Anasayfa Oyun The Last of Us Part II İncelemesi

The Last of Us Part II İncelemesi

PlayStation 4’ün en önemli oyunlarından biri olan The Last of Us Part II incelemesi ile karşınızdayız.

Joel bir karar verdi. Dünyanın en bencil kararını aldı ve bundan yıllar önce Ellie’nin amacını ondan aldı. Ben bu cümleyi söylerken zorlanıyorum çünkü, Joel’un neden böyle bir karar verdiğini anlayabiliyorum. Bu onu haklı çıkarmıyor ama neden olduğunu anlayabiliyorum, hepimiz anlıyoruz. O sadece bir kez daha kaybedemezdi. Hayatın amacını arayan tek kişi Ellie değildi, Joel da kırık bir kol saatine daha fazla takılı kalmak istemiyordu. Bu kez korumak istiyordu, bu kez kızı ellerinin arasından kayıp gitmesin istiyordu.

The Last of Us Part II aslında ilk oyunun kaldığı yerden başlıyor. Joel gitarını temizlerken, kardeşi Tommy’e yaptıklarını anlatıyor. Aslında bizim için hatırlatma niteliğinde olan bu giriş, ilk bölümü oynamadan Part II’ye başlayacaklar için önemli bir hikaye arka planı oluşturuyor. Çünkü hepimiz ilk oyundan soru işaretleriyle ayrıldık. İkinci oyunu oynamamızın en önemli sebeplerinden biri de bu soru işaretlerine bir cevap bulabilmek.

Tommy demişken… Hastanede yaşananların ardından Joel ve Ellie, Tommy’nin yaşadığı büyük bir kasaba olan Jackson’da yaşamaya başlıyorlar. Jackson, enfekteler ve yağmacılara karşı koruma altına alınmış özel güvenlikli bir kasaba. Burada eli silah tutan her insan kasabanın güvenliğini sağlamak ile yükümlü. Tommy ve eşi bir nevi lider konumunda oldukları için genelde görevlendirmeli onlar yapıyor. Bazen ikişerli, bazen daha kalabalık gruplar halinde kasaba dışını gözleniyor ve enfekte olanlar sınırların dışında tutuluyor.

Dünya Nasıl Bu Hale Geldi?

2013 yılında Cordyceps türü bir mantar insanların beyinlerinde konaklayarak onları çıldırtmaya ve saldırganlaştırmaya başlar. Mantar şikayeti ile hastaneye yatanların aslında birer konak olması ve enfeksiyonu hızla yaymaları sonucu, düşündüğünüzden, tahmin ettiğinizden çok daha kısa bir süre içerisinde Amerikan Rüyası’nın sonu gelir.

Cordyceps ailesindeki mantar türlerinin sayısının 500’den fazla olduğu düşünülüyor. Tamamen parazit yapıda olan bu Cordyceps, böceklere ve eklembacaklıları konak olarak seçiyor ve onların üzerinde yaşıyor. İşte The Last of Us bu mantarın böcekler yerine insanlarda konaklamasını kendine konsept olarak seçiyor. Arka planın bu derece ince bir detayla süslü olması, oyunun hikayesini şu ana kadar gördüğüm çoğu zombi evreninden çok daha inandırıcı ve tehlikeli kılıyor. Çünkü mantar sporla çoğalan bir canlı türü. Bu yüzden The Last of Us evreninde ısırılma dışında daha pek çok farklı şekilde mantarların yuvası haline geliyorsunuz.

Mantar bulaştığı kişinin beynini hedef alıyor ve hızla büyümeye başlıyor. Bu enfeksiyon sırasında akıl sağlığını kaybeden kişiler hızla beyinsiz zombilere dönüşüyor. İşte bu aşamalar da bizim oyundaki düşman gruplarını oluşturuyor. Ama insan için doğa hiçbir zaman yeterli değildir. Adaptasyon söz konusu olduğunda yeryüzündeki en çetin cevizlerden biri olan insanlar, yaşamanın yeni yollarını buluyor. Üstelik sadece yaşamanın değil, aynı zamanda savaşmanın da yeni yollarını buluyor.

The Last of Us Part II ilk oyunun 4 yıl sonrasında geçiyor. Ellie artık genç bir yetişkindir ve Jackson’da yaşadığı görece daha sakin hayat ona yepyeni arkadaşlıkların kapısını açmıştır. İlk oyunun izole yapısının aksine, Ellie pek çok farklı kişiyle etkileşime giriyor ve doğal olarak önemsediği insan sayısı hayli artmış durumda.

Oyunun hemen açılışı ile beraber Ellie ve Dina’nın yakınlaşmasına şahit oluyoruz. Aslında bu yakınlaşmayı biz çok önceleri gösterilen bir sinematik fragmanda görmüştük. Dina ve Ellie’nin öpüşmesinin ardından Jackson ufak çaplı bir kriz geçiriyor ve Joel’in de olaya dahil olmasıyla işler karışıyor.

The Last of Us 2 daha oyunun hemen başından Jesse ve Dina gibi karakterleri bize detaylı bir şekilde tanıtmak için elinden geleni yapıyor. Joel görevlere genellikle Tommy ile beraber çıktığı için Ellie de Jesse veya Dina ile takılıyor. Aslında oyundaki en tartışmalı ama en doğru kararlardan biri olmuş. Hepimiz Ellie ve Joel’i beraber görmek isterdik ama Ellie’nin bir baba figüründen çok artık kendi ayakları üzerinde durmaya daha çok ihtiyacı olduğunu hissediyorsunuz.

Bir Naughty Dog oyunu oynuyorsanız etkileşim her şeyden önemlidir. Bu yüzden Dina ve Ellie’nin arasındaki dinamiklere ve duygusal yakınlaşmaya titizlikle yaklaşılmış. Oyunun bize karakterleri tanıttığı ilk saat sonunda Dina’ya o kadar çabuk alışıyorsunuz ki, onunla çıkılacak bir macera hayal kırıklığı değil, yeni bir heyecan oluyor. Elbette bu kez düşmanın sokak serserileri ve Tıkırdayanlardan çok daha tehlikeli olması da önemli bir heyecan sebebi. WLF ve Serafiler ilk oyuna göre çok daha organize ve ölümcül saldırılarla düşmanlarını ezip geçiyor. Eh, Washington, Seattle’da bu iki büyük güç birbiriyle çarpışırken, Ellie ve Dina da kendi fırsatlarını kolluyor.

The Last of Us Part II kendini ve oyun dünyasını çok ciddiye alıyor ve bu ciddiyeti sonuna kadar size hissettirmeyi başarıyor. Detay seviyesi öyle bir noktaya taşınmış ki, oyunun ilk saatinde de, yirminci saatinde de sizi şaşırtacak bir detay görebiliyorsunuz. Naughty Dog oyundaki animasyon ve sinematik seviyesini yeni nesilde çıkacak tüm oyunları zan altında bırakacak kadar yükseltmiş. Ellie ve diğer karakterlerin jest ve mimikleri olabilecek en iyi şekilde oyuna aktarılmış. Böylece sahnede yaşanan tüm duygu ve his anında size geçiyor.

Ama The Last of Us Part II detay söz konusu olduğunda çoğu firmanın çok üzerinde bir geliştirici. Ellie silahla ateş ettiğinde gerçekten odaklanıyor ve silah patlamasına uygun tepkiler veriyor. Düşmanını çakısıyla öldürürken yaşadığı zorlanmayla karışık hırsı yüzündeki her mimikten okuyabiliyorsunuz. Yağma yaparken üçgen tuşuna ardı arına basarsanız iki eliyle birden gördüğü her şeye saldırıyor. Elindeki silahla camı kırarken gerçekçi bir şekilde her seferinde yüzünü koruma altına alıyor. Etrafında dönerken karbon kopya aksiyon karakterleri gibi değil, çevresini kollayarak dönüyor. Darbe aldığında, darbenin şiddetine göre sendeleyebiliyor veya geriye doğru uçabiliyor.

Açık Dünya Deneyimi

Oyunda bir noktada açık dünya deneyimi yaşıyorsunuz. Genel olarak çizgisel yapıya sahip olsa da, The Last of Us Part II genellikle bölge içerisinde sizi özgür bırakıyor ve dilediğinizce keşif yapmanıza olanak sağlıyor. Özellikle keşif kısımlarının sıkıcı olmaması için ellerinden geleni yapmış geliştirici ekip. Dina çok iyi bir yol arkadaşı ve bulundukları çevreye göre konu konuyu açıyor ve siz etrafı araştırırken, bir yandan da muhabbete ortak oluyorsunuz. Kimi zaman bir müzik mağazasında eski bir gitar buluyorlar, kimi zamansa bir bankanın alt katlarında Tıkırdayanlara karşı savaşıyorlar. Naughty Dog yol arkadaşı kavramını en iyi anlayan firmalar biri, buna şüphe yok.

Özellikle Seattle’daki açık dünya kısımlarında Ellie ve Dina harita üzerinden gidecekleri yeri bulmaya çalışıyor. Burada harita kullanımını son derece beğendim. Oynunu görece kısa bir bölümü bu şekilde geçiyor ve normal düzene dönüldüğünde tadı damağınızda kalıyor. The Last of Us Part II bir hayatta kalma oyunu değil, hayatta kalanların oyunu. Bu yüzden hikayenin tonu, olayların ilerleyiş şekli ve karakter gelişimi inanılmaz çatışmalar üzerine kurulu. Hatta benim bugüne kadar bir oyunda gördüğüm en iyi hikaye çatışmaları The Last of Us Part II’de bulunuyor. Hikayenin gerilimi oyunun her dakikasında, her sinematik ile daha da artıyor. Sonraki sahneyi seçemediğimiz bir oyun olduğu için de alınan kararlara ve yaşananlara çoğu kez tırnak yeme seansları ile eşlik ediyoruz.

Bu oyunda iyi ve kötü yok. Part II grinin tonları içerisinde kaybolan bir yapım. Bir karakteri çok severken, on saniye sonra ondan ölümüne nefret edebiliyorsunuz. Ben oyunun senaryosu ve karakterleri yazılırken Shakespeare’in eserlerinden ciddi bir şekilde etkilenildiğini düşünüyorum. Özellikle de 3. Richard karakter gelişimi ve hikaye çatışmaları açısından The Last of Us Part II’ye inanılmaz uyuyor.

Part II vahşeti ve şiddeti de ciddiyetle ele aldığı için benim bugüne kadar oynarken aynı zamanda en çok rahatsız olduğum oyunlardan biri oldu. Daha önce yayınlanan fragmanlardan birinde genç bir kadının kollarının Serafiler tarafından çekiçle kırıldığını görmüştük. İnanın bu sahne buz dağının üzerindeki minik bir buz parçası. The Last of Us Part II kesinlikle 18 yaşın altındaki kişilerin ve şiddetten rahatsız olanların uzak durması gereken bir yapım.

Ellie düşmanın boğazını keserken düşmanın debelenmeleri, silah hasarı yüzünden uzuvları kopan düşmanların rahatsız edici acı feryatları, ölümün aniliğini her an hissettiren sahneler ciddi ölçüde insanın üzerinde etki bırakabiliyor. Hatta yine bu vahşet konusunda eleştirilen bir yapım olan The Walking Dead ile karşılaştırmak gerekirse, The Last of Us Part II rahatsız edicilik noktasında bir adım önde. Çünkü işin içerisinde oyun olması nedeniyle ciddi bir empati duygusu da giriyor.

Düşman Grupları Daha Organize ve Yapay Zeka Geliştirilmiş

Daha önce de söylediğim gibi Part II’de çetelerle değil organize gruplarla çarpışıyoruz. WLF yani Kurtlar, ateşli silahları ve askeri taktikleri son derece etkili bir şekilde kullanabiliyorlar. Ellie onlarla savaşırken elindeki tüm kaynakları etkili bir şekilde yönetmek zorunda. Çünkü bizim aksimize Kurtların mermileri öyle kolay kolay bitmiyor. Çatışma sırasında kolayca etrafınızı çevirebiliyor, arkanızdan dolaşabiliyor ve sizi savunmasız bırakabiliyorlar. Bu yüzden her bölge için stratejinizi çok iyi oluşturmalı ve topladığınız ekipmanları efektif bir şekilde değerlendirmelisiniz.

Ellie ile araştırma yaptıkça ve yeni yerleri keşfettikçe farklı yetenek ağaçları açılıyor. Bazen bir kasa içerisinde, bazen de hikaye gereği topladığınız dergilerle yeni savaş uzmanlıkları üzerinde Ellie’yi geliştirebiliyorsunuz.

Ellie oyunun başlarında çakısıyla düşmanı gizlice öldürürken çok uzun zaman harcarken, gerekli yeteneğe yatırım yapmanız halinde bu kez saniyeler içerisinde düşmanı haklayabiliyor. Aynı zamanda ilk oyunda olduğu gibi yeteneklerimiz dışında silahlarımızı da geliştirebiliyoruz. Ama oyun bittiğinde istediğiniz kadar araştırmacı olun, tüm yetenekleri açmanız veya tüm silahları geliştirmeniz mümkün değil. Her konuda olduğu gibi geliştirmeler söz konusu olduğunda da doğru kararları vermeniz şart. Pompalıyı daha kararlı hale getirmek ile tabancanıza susturucu yapabilmek arasında kararı sizin oynanış şekliniz belirliyor. Yine de ilk yetenek ağacı çok önemli dinleme ve sağlık iyileştirmeleri kazandırdığı için ilk olarak onu tamamlamanızı öneriyorum.

Gizlilik oyunun çok önemli bir mekaniği. Hem kalabalık düşman grupları arasındayken, hem de enfeklerle uğraşırken, ilk düşündüğünüz şey yerinizi belli etmemek oluyor. Özellikle düşman grupları arasında Tıkırdayan varsa gizlilik daha bir ön plana çıkıyor. Tıkırdayanlar ilk oyunda olduğu gibi size dokundukları anda ölümcül darbeyi indiriyorlar. Üstelik bu kez Ellie çatı yaparak onlardan kurtulamıyor. Diğer taraftan artık elimizdeki çakı sonsuz sağlığa sahip. Yani gizlilikle hızlıca düşman öldürmek için sürekli makas ve bant aramak zorunda değiliz. Anlayacağınız Naughty Dog bir taraftan alırken, diğer tarafa vererek dengeyi sağlamış.

Ama benim en çok dikkatimi çeken şey Serafiler oldu. Hikaye içerisinde hayli merak uyandıran bir inanışları olduğu için detaya girmeden sadece mekanikleri anlatmak istiyorum. Serafiler, düşmanları onların taktiklerini anlamasın diye kendilerine özel bir ıslık haberleşme ağına sahipler. Eğer oyun ayarlarından ilgili altyazıları açmazsanız, onların haberleşmelerini anlamaya çalışarak taktiklerini çözmeye çalışıyorsunuz. Biri öldüğünde, sizi fark ettiklerinde veya çevrede bir değişim olduğunda farklı ıslıklarla ekiplerini yönlendiriyorlar.

WLF milisleri ise sizin izinizi bulmak için eğitimli köpekler kullanıyor. Bu köpekler sizin bulunduğunuz konumları fark ediyor ve koku izinizi kaybedemezseniz kısa süre içerisinde yakalanıyorsunuz. Sonuç olarak, Ellie sık sık düşmanların uyguladığı taktiklerde açığa çıkma tehlikesi geçirebiliyor. İlk oyundaki yapay zekanın çok üzerinde tepkiler aldığınız söyleyebilirim.

Yine düşmanlarda ince düşünülmüş bir detay da onların birer isme sahip olması. Bir düşmanı öldürdüğünüzde, onun ekip arkadaşı öldürdüğünüz kişinin ismini haykırabiliyor. Veya bir düşman ortadan kaybolduğunda diğerleri ilgili kişinini adını söyleyerek kendi aralarında hızlı bir durum değerlendirmesi yapabiliyor. Bunun gibi minik detaylar sayesinde düşmanlar hedef tahtasından çok rakip gibi hissettirebiliyor.

Sonuç olarak The Last of Us Part II son yılların en iyi oyunlarından biri olmayı başarıyor. Özellikle ilk oyunu deneyim etmiş olanlar, kesinlikle Part II’yi kaçırmamalılar.