Nintendo Switch hibrit bir oyun konsolu olunca, artık Nintendo tarafında el konsoluna ayrı, normal konsola ayrı oyun anlayışı da sona erdi. Böylece DS’in en büyük oyunlarından biri olan Animal Crossing, yenilenmiş haliyle Switch oyuncularıyla buluştu.
Animal Crossing: New Horizons özellikle sosyal medyada son dönemde hayli popüler olunca insanların bu oyunu araştırmaya başlaması da oldukça doğal bir durum. Animal Crossing, elinize silah alıp ilerlediğiniz, sıka sıka gittiğiniz bir oyun değil. Bir adada barış içinde yaşamaya çalıştığınız ve diğer oyuncularla etkileşime geçtiğiniz özel bir deneyim.
Animal Crossing daha en başta sizi terk edilmiş gibi görünen bir adaya bırakıyor. Elinizde sadece standart bir çadır ve birkaç hayvan dostunuzdan başka hiçbir şey olmuyor. Yapmanız gereken adanın bilinmeyen gizemlerini çözmek, üretim yapmak ve olabildiğince yaşanabilir bir alan kurabilmek. Eşyalar oluşturmak ve diğer oyunculara sıcak bir karşılama yapabilmek için zamana ve oyunu çözmeye ihtiyacınız oluyor.

İlk başta koca adanın sadece küçük bir kısmına erişebilirken, kendinizi geliştirdikçe ve yeni araçlar ürettikçe diğer kısımlara da erişebiliyorsunuz. Önce toplayıcılık yapmalı ve bulduğunuz meyveleri oyundaki para birimi olan Bell’lere ulaşmak için satmalısınız. Böylece yavaş yavaş çok daha iyi eşyalara ulaşabiliyorsunuz.
Bu yeni araçlar arasında bir akıllı cep telefonundan, tarım gereçlerine kadar her şey olabiliyor. Animal Crossing: New Horizons uçsuz bucaksız bir yapım. Oyunun başına oturduğunuz her vakit geliştiğinizi ve adanızı çok daha güzel hale getirdiğinizi fark edebiliyorsunuz. Olta yaparak balık tutmaya, merdiven üreterek adanın diğer bölgelerine erişmeye başladığınızda bu gelişim hissiyle beraber çok daha fazlasını istemeye başlıyorsunuz.

Üstelik adanız diğer oyunculara tamamen açık. Ayrıca siz de istediğiniz gibi diğer insanların adalarını gezebilir ve günlük görevleri tamamlayabilirsiniz. Bir başkasının adasına gidip ona yardım etmek, etkileşime geçmek oyunun en özel yanlarından biri. Zaten insanların arkadaşları ve aileleriyle beraber oyuna başlamalarının en büyük sebeplerinden biri de bu.
Bir noktadan sonra artık üzerinizdeki giysileri değiştirmeye, evinizi yenilemeye ve çok daha güzel eşyalar üretmeye başlıyorsunuz. Bu gelişim hissi Animal Crossing’in kalbinde yatıyor. İlk başta üzerinde ağaçlar ve bitkilerden başka hiçbir şey olmayan bir adayı, yavaş bir şekilde yaşanabilir bir cennete dönüştürdükçe, siz de tatmin olma hissi yaşıyorsunuz. Oyunun hemen başında çadırda kalırken, artık kocaman bir eve sahip olduğunuzda oyunla aranızdaki bağ da otomatik olarak yükseliyor.

Zaman kavramı Animal Crossing için çok önemli. Siz istediğiniz kadar hızlı gelişmek isteyin, istediğiniz kadar üretim yapmaya çalışın bir nokta da oturup beklemeniz gerekiyor. Elbette bu bahsettiğim mobil oyunlardaki gibi bir para tuzağı bekleme süresi değil. Bir bitki ektiğinizde onun gelişmesi için zaman tanımanız gerekiyor. Bu şekilde oyun deneyimi çok daha yoğun ve kontrollü oluyor.
İşte bu bekleme mantığı bazı oyunculara göre olmayabilir. Çünkü Animal Crossing uzun bir sürece yayılan, geliştikçe öğrendiğiniz ve çok daha fazlasını yapmaya çalıştığınız bir deneyim. Bu noktada isterseniz Switch saatini ileriye alarak bekleme sürelerini azaltabilirsiniz ama inanın kuralına göre oynarsanız, Animal Crossing: New Horizons’dan aldığınız keyif de katlanıyor.
Sonuç olarak Nintendo, DS’lerin en sevilen oyunlarından birini Nintendo Switch’e getirerek harika bir iş başarmış. Oyuna harcadığınız zamana gerçekten değiyor ve günün sonunda tüm ada kazanıyor.



