ABD’de bir biyoteknoloji şirketi ölen evcil hayvanları klonlama hizmetini 50 bin dolar seviyesinde fiyatlandırıyor. Konu sevdiğini geri getirme fikrinin cazibesiyle pazarlanıyor gibi görünse de pratikte bambaşka bir gerçeğe dayanıyor.
Klonlama, kaybedilen canı geri getirmiyor. Genetik olarak aynı bir yavru doğsa bile ölen hayvan ölmüş oluyor. Geri gelen şey hatıranın birebir devamı değil, aynı genetik şablondan üretilmiş yeni bir birey. Tam da bu yüzden hizmetin bedeli yalnızca para değil, yas sürecinin kendisi ve kabullenme mekanizması.
50 bin dolarlık klon vaadi gerçekte ne satıyor?
Bu hizmeti sunan şirketin adı ViaGen. Süreç 1996’da Dolly isimli koyunun klonlanmasında kullanılan yöntemle aynı temele dayanıyor. O da somatik hücre çekirdeği transferi. Hayvan yaşarken alınan doku örneğinden hücreler saklanıyor, bu hücrelerden elde edilen çekirdek bir donör yumurtaya aktarılıyor, ardından oluşan embriyo taşıyıcı anneye yerleştiriliyor.

Aylar sonra genetik olarak aynı kabul edilen bir yavru dünyaya geliyor. Burada kritik nokta şu ki ortaya çıkan canlı genetik benzerlik taşıyor ancak kaybedilen hayvanın yaşamı, anıları ve deneyimleri geri gelmiyor. Klonlama, zihin aktarımı değil, sadece genetik kopya.
Bu ayrım hizmetin ne sattığını netleştiriyor. Klonlama, ölümle kopan bağı onarmıyor veya ölümü geri almıyor. Üretilen yeni yavru aynı gözlere, aynı burun yapısına, benzer tüy rengine sahip olabiliyor. Hatta bazı refleksler ve küçük davranışlar benzer görünebiliyor.
Ancak bu benzerlik insanların yas anında aradığı şey olan aynı canın geri dönmesi anlamına gelmiyor. Nitekim hizmeti deneyen bir kullanıcının gözler tanıdık ama tamamen o değil ifadesi de bunu doğruluyor. Bu cümle klonlamanın en gerçek özeti.
Klonlama savunulurken genellikle en azından bir parçası devam ediyor argümanı öne çıkıyor. Buradaki parça gerçek anlamda yalnızca genetik materyal. Kişilik, karakter, öğrenilmiş alışkanlıklar, çevreye göre şekillenen davranışlar ve sahip-hayvan arasındaki ilişkinin dili genetikle birebir kopyalanmıyor.
Bir veteriner hekimin vurguladığı gibi fiziksel benzerlik aynı kişilik demek değil. Diyet, çevre, stres, sosyalleşme, eğitim ve sahibin yaklaşımı gibi değişkenler yeni bireyi farklı bir canlı yapıyor. Hatta aynı evde büyüse bile zaman farklı, koşullar farklı, sahibin psikolojisi farklı. Bu fark klon yavrunun aynı olmasını baştan imkansız kılıyor.
Bu yüzden eleştiri teknolojiye karşı çıkmak gibi düz bir hatta ilerlemiyor. Eleştiri, hizmetin yas sürecine nasıl temas ettiğinde yoğunlaşıyor. Klonlama, kabullenme sürecine bir kestirme yol gibi sunuluyor. Fakat aslında kaybı geri çevirmeyen bir işlemi geri dönüş duygusuyla paketliyor.
Kayıp yaşayan kişi bekle denildiğinde bile bekleyemiyor ve kararlar net zihinle alınmıyor. Bu klonlama işlemine katılanların örneklerinde de aynı durum açıkça görülüyor. Kararı veren kişi daha sonra bu seçimi yoğun yas halindeyken yaptığını ve yeniden yapmayacağını söylüyor. Bu da işlemin psikolojik zeminini tartışmanın merkezine koyuyor.
Konunun bir başka boyutu da hayvan refahı tartışması. ViaGen’in yaklaşık yüzde 80’e yakın başarı oranından söz ettiği, 2015’ten bu yana 1.000’den fazla kedi ve köpek klonladığı aktarılıyor. 2024 tarihli bir CBS News incelemesinde şirketin USDA düzenlemeleri ve hayvan refahı kurallarıyla uyumlu bulunduğu bilgisi de yer alıyor.
Ancak uyumlu bulunmak etik tartışmayı bitirmiyor. PETA ve ASPCA gibi hayvan refahı örgütleri klonlamaya karşı çıkıyor ve bunun yerine barınaklardan sahiplenmeyi savunuyor. Bu itirazın temelinde bir yanda yüksek maliyetli bir kopya üretimi varken diğer yanda yuva bekleyen çok sayıda hayvanın bulunması gerçeği yatıyor.
Klonlamanın savunucuları için bu seçim özgürlüğü ve bilimsel imkan. Eleştirenler ise burada duygusal bir boşluğun ticari ürün haline getirildiğini söylüyor. 50 bin dolar, teknik bir işlem için ödenen bedel gibi dursa da gerçekte satın alınan şey çoğu zaman teselli oluyor.
Bu tesellinin sürdürülebilir olup olmadığı ise tartışmalı. Çünkü yeni yavru büyüdükçe farklılaşacak, başka alışkanlıklar geliştirecek, kendi karakterini oluşturacak. Kişi de ister istemez iki şeyle aynı anda yüzleşecek. Birincisi, eski hayvanı geri gelmedi. İkincisi de karşısındaki yeni can eski hatıranın aracı değil, kendi başına bir canlı.



