- ÖNSÖZ -
Kendimle savaşımı anlattıktan sonra, hangi kafada, hangi seslerde bu tarz duyguların inişli çıkışlı bir biçimde yazdığımı belirtmek için durum yazısında bulunmak istedim. Sessiz ve karanlık ortamda yarım saat kendimi düşsel olarak karanlıklara gömdükten sonra bilgisayara geçtim ve ''Artık yüzleşme vakti!'' diyerek bu yazıya başladım. Spotify'dan yavaş listemi açıp yazmaya başladım. Bazen öfke dolu, bazen ağlayan bir çocuk edasıyla haykırdım dünyaya; tabi ki yazılarla. Yazımın en sonunda şunu anladım. Düşünmek ve düşündüklerini yazıya aktarabilmek. Ömür boyu sırt çevirmeyeceğim iki şey. Gerisi ise soru işaretli bir ölüm çukuru.
- BENLİK İÇİN SAVAŞ -
''Ey ahali, der içimdeki hiperaktif çocuk.''
- Saat 4 ve dertlerimi açıklayabildiğim bir yere ihtiyaç duydum. Aslında Slowly'den birilerine bu tarz mektup atardım da, karşıyı da üzmemek lazım.
Yazmak güzel bir şey aslında. Sanki birileri sanki beni dinliyormuş ve çözüm sunuyormuş gibi. Tabi eninde sonunda beni dinleyen ve anlayan tek kişi yine benim. Bu yüzden bu yazıyı blog kısmına açıyorum. Sizlerle tartışıp, kendinizi paralamamanız için. Sonuçta aptal bir kişiliğim var. Bir şeyden anlamaya hevesi olmayan bir ben. Üzücü.
- Neden biliyor musun? Çünkü bir şey yapmak için çabalamak istemiyorsun. Önüne altın tepside sunulmasını istiyorsun. Ve en büyük derdin ne biliyor musun? Kendini tanımaman. Hayatta seni tanımak istemeyen tek kişi kim biliyor musun? Sensin. Hep kendini aşağılayan kelimelerle hakaret ediyorsun. Ama bilmiyorsun ki akıl almaz büyüklükte bulunan bir evrenin en nadide parçalarından birisin. Etrafında 7 milyar insan var diye onlardan farkın yok mu sanıyorsun? Bak bakalım seninle birebir aynı olan bir klonun var mı! Yok tabi ki. Bir de gelmiş bana değersiz biri diye kendini tanıtıyor. Ah yazık sana. Neler yapabilecekken kendi kafanda bir hapishane oluşturmuşsun ve kendini en soğuk köşeye atmışsın. Ah seni budala. Kendini aptal yerine koyuyorsun. Sanki herkes anne karnından bilge biri olarak doğuyor da bir sen aptal doğmuşsun. Kendini o kadar derine gömmüşsün ki bu konuyu blog kısmında açıyorsun. Sebep ne peki? ''Kimsenin bana yardım ederek kendini yormasını istemiyorum.'' Saçmalığa bak. Kendini çözümlerden uzaklaştırarak sorumluluklarından kurtulacağını mı sandın ha? Bana cevap ver!
- Evet! Kimsenin tanımadığı, kimsenin bilmediği biri olmak istedim. Ölmek istedim her gün. Her olayda, her kendimi tehlikede hissettiğim anda ölmek istedim. Hala istiyorum. Kafama sıkıp kurtulmak istiyorum bu hayattan. Hiçbir şeyi dinlemek, anlamak istemiyorum! Anladın mı beni?
- Ölmek ile kurtulacağını mı sanıyorsun kendini? Hahahaha! Değersiz, tanınmayan, kimsenin bilmediği, sadece rakam olarak anılan biri! 2 gün önce yaptığın mizahı hatırladın mı? Hani Elazığ depreminde ki, gereksiz mesaj diye ceza yediğin. Neden alay ettin biliyor musun? Çünkü orada değer verdiğin, tanıdığın, bildiğin kimse yaşamıyordu. Düşünsene hayatta en sevdiğin annen orada ölse mizah yapabilir miydin? Tabi ki hayır! Ama sadece rakamlardan oluşan bir topluluk için mizah yapabiliyorsun. Sende rakam olmak istiyorsun. Haberlerde bu kadar kişi öldü derken, oradaki rakam olmak istiyorsun. Ben varken asla! Şimdi kontrolü bana ver ki sahip olunan imkanlarla, yapabileceğim en iyi insanı yaratabileyim.
- Asla! Sen baştayken asla susmam. Hiçbir zaman kendimi unutturmam. Hep arkanda, seni öldürmek isteyen bir gölgen olarak dururum. Beni asla yok edemeyişini bildiğini biliyorum. Ölümsüzüm ben; aynı senin gibi. Her engelde, her zorlukta ben de varım diyebilmek için; ölüm için peşindeyim.
- İster bir gölge gibi, ister bir kardeş gibi ne yaparsan yap. Ben olduğum sürece içinde yaşadığım insan asla yok olmayacak. Asla kendini öldürmeyecek. Hayat benim gibiler için şerefli oldu. Senin gibi değersizlerin gömüldüğü bir evrende asla beni bu insandan sürgün edemeyeceksin.
( Haykırışlarla iki tarafta @lordRago 'nun hayatı için, ölüm onları ayırana kadar sonsuz bir savaşın esiri olmuşlardır artık. )
Kendimle savaşımı anlattıktan sonra, hangi kafada, hangi seslerde bu tarz duyguların inişli çıkışlı bir biçimde yazdığımı belirtmek için durum yazısında bulunmak istedim. Sessiz ve karanlık ortamda yarım saat kendimi düşsel olarak karanlıklara gömdükten sonra bilgisayara geçtim ve ''Artık yüzleşme vakti!'' diyerek bu yazıya başladım. Spotify'dan yavaş listemi açıp yazmaya başladım. Bazen öfke dolu, bazen ağlayan bir çocuk edasıyla haykırdım dünyaya; tabi ki yazılarla. Yazımın en sonunda şunu anladım. Düşünmek ve düşündüklerini yazıya aktarabilmek. Ömür boyu sırt çevirmeyeceğim iki şey. Gerisi ise soru işaretli bir ölüm çukuru.
- BENLİK İÇİN SAVAŞ -
''Ey ahali, der içimdeki hiperaktif çocuk.''
- Saat 4 ve dertlerimi açıklayabildiğim bir yere ihtiyaç duydum. Aslında Slowly'den birilerine bu tarz mektup atardım da, karşıyı da üzmemek lazım.
Yazmak güzel bir şey aslında. Sanki birileri sanki beni dinliyormuş ve çözüm sunuyormuş gibi. Tabi eninde sonunda beni dinleyen ve anlayan tek kişi yine benim. Bu yüzden bu yazıyı blog kısmına açıyorum. Sizlerle tartışıp, kendinizi paralamamanız için. Sonuçta aptal bir kişiliğim var. Bir şeyden anlamaya hevesi olmayan bir ben. Üzücü.
- Neden biliyor musun? Çünkü bir şey yapmak için çabalamak istemiyorsun. Önüne altın tepside sunulmasını istiyorsun. Ve en büyük derdin ne biliyor musun? Kendini tanımaman. Hayatta seni tanımak istemeyen tek kişi kim biliyor musun? Sensin. Hep kendini aşağılayan kelimelerle hakaret ediyorsun. Ama bilmiyorsun ki akıl almaz büyüklükte bulunan bir evrenin en nadide parçalarından birisin. Etrafında 7 milyar insan var diye onlardan farkın yok mu sanıyorsun? Bak bakalım seninle birebir aynı olan bir klonun var mı! Yok tabi ki. Bir de gelmiş bana değersiz biri diye kendini tanıtıyor. Ah yazık sana. Neler yapabilecekken kendi kafanda bir hapishane oluşturmuşsun ve kendini en soğuk köşeye atmışsın. Ah seni budala. Kendini aptal yerine koyuyorsun. Sanki herkes anne karnından bilge biri olarak doğuyor da bir sen aptal doğmuşsun. Kendini o kadar derine gömmüşsün ki bu konuyu blog kısmında açıyorsun. Sebep ne peki? ''Kimsenin bana yardım ederek kendini yormasını istemiyorum.'' Saçmalığa bak. Kendini çözümlerden uzaklaştırarak sorumluluklarından kurtulacağını mı sandın ha? Bana cevap ver!
- Evet! Kimsenin tanımadığı, kimsenin bilmediği biri olmak istedim. Ölmek istedim her gün. Her olayda, her kendimi tehlikede hissettiğim anda ölmek istedim. Hala istiyorum. Kafama sıkıp kurtulmak istiyorum bu hayattan. Hiçbir şeyi dinlemek, anlamak istemiyorum! Anladın mı beni?
- Ölmek ile kurtulacağını mı sanıyorsun kendini? Hahahaha! Değersiz, tanınmayan, kimsenin bilmediği, sadece rakam olarak anılan biri! 2 gün önce yaptığın mizahı hatırladın mı? Hani Elazığ depreminde ki, gereksiz mesaj diye ceza yediğin. Neden alay ettin biliyor musun? Çünkü orada değer verdiğin, tanıdığın, bildiğin kimse yaşamıyordu. Düşünsene hayatta en sevdiğin annen orada ölse mizah yapabilir miydin? Tabi ki hayır! Ama sadece rakamlardan oluşan bir topluluk için mizah yapabiliyorsun. Sende rakam olmak istiyorsun. Haberlerde bu kadar kişi öldü derken, oradaki rakam olmak istiyorsun. Ben varken asla! Şimdi kontrolü bana ver ki sahip olunan imkanlarla, yapabileceğim en iyi insanı yaratabileyim.
- Asla! Sen baştayken asla susmam. Hiçbir zaman kendimi unutturmam. Hep arkanda, seni öldürmek isteyen bir gölgen olarak dururum. Beni asla yok edemeyişini bildiğini biliyorum. Ölümsüzüm ben; aynı senin gibi. Her engelde, her zorlukta ben de varım diyebilmek için; ölüm için peşindeyim.
- İster bir gölge gibi, ister bir kardeş gibi ne yaparsan yap. Ben olduğum sürece içinde yaşadığım insan asla yok olmayacak. Asla kendini öldürmeyecek. Hayat benim gibiler için şerefli oldu. Senin gibi değersizlerin gömüldüğü bir evrende asla beni bu insandan sürgün edemeyeceksin.
( Haykırışlarla iki tarafta @lordRago 'nun hayatı için, ölüm onları ayırana kadar sonsuz bir savaşın esiri olmuşlardır artık. )