Parmaktan Sonra Göz!

In Modern Zamanlar, Yazar Köşeleri by Berker GüngörLeave a Comment

blade-runner

Parmak izinden sonra sıra göz retinasına mı geliyor?

Apple’ın yeni telefonlarına parmak izi okuyucuyu standart olarak koymasından sonra, diğer firmalar da bu trendi takip etmeye başladılar. Parmak izi okuma zaten yeni bir teknoloji değil, yıllardır özellikle üst seviye dizüstülerde bir güvenlik önlemi olarak kullanılan bir teknolojiydi. Fakat iş bununla da sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Samsung’un bir sonraki nesil Galaxy telefonlarda göz retinası tarayıcı teknolojisine yer vermesi ihtimali gündeme geldi. Aslında modern telefonlar sahip oldukları kameralar sayesinde yüz tanıması da yapabiliyor, ancak bu teknoloji yazılımsal olarak olgunlaşmış değil.

Peki ama tüm bunlara ne gerek var? Tüm kişisel bilgilerimizin gizli servisler, pazarlama şirketleri ve organize suç örgütlerinin eline geçtiği yetmiyor mu? Üstüne bir de biyometrik verilerimize de göz mü diktiler? Bir sonra ki adımda DNA okuyuculu cep telefonlarını mı göreceğiz?

Bu soruların cevabı maalesef “evet”, ama olay sırf küresel bir polis devletinin kuruluşundan ibaret değil. İşin doğrusu, teknolojinin geldiği nokta, insanoğlunun bitmeyen açgözlülüğü ile kesişince, işlerin bu noktaya gelmesi kaçınılmazdır. Sorun şu, internet üzerinde kullandığımız bütün o şifreler ve bağlantılı güvenlik önlemleri uzunca bir süredir beş para etmiyor. Dünyanın en karmaşık şifrelerini oluştursanız da, en okunması zor captchaları koysanız da işe yaramıyor, çünkü bilgisayarların şifre kırma gücü artık tüm bunların üstesinden rahatça gelecek kadar yükseldi.

Aslında uzun zamandır durum böyle ve internetin de hayatın hemen her alanına entegre olması işleri daha da berbat ediyor. Bilgilerinizin gizli servislerin eline geçmesi o kadar da kötü değil, zaten vatandaşı olduğunuz devlet hakkınızdaki her şeyi biliyor. Küreselleşme trendini de hesaba katarsanız, gizli servislerin ve Interpol gibi küresel güvenlik teşkilatlarının zaten hakkınızdaki her bilgiye sahip olması çok da şaşırtıcı gelmemeli.

Esas sorun, en azından yasal sınırlar içinde yaşayanlar için, bilgilerinize sadece gizli servislerin değil de yasa dışı organize suç örgütlerinin de ulaşabiliyor olmalarıdır. Bu tür organizasyonlar için bizler birer hedeften başka bir şey değiliz. Organları çalınacak, cüzdanları boşaltılacak, kimlik bilgileri çeşitli suçlarda paravan olarak kullanılacak hedefler.

Buna karşı yapılacak çok fazla şey yok, çünkü suçlular her zaman yasalardan bir adım önde kalmayı becerirler, hayatta kalmaları buna bağlıdır. Bu yüzden başınıza bir iş geldikten sonra değil, gelmeden önce önlem almanız gerekir. Teknolojiyi hayatın her alanına entegre etmekte hiç çekingen davranmayan çokuluslu şirketler, bu konuda önlem olarak tek bir seçenek görüyorlar; biyometrik verilere dayanan güvenlik duvarları kurmak.

Peki bu durum uzun vadede ne gibi sonuçlar doğuracak? Derdimize derman olabilecek mi? Aslında bu sorunun cevabı da muallak, çünkü şöyle bir gerçek var ki, çilingirler ne zaman daha iyi bir kilit icat etmişlerse, hırsızlar da akabinde onu açmanın yollarını bulmuştur. Tabii burada yine en önemli unsur insandır. Unutmamak gerekir ki, genellikle en becerikli suçlular, sistemin içinde yetişen ve onun detaylarını çok iyi öğrenenler arasından çıkar.

Kişisel bilgilerin bu kadar ortalığa dökülmesinin ve herkesin, her şeyinin bu kadar ayan beyan açığa çıkmasının, uzun vadede beklenmedik bir yan etkisi de olabilir. Eskilerin tabiriyle “utanma ve arlanma” ortadan kalkacağından, insanlık inanılmaz biçimde şeffaf ve hoşgörülü bir türe evrilebilir! Ya da tam tersi olup, insanların tam anlamıyla kölelere dönüştükleri, Blade Runner tarzı bir distopya da ortaya çıkabilir. Sanırım önümüzdeki 20-30 yıl içinde bu sorunun cevabını hep birlikte alacağız.