Bugün Windows tarafında hem 5090’lı devasa masaüstü yerine geçen canavarlar var hem de bir günü çıkaran ince iş makineleri. Buna rağmen vitrine bakınca garip bir süreklilik görüyoruz. Birçok model hala touchpad bölümünü ortalamıyor, ortalasa bile bilerek küçük tutuyor.
Üstelik bu durum sadece ucuz sınıfta değil, premium ve amiral gemilerinde de karşımıza çıkıyor. Bunun nedeni tek bir inat değil, 40 yıllık taşınabilir PC tasarımının, klavye düzenlerinin, kurumsal alışkanlıkların, maliyet/onarım gerçeklerinin ve touchpad teknolojisinin evriminin üst üste binmesi.
Touchpad yeri bir tasarım tercihi değil, klavye mirasının sonucu
Dizüstü bilgisayarlarda ilk yıllarda işaretleme aygıtı meselesi çözülmüş değildi. Taşınabilir PC’ler 80’lerin sonu ve 90’ların başında trackball, joystick benzeri çözümler, klavyeye entegre küçük kontrolcüler ve harici fare kombinasyonlarıyla yaşadı.

O dönemin temel önceliği klavyeyle verimdi. Çünkü dizüstü bilgisayarın işi çoğu zaman yazı yazmak, tablo yapmak, kod yazmak, terminal kullanmaktı. İşaretleme aygıtı ise klavyenin verimini bozmayacak şekilde eklemlenmeliydi.
Bu miras bugün bile tasarım kararlarını belirliyor. Özellikle iş sınıfında ThinkPad gibi çizgilerle gelen klavyeden el kaldırmadan imleç yönetimi kültürü yerleşti. TrackPoint/pointing stick ve onun fiziksel tuşları sadece nostalji değil, hala yoğun yazı yazan kullanıcılar için ergonomik bir yöntem.

Şimdi bunu bir kasaya koyduğunda avuç içi dayama alanı ve tuşlar fiziksel yer kaplıyor. Touchpad’i büyütüp ortaya aldığında iki şey çatışıyor. TrackPoint tuşları ve geniş touchpad yüzeyi aynı alanı istiyor. Sonuç olarak bazı üreticiler touchpad’i bilerek daha küçük tutuyor, bazıları yana kaydırıyor, bazıları da iki sistemi bir arada taşımak için orta karar bir boyutta kalıyor.
Bir de şu var ki kullanıcı touchpad ortada olsun derken genelde klavyenin yazı yazılan ana bloğunun (harfler + space) tam altında, doğal el pozisyonuna yakın olsun diyor. Üreticiler ise çoğu zaman cihazın gövdesinin ortası ile klavyenin merkezinin ortası aynı şeymiş gibi davranamıyor. Çünkü klavye düzeni gövdeyi her modelde aynı şekilde ortalamıyor.

En büyük kırılma numpad. Numpad eklediğin anda klavyenin tümü sağa doğru genişler, yazı yazılan ana blok gövdenin soluna kayar. Bu durumda touchpad’i kasanın geometrik ortasına koyarsan yazı yazarken sağ bileğin daha fazla yol yapması gerekir.
O yüzden özellikle 15-18 inç tam klavye + numpad geleneği olan oyun ve performans laptoplarında touchpad’i gövdenin ortasına değil yazı yazılan ana bloğun merkezine hizalamak daha mantıklı bulunuyor. Dışarıdan bakınca yana kayık görünen şey, içeride çoğu zaman alfanümerik bloğa hizalı bir tercih.

Touchpad’in küçük kalmasının bir diğer kökü de eski Windows sürücüsü dönemleri. Yıllarca touchpad kalitesi donanımdan çok sürücüye ve üreticinin yazılımına bağlıydı. Hassasiyet, ivmelenme, avuç içi engelleme (palm rejection), çoklu dokunma hareketleri her modelde başka davranırdı.
Büyük bir yüzey kötü avuç içi engelleme ile birleşince kullanıcıyı çıldırtan imleç zıpladı, tıklarken seçti, yazarken dokundu problemini büyütür. Üreticiler için iade/servis riskini azaltmanın pratik yolu touchpad alanını makul tutmaktı. Windows tarafında Precision Touchpad standartlarıyla deneyim ciddi şekilde toparlandı ama alışkanlıklar ve tasarım kalıpları bir gecede silinmiyor.
Büyük touchpad’in mekanik tarafı da var. MacBook’ların uzun süredir kullandığı haptik tıklama yaklaşımı (fiziksel olarak basmayan, titreşimle tık hissi veren sistem) çok büyük yüzeylerde bile her noktada aynı hissi vermeyi kolaylaştırıyor.
PC dünyasının büyük kısmı ise hala mekanik tıklamaya yaslanıyor. Ya touchpad’in kendisi aşağı basar ya da ayrı sol/sağ tuşlar vardır. Touchpad büyüdükçe mekanik toleranslar zorlaşır, köşeden tıklama hissi, ses, esneme ve uzun vadeli aşınma gibi detaylar büyür.
Bu da özellikle çok ince kasalarda maliyeti ve mühendislik zorluğunu artırır. Sonuç olarak bazı üreticiler büyütelim ama haptik yapmayalım demek yerine boyutu kontrollü tutalım, tutarlılığı koruyalım çizgisinde kalıyor.
Bir de servis/onarım gerçeği var. Büyük cam yüzey, haptik motorlar ve tek parça üst kapak tasarımları cihazı premium hissettirir ama parça maliyetini artırır. Kurumsal tarafta binlerce cihaz alan şirket için touchpad’in kırılması, sıvı teması ve kasanın darbe alması parça değişimi demektir.
Üretici, aynı şaseyi farklı pazarlara satıyorsa dayanıklılık ve modüler onarım beklentisi touchpad tasarımını daha muhafazakar hale getirir. Küçük parça daha ucuzdur, değişimi daha kolaydır, risk daha düşüktür.
Peki madem insanlar büyük ve ortalı istiyor, neden herkes geçmiyor? Çünkü aynı üretici bile tek bir kullanıcıya ürün yapmıyor. Aynı markanın bir serisi içerik üreticisine, bir serisi e-spor odaklı oyuncuya, bir serisi kurumsal IT alımına ve bir serisi de mobil iş kullanımına gidiyor.
Touchpad bu segmentlerin her birinde aynı öncelik değil. Oyuncu kitlesi için harici mouse zaten varsayılan oluyor ve geniş touchpad çoğu zaman yanlış dokunma alanı gibi hissediliyor.
Kurumsal tarafta ise trackpoint tuşları hala oldukça önemseniyor. İnce ve hafif sınıfta ise pil, hoparlör, soğutma ve port yerleşimi gibi tasarımsal kısıtlar touchpad büyüdükçe daha zor yönetiliyor.
Özetle PC dünyasında touchpad’in ortalanmaması ya da küçük tutulması tasarımcı görmemiş gibi basit bir mesele değil. Bu taşınabilir PC’nin 80’lerden beri taşıdığı klavye odaklı mirasın, numpad geleneğinin, trackpoint kültürünün, sürücü/palm rejection tarihinin, mekanik tıklama mimarisinin ve kurumsal maliyet hesabının bugüne sarkan toplamı. MacBook yaklaşımı tek bir çizgide yıllarca ilerledi. PC tarafı ise aynı anda onlarca farklı kullanım senaryosunu taşımaya çalıştığı için bazı şeyleri daha yavaş ve parçalı değiştiriyor.
Oyun laptopu, mobil iş istasyonu veya ultrabook! Touchpad yeri neden değişiyor?
Oyun laptoplarında touchpad neredeyse hiçbir zaman tasarımın merkezinde olmadı. Bu cihazların varsayılan giriş aygıtı genelde harici mouse. Üretici de bunu biliyor. Bu yüzden iç yerleşimde öncelik klavye, soğutma ve batarya dağılımına veriliyor.
16-18 inç kasalarda geniş klavye ve çoğu zaman numpad bulunuyor. Numpad geldiği anda yazı yazılan ana blok sola kayıyor. Touchpad gövdenin ortasında kalırsa sağ el doğal pozisyonundan uzaklaşıyor ve oyun oynarken avuç içi yanlış temaslar oluşuyor.
Bu nedenle touchpad daha önce de belirttiğimiz gibi genellikle space tuşunun altına hizalanıyor, yani dışarıdan bakınca sola kaymış gibi duruyor. Ayrıca oyuncu cihazlarında palm-rejection en kritik konulardan biri.
WASD bölgesine yakın geniş bir touchpad yanlış dokunuşa neden olabilir. Üreticiler de bilinçli olarak boyutu küçültüyor. Bir diğer teknik sebep de iç mimari. Zira güçlü GPU’lu modellerde fanlar ve ısı boruları tam avuç içi dayama alanının altına denk geliyor.
Büyük cam yüzey ve haptik mekanizma o sıcaklık ortamında hem maliyeti hem arıza ihtimalini artırır. Bu yüzden 5-6 bin dolarlık cihazda bile küçük ve kayık touchpad görmek normal.
Mobil iş istasyonları (workstation sınıfı) bambaşka bir dünyadan geliyor. Bu sınıf CAD, 3D, mühendislik ve veri analizi gibi profesyonel işlerde kullanılıyor. Kullanıcı kitlesinin önemli bölümü yıllardır trackpoint ve fiziksel tuşlara alışık.
Klavyeden el kaldırmadan imleç yönetmek burada gerçekten iş verimliliği sayılıyor. Bu nedenle üretici hem trackpoint tuşlarını koruyor hem de dokunmatik yüzey ekliyor. İki sistemi aynı yere koymak mümkün değil. Touchpad büyürse trackpoint tuşları için alan kalmaz.
Bu yüzden workstationlarda touchpad çoğunlukla orta boy ve aşağıda konumlanır. Ayrıca bu makinelerde kasanın altında RAM slotları, SSD yuvaları ve servis kapağı bulunabiliyor.
Zira kurumsal bakım kolaylığı önemli. Tek parça dev bir haptik yüzey bu servis mimarisiyle çelişecektir. Yani burada mesele yapamamak değil, kullanıcı alışkanlığı ve bakım mimarisini korumak.
Kurumsal ultrabook sınıfı aslında dönüşümün başladığı yer. Son yıllarda Windows Precision Touchpad standardı oturduktan sonra üreticiler daha büyük yüzeylere geçmeye başladı. Fakat burada bile tam ortalama her modelde görülmüyor.
Çünkü bu sınıfın temel kriteri mobilite ve güvenilirlik. Avuç içi yanlış dokunuşları kurumsal kullanıcının en sevmediği şey. Ayrıca şirketler cihazları docking istasyonlarıyla ve harici fareyle kullanıyor.
Bu nedenle üretici MacBook benzeri dev yüzey yerine kontrollü büyüklükte, güvenilir palm-rejection sağlayan bir alan tercih ediyor. Buna rağmen yeni nesil premium ultrabooklarda ortalanmış ve geniş cam touchpad artık kalıcı hale gelmeye başladı.
Özellikle numpad olmayan 13-14 inç kasalarda klavye de ortalandığı için bunu yapmak kolaylaşıyor. Bu segmentte değişim net şekilde ilerliyor ama tamamen standartlaşmış değil.
2’si 1 arada ve dönüştürülebilir modellerde durum farklı. Bu cihazlar tablet gibi de kullanılıyor. Ekran dokunmatik olduğu için imleç yönetiminin ana yolu çoğu zaman ekranın kendisi. Touchpad burada birincil değil, tamamlayıcı giriş aygıtı. Bu nedenle üretici avuç içi dayama alanını inceltip menteşe ve pil için yer açıyor.
Klavye çoğu zaman gövdenin kenarlarına daha yakın yerleşiyor. Sonuç olarak touchpad ya daha sığ ya da nispeten küçük kalıyor. Buna karşılık bazı premium dönüştürülebilir modellerde haptik ve ortalanmış büyük yüzey görmeye başladık. Çünkü tablet modunda klavye kapandığında touchpad devre dışı kalıyor ve yanlış dokunma riski ortadan kalkıyor. Bu sınıfta büyük touchpad mümkün ama zorunlu değil.
Kısaca oyun laptopunda harici mouse ve soğutma mimarisi, mobil iş istasyonunda trackpoint geleneği ve servis yapısı, kurumsal ultrabookta güvenilirlik ve yanlış dokunuş kontrolü, 2’si 1 arada ise tablet kullanımı touchpadin yerini belirliyor.
Büyük ve ortalı tasarım ise şu anda en hızlı ve ince-hafif premium ultrabooklarda kalıcı hale geliyor gibi gözüküyor. En zor olduğu yer ise hala oyun ve workstation sınıfı. Çünkü bu iki segmentte touchpad ana giriş aygıtı kabul edilmiyor.



