Amerikan Ordusu Gözü Güneşe Dikti

In Modern Zamanlar, Yazar Köşeleri by Berker Güngör1 Comment

Navy_Space_Solar_Array

Dünyanın en büyük petrol tüketicisinin Amerikan Ordusu olduğunu biliyor muydunuz?

Amerikan ordusu uzun bir zamandır dünyanın en büyük petrol tüketicisi ünvanını taşıyor. Dünyanın dört bir tarafındaki üsleri, denizlerde dolaşan donanma filoları, onbinlerce uçak, zırhlı araç derken, Pentagon’un aylık benzin faturası çoğu ülkenin yıllık bütçesini bir kaç kez katlayacak hale geliyor. Ancak tek sorun faturanın büyüklüğü de değil, dev miktarlarda petrolün taşınması ve dağıtılması, Pentagon için tam bir lojistik kabus. Petrolün akışının durması, operasyonların durması demek. Bu durum şüphesiz her modern ordu için geçerlidir, ancak ABD kadar dünyanın dört bir tarafına burnunu sokan bir ülke daha olmadığından, çoğu ülkenin ordusu için petrolü küresel bağlamda dağıtmak diye bir sorun mevcut değil.

Nükleer Çaresizlik

Pentagon uzun zamandır küresel operasyonlarında petrolün yarattığı darboğazı aşabilmenin yollarını arıyor. Denizaltılar ve uçak gemileri gibi büyük araçların nükleer enerjiyle çalışır hale gelmeleri de bunun bir sonucuydu. Uzun vadede elektrikle çalışacak tanklar ve savaş uçakları da yapmak istiyorlar, ancak teknoloji henüz o seviyeye gelebilmiş değil. Pentagon’un başını esas ağrıtan unsur ise dünyanın dört bir tarafındaki çok sayıdaki kalıcı ve seyyar askeri üslerin elektrik ihtiyacını karşılamak zorunda olmalarıdır. Bu üsler kuruldukları bölgede bir elektrik şebekesi olsa bile, güvenlik sebepleriyle yine de kendi elektriklerini üretmek zorundalar. Operasyonlar için kurulan seyyar üslerde ise dışarıdan elektrik alabilmek çoğunlukla hiç mümkün olmuyor. Bu yüzden tüm üsler çok sayıda jeneratöre sahip olmak zorundalar ve bu jeneratörler devamlı petrol tüketiyor. Zaten Pentagon’un benzin faturasının ciddi bir kısmını da bu oluşturuyor.

Amerika bu sorunu aşabilmek için daha 1950’li yıllarda seyyar nükleer santraller tasarlamayı denedi. Bu reaktörler Güney Kutup üslerinden tutun da, yakıcı çöl koşullarına kadar değişen şartlarda çalışması öngörülen tasarımlardı. Ne var ki bunlar da çok başarılı olamadılar, kaldı ki onları taşımak ve uranyumla beslemek de tankerlerle petrol taşımaktan daha kolay ya da ucuz değildi. Özellikle her an saldırıya uğrayabilecekleri ileri operasyon noktalarında bulunmaları hiç tercih edilir bir seçenek sayılmazdı. Sonuçta sabote edilen bir benzin tankerinin patlamasıyla, 50 MW gücündeki bir nükleer santralin patlaması arasında çok büyük fark var!

Güneş Panelleri

Tüm dünyada güneş enerjisine doğru bir yönelim var ve bu sebepsiz de değil. İlerleyen teknoloji ve özellikle Çin’in bu alana büyük yatırım yapması, panel üretimini ve haliyle elektrik üretim maliyetini hayli düşürdü. Nitekim Almanya nükleer santrallerini tamamen kapatacak ve yerine güneş santralleri kuracak. Amerika, Japonya ve daha pek çok ülke de bu yönde ilerliyor. Fakat özellikle askeri üsler söz konusu olduğunda güneş santralleri pek iyi bir seçenek değil. Çünkü büyük yer kaplıyorlar, kurulmaları ve kaldırılmaları zaman alıyor, ayrıca saldırıya çok açıklar.

O halde ne yapmalı da güneş enerjisini askeri amaçlarla rahatça kullanılır kılmalı? İşte Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin araştırma laboratuvarlarında bu sorunun cevabı aranıyor. Mühendislerin bulabildikleri tek cevap ise, güneş panellerini doğrudan uzaya yerleştirmek! Şüphesiz bu yeni bir fikir değil, Japon ve Çin firmaları da benzer projeler üzerinde çalışıyorlar. Dünya yörüngesine yerleştirilen güneş panelleri atmosfer tarafından engellenmeden çok yüksek verimle elektrik üretebiliyorlar. Ayrıca konumları sayesinde devamlı güneş görebildikleri için de hiç kesintisiz çalışabiliyorlar.

Radyo Dalgaları

Uzaydaki güneş panellerinde üretilen elektriği aşağı göndermek ise başka bir sorun. Farklı mühendislerin bu konuda farklı yaklaşımları var, mesela Japonlar üretilen elektriği yüksek güçlü bir mikro-dalga laseri (MASER) kullanarak yeryüzündeki alıcı istasyonlara göndermeyi planlıyor. Amerikan Donanması ise bu alanda radyo dalgalarından faydalanmayı planlıyor. Amerikalı mühendislerin hazırladığı güneş hücresi prototipleri şimdiden deneylerde kullanılıyor. Bu hücreler güneş paneli, enerji dönüştürücü ve anten düzeneği olmak üzere üç katmandan oluşuyor. Kapalı hücre ve basamaklı hücre olmak üzere iki farklı model üzerinde çalışıyorlar.

Projeye göre bu hücreler montaja hazır halde roketle yörüngeye atıldıktan sonra, orada küçük bir robot ordusu tarafından montajlanacak ve böylece bir kilometre kare büyüklüğünde bir enerji istasyonu kurulacak. Yerçekimsiz ortamda çalışacak olan bu robotların geliştirmesini de Amerikan Donanma Laboratuvarları’nın (Naval Research Labs) farklı bir departmanı yürütüyor. Pentagon bu insansız uzay santrallerinden birden fazla sayıda kurmayı, böylece dünyanın dört bir yanındaki üslerini radyo dalgalarıyla aktarılacak elektrikle çalışır hale getirmeyi planlıyor.

Peki bu gerçekten olası mı? Bu proje gerçekten de hayata geçirilebilir mi? Pek çok ülkenin benzer projeleri var, ancak uzayda böylesine büyük bir yapıyı kurmak ve çalıştırmak hiç kolay değil. Yörüngeye bir kilo malzeme göndermenin bedeli bugün için yaklaşık 100,000 dolar ve üzerinde fiyatlara çıkıyor. SpaceX tarafından geliştirilen Dragon “yeniden kullanılabilir uzay gemisi” gibi projeler başarılı olursa bu maliyet ciddi biçimde düşecek, ama yine de tamamen ortadan kalkmayacak. Tabii bir de gün geçtikçe daha da büyük bir uzay çöplüğüne dönüşen Dünya yörüngesinde böyle büyük bir yapıyı sağ tutmak gibi dev bir problem var.

Eğer Pentagon’un bu projesi başarılı olursa, Amerikan Ordusu dünyanın dört bir yanındaki operasyonlarını daha rahat yürütebilecek ve benzin faturasını da hayli kısmış olacak. Ancak daha da önemlisi, böyle bir projenin mümkün olduğunu ispatlamış olacaklar. Bu da Japonya, Çin, Rusya, Avrupa Birliği gibi pek çok ucuz enerjiye muhtaç gelişmiş ülkenin önünü açacaktır. Gelişmekte olan ülkeler ise bu tür projelerin altından tek başlarına kalkamayacaklarından, elektriği bu projelerin sivil versiyonlarını yürüten ülkelerden almak zorunda kalacaklar. Fakat en azından ihtiyaçları olan ucuz elektriğe ulaşabilmek için bir seçenekleri olacaktır ki, bu da herhalde hiç olmamasından daha iyidir.