Jodie’nin devlet tarafından kurbanlık koyun gibi kullanılması.

Jodie’nin araştırması ilerledikçe ve bir sonuç alınamayınca, hükümet en sonunda çareyi karakterimizi CIA’ye almakta buluyor. Bu dönemde oldukça zorlu testlerden ve çalışmalardan geçiyor. Sonucunda ise hükümet tarafından kullanılan bir araç haline getiriliyor. Jodie’nin de hikayesi aslında tam olarak burada başlıyor.

Jodie'nin CIA'ye katılmasıyla beraber, aksiyon dolu bölümler çoğalmaya başlıyor.
Jodie’nin CIA’ye katılmasıyla beraber, aksiyon dolu bölümler çoğalmaya başlıyor.

Daha önce de bahsettiğim gibi daha öncesinde oyunda ağırlıklı olarak Aiden’i kullanıyoruz. Bölümler arası geçişlerde, Aiden’in kontrolü ile Jodie’nin kontrolü arasında bir denge oluşturuluyor. Ancak bir noktadan sonra hep aynı şeyleri yapıyormuşuz gibi hissediyoruz. Jodie bir yere sıkıştı. HOP Aiden! Birileri Jodie’yi korkuttu ya da dövmek istiyor. HOP Aiden! Bilinmeyen mistik yaratıklar etrafta uçuşuyor. HOP Aiden! Bu durum bir noktadan sonra sıkıcı olmaya başlıyor.

Oynanabilirlik açısından, Heavy Rain’i andırdığını söyleyebilirim. Ancak Heavy Rain’in neredeyse tüm güzel özelliklerini bırakıp, kötüleriyle değiştirmişler. Kamera açıları bazen sapıtabiliyor. Hele o karanlık sahnelerde, odadaki tüm ışıklar kapalı bile olsa ekranda hiçbir şey göremiyorsunuz. Tamamen kör olarak, içgüdülerinizle hareket etmeye çalışıyorsunuz. Ayarlar menüsünde ise parlaklık seçeneğinin olmaması kocaman bir eksi olarak kayıtlara geçiyor.

Diyalog kısmına baktığımızda ise pek fazla bir seçenek veya alternatif sunulmuyor. Onun yerine bol bol karakterler arasındaki sabit diyaloglar var. Özellikle Aiden ve Jodie arasındaki konuşmalar agresif olduğu kadar, duygusal bir izlenim de bırakıyor. Ellen Page, bir röportaj sırasında sadece kendisinin 2000 sayfa uzunluğunda bir senaryosu olduğunu belirtmişti. Diyaloglara ve oyunculuğa doyuyorsunuz; Ancak sizin pek bir katkınız olmuyor.

Oyun tekdüze bir hikayeden ibaret. Bu kötü değil. Ancak Aiden gibi sıklıkla kullandığımız doğaüstü bir varlığı kısıtlı hareketlerle yönlendirmek, sandığınız aksine kötü bir seçenek olmuş. Jodie’ye yardım ettiğimiz kadar, onun hayatındaki birçok kararı da baltalayabiliyoruz. Ama sabit senaryo üzerinde, oyunun kaderini değiştirecek kararlar veremiyoruz. Oyun üzerindeki serbestlik kısıtlanmış durumda.

Seslendirmeler de oyuncuların kendileri tarafından yapılmış. Karakterlerin sinirli, mutlu ya da üzgün hallerini oyunculuğun verdiği tecrübe ile görmek pek bir keyifli doğrusu. Müzik konusunda Quantic Dream’in başarılı çalışmalarını yeniden görüyoruz. Atmosfere uygun, kulağı yormayan parçalar seçilmiş.

Oyun boyunca Jodie birçok yeni insanla tanışıyor. Onlara, Aiden ile yardım etmeye çabalıyor. Çoğunda başarılı olmasına karşın, işin sonunda dili yanan gene kendisi oluyor. Jodie’nin sahneleri sürekli değişim gösteriyor. Daha önce de bahsettiğim gibi karakterimiz bir orada bir burada dolanıyor. Hikaye yıllar arasında bir anda geçiş yapıyor. Bu sahne değişiklikleri arasında Jodie’nin ruh halinin de değiştiğini görebiliyoruz.

Quantic Dream, dramamistizm dalında oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Oyunun geneline baktığımızda fazlasıyla eksisi var. Firma interaktif sinematik türünde oyunlar çıkarmasına karşın, Beyond: Two Souls’un bazı pazarlama taktiklerine takıldığını görüyoruz. Ellen Page ve Willem Dafoe gibi ünlü isimleri, bir bilgisayar oyununda görmek insanın ağzında farklı bir tad bırakıyor. Hikaye oyuncuyu sürüklese de, işin sonunun nereye varacağını az çok tahmin edebiliyorsunuz.

Eklentiler ve Multiplayer

Beyond Touch uygulamasıyla oyunu tabletiniz aracılığıyla da oynayabilirsiniz.
Beyond Touch uygulamasıyla oyunu tabletiniz aracılığıyla da oynayabilirsiniz.

Quantic Dream, bu oyununda PlayStation Move desteğinin olmadığını açıklamıştı. Aiden ile oynadığımız bölümleri düşündüğümüzde, Move’un olmaması büyük bir eksiklik. Çünkü Aiden, gerçekten PlayStation Move desteğine yakışacak bir karakter.

Öte yandan Sony yerelleştirme projeleri içerisinde Beyond: Two Souls’a da yer vermiş. Yani oyunu tam sürüm olarak Türkçe altyazı desteğiyle beraber oynayabiliyorsunuz.

Firma bunun yerine Beyond Touch adını verdiği bir uygulama sundu. Tablet ya da tablet-telefon cihazlarına indirebileceğiniz bu uygulamayı önce PS3’ünüze tanıtmanız gerekiyor. Daha sonra dokunmatik ekran üzerinden Aiden’i kontrol edebiliyorsunuz. Çok büyük bir getirisi yok. Ama denemekte gene de fayda var. Belirtmeden geçemeyeceğim, uygulama bazen hatalı çalışabiliyor. Siz gene de DualShock 3ten vazgeçmeyin.

Ayrıca oyuna Multiplayer desteği sağlanmış. İlk olarak bu özelliğin yenilikçi bir adım olacağını düşünmüştüm. Ama SinglePlayer’dan hiçbir farkı yok. Oyunculardan biri Jodie’yi diğeri ise Aiden’i kontrol ediyor. Oyun içerisinde ikisinin de aynı anda hareket ettiği bir durum yok. Bu yüzden oldukça gereksiz bir eklenti olmuş.

Sonuç

Senaryo bir anda değiştiğinde sakın şaşkınlığa uğramayın!
Senaryo bir anda değiştiğinde sakın şaşkınlığa uğramayın!

Beyond: Two Souls, oynama hızınıza bağlı olarak 7 ila 9 saat arasında bir oynama süresine sahip. Hikaye tekdüze olmasına rağmen, oyuncuyu kendisine bağlamayı başarıyor. Bu tekdüze oynanabilirlik, oyuncuyu yer yer sıkabiliyor. Demedi demeyin!

Yazı boyunca elimden geldiğince Beyond: Two Souls’u Heavy Rain ile karşılaştırmamak için çok uğraştım. Heavy Rain gibi bir oyundan sonra beklentimi yüksek tutmuştum. Ama süre içerisinde yavaş yavaş azalması iyi olmuş. Yoksa büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilirmişim.

Oyunun en güzel yanları Aiden ile Jodie arasında olan bağ. Hikaye tekdüze, evet! Ama bir film izler gibi baktığınızda, ikisinin birbirinden ayrı kalamayacağını anladığınızda, hikayenin de plot kısmını çıkarmaya başlıyorsunuz.

Oyun 8 Ekim tarihi itibariyle K. Amerika pazarında satışa girdi. Ülkemiz, Avrupa pazarına bağlı olduğu için 11 Ekim’de oyuna ulaşabileceksiniz. Sadece PlayStation 3 için piyasaya sürülecek olan oyunun gelecekte PS4’e de uyarlanıp uyarlanmayacağı konusunda henüz bir bilgi yok. Quantic Dream’in Dark Sorcerer fragmanıyla yayınladığı yeni grafik motoruyla, farklı bir oyun üzerinde çalıştığı duyurulmuştu. Bunun Beyond: Two Souls olmadığı belli.

Son olarak oyun içerisindeki bonus alanları açarak menüde birçok ögeye ulaşabiliyorsunuz. İlk çizimler, tasarım aşamaları, diyaloglar, mekan çalışmaları, çekimler gibi seçenekler oyunu bitirdikten sonra oldukça keyif alacağınız bir bölüm olmuş.

Beyond: Two Souls, herkese hitap edecek bir oyun değil. Beğenecek kitle için de ortalamanın üzerinde olduğunu söyleyebilirim. Gene de oyunun başına oturduğunuzda, eksileri bir kenara koyup Ellen Page’in ve Beyond: Two Souls’un güzelliğine kendinizi kaptırabilirsiniz.

Not: Oyunu inceleme süresi boyunca bana yardımcı olan Selim Yılmaz’a en içten teşekkürlerimi bir borç bilirim.