Küre Isınınca Ne Olacak?

In Makale, Modern Zamanlar, Yazar Köşeleri by Berker Güngör3 Comments

Küresel ısınma kimin marifetidir, bu konu tartışılabilir belki, ama olası sonuçları pek tartışmaya yer bırakmıyor.

Uzun zamandır köşe yazısı yazmıyorum. İnsanların 30 saniyelik infogram videolarını kamyonla tükettiği bu modern zamanlarda, uzun uzun yazmanın pek anlamı da yok gibi görünüyor.

Ama aslında bir faydası var. Kişisel olarak kafamdakileri döküp rahatlamamı sağlıyor. Kimin okuduğu ve ne tepki verdiği çok da önemli değil yani aslında, yazmanın rahatlatıcı etkisini yaşamam önemli.

Bencilce bir tavır mı? Belki…

Ancak insan denen yaşam formunun en temel özelliklerinden biridir bencillik. Bizi biz yapan temel unsurlardan biridir. Bir organizma olarak sağ kalmamıza katkısı da büyüktür.

Bencilliğiniz küçük, masum, şahsi seviyelerde kaldığı sürece çok da büyük bir sorun yaratmaz aslında. Ancak gezegen nüfusunun 7 milyarı geçtiği, endüstriyel üretimin artık insan uygarlığının temel taşı haline geldiği bir zamanda, bu da farklı bir boyut kazanıyor.

Basit bir örnek; gezegendeki her bireyin yılda fazladan 1 KW elektrik tüketmesi, yılda 7 milyon MW elektrik açığı ortaya çıkarır. Bunu karşılamak için büyük çaplı 2 nükleer reaktör kurmak gerekecektir.

Ortalama güçte bir nükleer reaktör yılda yaklaşık 20 ton nükleer atık üretir. 2 reaktörün yılda 40 ton nükleer atık üreteceğini öngörmek yanlış olmaz. Nükleer atıklar arka bahçenize gömüp unutabileceğiniz türden çöpler sayılmaz.

Mesela bir kaç kilogram plütonyum ya da sezyum ince toz halinde atmosfere saçılsa, kısa sürede gezegendeki yaşam formlarının çoğunu öldürebilir. Tabii en azından teorik olarak hesaplanan böyle, tahmin edebileceğiniz üzere henüz kimse bunu pratik olarak denemedi.

Bunları neden anlatıyorum?

Çünkü en ummadığınız, görmediğiniz detayların yığılıp dev bir çığ gibi tepemize düşebileceği bir çağda yaşıyoruz. Bunun altını çizmek istedim. Fazladan kişi başına 1 KW tüketimi basit bir örnek gibi görünebilir, ama her gün yaşanıyor.

Microsoft ya da Google gibi devler, milyonlarca bilgisayara yayınladıkları hatalı bir güncellemeyle o kilowattları istem dışı olarak herkese harcatabilir. Büyük bir şehrin trafiğini kilitleyecek hesapsız bir yol çalışması, yüzbinlerce aracın birkaç saat içinde fazladan milyon litre fosil yakıtı harcamasına sebep olabilir. Örnekler çoğaltılabilir, ama sonuç değişmiyor.

Bu kadar yoğun bir enerji tüketimine sahip, gezegen yüzeyine bu kadar yayılmış bir yaşam formunun, o gezegenin iklimine, biyosferine ve hatta tektonik döngülerine etki etmeyeceğini savunmak, fazla naif bir yaklaşım gibime geliyor.

Nitekim yüzyılın başındayken küresel ısınmanın gerçek olmadığı savunulurken, bugün gerçek olduğu ama insan yapısı olmadığı savunuluyor. Çok değil, 10 yıl sonra insan yapısı olduğu ama başka bir şey olmadığı filan tartışılacaktır.

Peki bu sorunu çözmek, küresel ısınmayı durdurmak mümkün mü?

Teorik olarak her şeyi yapmak mümkündür. Pratikte niyetimizin olup olmadığı ise ayrı bir konu. Küresel ısınma, türlerin tükenişi, okyanusların ölümü gözümüzün önünde gerçekleşirken bizim ısrarla tartışmaya devam etmemiz ve harekete geçmekten kaçınmamız, sanırım niyet konusuna da açıklık getiriyor.

Sonuçta tüm uygarlığımız “para” üzerine kurulu. Bizler paranın bir ölçü birimi, bir araç olduğunu uzun zaman önce unuttuk. Bu yüzden harekete geçmek yerine tartışıp duruyoruz. Sorunları çözmek için para harcamak gerekiyor. Tartışmak ise çoğunlukla bedava.

Yani en azından şimdilik bedava, çünkü çözmediğiniz sorunlar genellikle ortadan kaybolmazlar. Çoğunlukla kalabalıklaşıp beklemediğiniz anda kapınıza dayanırlar. Bu durumda da olaylar çok farklı gelişmeyecek.

İşin komik tarafı, küresel ısınma kavramının çok da yeni olmaması. Daha 19. yüzyılın sonlarında, Avrupa’da endüstriyel devrim tam hızıyla sürerken, Amerika ve Rusya da bu devrimi yakalamak için hızlanırken, dönemin bilim insanları küresel ısınmadan bahsetmeye başlamışlardı.

Bu söylem sebepsiz ortaya çıkmamıştı. Mesela 1800’lerde Londra’da yaşanan ve bir günde onbinlerce kişiyi öldüren hava kirliliği dalgası, o dönem şehri dolduran fabrikalardan kaynaklanmıştı. Benzer olaylar endüstrileşen ülkelerde sıkça görülmeye başlanıyordu.

İşin daha da ilginç yanı, bilim insanlarının 1950’li yıllarda bu konuyla ilgili sıkça seslerinin çıkmasıydı. Ancak Soğuk Savaş tantanası içinde sesleri boğulmuş, çevre kirliliği sadece hippilerin şarkılarında yer bulabilmişti.

Bu dönemde konuşan bilim insanlarının “geri dönülmez nokta” için belirledikleri tarih ise 1986 idi. Takvime göz atmanıza gerek yok, o tarihi çoktan geçtik.

Bu noktadan sonra neler olacak? Basit, küresel ısınma devam ediyor ve çevre kirliliğine sebep olan tüm unsurları bugün tamamen ortadan kaldırsak bile devam edecek. Çünkü çağlardır büyüyen buzullar hızla eriyor. Bunların hapsettiği metan ve karbondioksit gibi sera gazları da artık kontrolümüz dışında atmosfere salınmaya devam ediyor.

Peki gezegenin ortalama ısısı yükselince ne olacak?

Gezegen ısısının 1-2 derece yükselmesi, klimalı evlerinde ve arabalarında serin serin oturan insanlık için çok büyük bir anlam ifade etmiyor. Klimanın düğmesini bir tık daha yükseltiriz, olur biter.

Ne var ki sorun kişisel terlemeden biraz daha büyük.

İnsanlığın gezegen üzerindeki yerleşimi, son 10.000 yıldır süregelen iklim şablonuna uygun olarak gerçekleşti. Şehirler, tarım arazileri, endüstriyel merkezler, madenler, çöp sahaları, tatil merkezleri, limanlar, hava alanları ve aklınıza gelebilecek her unsur, bugün bulundukları yerlere iklim uygun olduğu için kuruldu.

İnsanlık olarak kurduğumuz tüm düzen, son 10.000 yıldır iyi kötü belirli bir çizgi izleyen, öngörülebilir iklimsel yapılara göre kuruldu.

Önümüzdeki 50 sene içinde bu iklimsel yapı tamamen değişecek. Daha şimdiden şehirleri vuran fırtınalar, kasırgalar, dev hortumların haberlerini okuyorsunuz. Tarım alanları sel altında kalıyor ya da kuraklık yüzünden çöle dönüşüyor.

Gıda, içme suyu ve ilaç gibi kritik ihtiyaçlar “hava muhalefeti” nedeniyle karşılanamadığında, ufacık şehirlere doldurduğumuz milyonlarca insanın başına ne gelecek dersiniz? Tabii ki yaşayabilmek için başka yerlere doğru yola çıkacaklar. Şehirler ve endüstriyel merkezler, içlerinde barınacak ve çalışacak insanlar olmadıktan sonra tamamen anlamsızdır.

Tabii aslında bu hikayede çok fazla unsur var. Mesela 50.000 yıldır buzulların içinde uyuyan ve insanlığın bağışıklık sisteminin hiç tanımadığı antik virüsler ve mikropların uyanması gibi. Bilim insanları bu yüzden çıkacak olası bir salgının, geçmişin veba salgınlarına rahmet okutabileceğini hesaplıyor.

Burada kısa süre içinde milyonlarca insanın ölümünden bahsediyoruz. Tabii 7 milyar nüfuslu gezegende 10 milyon kişiyi tek salgına kurban vermek, istatistik açıdan çok belirgin görünmeyebilir. Ancak böyle bir olay, herhangi bir ülkenin belini kırmaya yeter.

Ve Orta Doğu’da son 20 yıldır yaşananlara dikkat etmiş herhangi bir insan, bir ülkenin çöküşünün kısa sürede tüm bölgesinde, hatta yeterince zaman verildiğinde tüm gezegende domino etkisi yaratacağını da görebilir.

Özetle; şu noktada küresel ısınmayı ve kirlenmeyi önlemek için artık pek fazla şansımız yok. Tabii öz kaynaklarınızı dikkatli kullanarak, geleceğe şahsi hazırlıklarınızı yapabilirsiniz. Ancak işin doğrusu, bu çapta küresel bir devinime karşı kişisel ne hazırlık yapılabilir, doğrusu çok da emin değilim.