Yıl 2000, simon on beş yaşına bastı ve doğum gününde ailesinden hediye olarak oyuncak bir kuzgun aldı. Kendisine bu oyuncak kuzgun alındığı için sevinmişti çünkü her doğum gününde hediye alamazdı. Ailesi onu iyi bir şekilde yetiştirmeye çalışıyordu. Her pazar evlerine 70 metre kadar uzaklıkta olan kiliseye giderlerdi ve dua ederlerdi. Simon, genelde şu duayı ederdi: “tanrım, lütfen ailemi ve beni kutsa, bizlere uzun ömür ver ve yolumuzu açık eyle” bu dua onun için çok huzur vericiydi; çünkü ailesini çok severdi. Ailesinin durumu çok iyi değildi, evlerini geçindirmekte zorlanıyorlardı fakat bu zorluğa rağmen ailesi, Simon'ı okutmaya çalışıyordu belki başarılı olur da gelecekte aynı durumda olmaz diye. Simon, matematik hariç derslerinde başarılıydı çünkü ailesini gururlandırmayı severdi ancak okulu pek sevmezdi ve sevdiği dersler azdı. En sevdiği ders tarih, en sevmediği ders beden eğitimi dersiydi çünkü insanlarla konuşmayı ve toplu aktivite yapmayı çok sevmezdi. Kendisinin pek arkadaşı yoktu; zaten arkadaşlara ihtiyacı olduğunu düşünmezdi çünkü onun için yalnızlık daha iyiydi. O gün simon okuldan çıktığında her zaman ki gibi doğrudan evine doğru gitmeye başladı hep böyle yapardı, hep aynı sokaklardan geçer, aynı mağazaları ve evleri görür, aynı kişilerle karşılaşırdı ancak her seferinde iletişime geçmekten kaçınırdı çünkü bunu yapamayacağını, utanç verici bir duruma düşeceğini düşünürdü hem zaten insanlarla iletişim konusunda kötüydü. Evine geldi, her zamanki gibi odasına geçti ve o eski püskü bilgisayarını açtı, kulaklıklarını taktı ve müzik dinlemeye başladı en sevdiği müzik türü depresif şarkılardı çünkü bu müzikler ona huzur verirdi ve bir şekilde yalnız olduğunu ona unuttururdu.