En kötü anime kitlesi hangisidir?

Anlatımınızın biraz ağır gelmesinden dolayı yanlış anlamış olabilirim fakat sanırsam yeni nesil animelerin (2010 sonrası) büyük çoğunlukla daha renkli görseller, kısa süreli hafıza ve dikkat yeteneklerine uygun bir şeyler zırvadıkları için kalitenin yerlerde olduğunu düşünüyorsunuz. Bu birçok seride söz konusu fakat 2010'dan sonra izletilesi bir şey olduğunu iddia etmeniz biraz abartı değil mi? Her ne kadar birçok seride bu kötü durum olsa da son zamanlarda da çıkan bir sürü gerçekten "takdir edilesi" seriler bulunuyor. Hatta dediğiniz üzere 2010 dan sonraki takdir edilesi serilerden örnekler verebilirim:
Steins; Gate
Summertime Render
Cyberpunk : Edgerunners
Made İn Abyss
Mob Psycho 100
Re : Zero
86
Parasyte: The Maxim
Erased
Your Lie İn April
Zom 100
ve çok daha fazlası. Aralarından 2020 ve sonrasında çıkan seriler de var ve daha birçok gerçekten iyi seriler sayabilirim.
Sayıya aşırı takılıyorsan, yukarıdaki 10-15 yılı neden hesaba katmadın ve nasıl dikkatinden kaçtı bilmiyorum ama problem değil.

Verdiğin örnekleri yorumlarsam... Mangası tamamlanıp animesi de onu tamamlamışlar açısından bakıyorum ağırlıklı, bunu karşılayan:
Steins Gate serisini tekrar izleyen birini hatırlamıyorum, bir nevi Soul Eater diyebilirim çevreme bakarak.*
Summertime Render - generic.**

Made In Abyss tamamlanmadı, mangaya sadık kalarak o vahşi geçişleri sermediler malesef - ki karakter tasarımıyla çocuk kitabı tatlılığında ve renklerinde olması gereksiz neon renklerde boğulmaması ciddi bir sanat yönetimi. Ancak hala cidden akılda kalıcı mı, yıllar sonra kafa kurcalayıcı bir iletişim/ilişki sunacak mı? Spoiler: O robot arkadaşın kökeni açık açık yok mesela. Abyss Mirror mu gelecek yani?

Mob ve Zom 100'un rengarenkliği? Konunun Mob'da karakter gelişimi? Zom'da ise bucket list olması?**

Parasyte - konu benzerliği açısından Tokyo Ghoul'la aynı dönem, sebep? Para...

86 serisini ciddiye alamayacağım, sulandırılmış rus edebiyatı bunu önsöz olarak harcar.**

Erased - Steins Gate daha başarılı mesela tüm set olarak bu sıkıştırmadan... seçimlerden pişman olmak jenerasyonel açıdan 12-20 yaş arası herkesin hobisi.

Cyberpunk'un da bir süt sağma makinesi olmadığını düşünme - oyunu olmasa, onca edebiyat ve daha önceki oyuna rağmen neden şimdi diye düşün.

Your Lie in April - romantik dram zehrinden 26-27 gibi etkilenmeme başlıyorsun. Ancak illa istersen Clannad After Story daha yoğun mesela. Biraz daha üstüne düşmek istersen 5 Centimeters Per Second daha da canlı duygulara sahip hayatta düşündüğünde "gerçekten" yaşayabileceğim.

Pekala şöyle baksan, ne kadar orjinal, ne kadar kopyalanmış, diğerlerinden önce olan ve orjinalliğini koruyan neler var?
Mesela... Romantizm ve dram'ın gerçek hallerini mi tatmak istersin? Voice of a Distant Star olabilir mi?
Mesela... Satoshi Kon ölmeseydi, Paranoia Agent'tan bir basamak üste daha taşır mıydı konuları?
Mesela... Şu an jenerasyonel olarak ucundan yaşandığını tahmin ettiğim Serial Experiments: Lain?
Mesela... Ergo Proxy'nin ağır felsefe ve psikoljisinin cidden bilgi, beyin ve ruh arasında bir el birliği ihtiyacı?
Mesela... Tatami Galaxy'nin zaman/evren olgusunu romantizmle vermesi?
Mesela... Boogiepop Phantom'un ucundan Serial Experiments'i, diğer ucundan Perfect blue'ya benzer karmaşıklığı barındırması?
Mesela... Texhnolzye'da insan ilişkilerinin ve dünyanın çizilen çerçevedeki gerçekliği...

Hep aynı hikayeler dönüp duruyor - en tatsız örneği, Iseaki enflasyonu mesela. Ancak ne zaman dönüp baksan, aynı duygulardan fazlasını hissedebiliyorsan bir şeyde, o zaman hem sen gelişiyorsundur hem de o şey daha çok değerleniyordur - sonsuz bir kaleydoskop gibi.


*İşlediği konu hakkında ne kadar fazla bilgin varsa bir animeye, mangaya, kitaba, yazara dönüşün o kadar az ve zor olur.
**Generic, her şeye uyarlanabilir standart bir kafa. Bu örnekler açısından Dr.Stone'desen biraz beyin ve kalp çalıştırıyor demek daha kolay mesela.
 
Kim ne derse desin benim için Initial D'dir. Tamam anime konusunda bilgili değilim daha kötüsü kesinlikle vardır ancak hemen hemen mod desteği sunan bütün araba oyunlarında Corolla ve RX7 ile çılgın atan insanlar görmek rahatsız edici olabiliyor. Orijinal seride hepi topu birkaç tane adam akıllı yarış var onun da suyunu çıkarmak, bilemiyorum.
 
Sayıya aşırı takılıyorsan, yukarıdaki 10-15 yılı neden hesaba katmadın ve nasıl dikkatinden kaçtı bilmiyorum ama problem değil.
Burada ne demek istediğini epey düşünmeme rağmen anlayamadım. Zaten 2010 sonrasını hesaba katmıştım.
Verdiğin örnekleri yorumlarsam... Mangası tamamlanıp animesi de onu tamamlamışlar açısından bakıyorum ağırlıklı, bunu karşılayan:
Steins Gate serisini tekrar izleyen birini hatırlamıyorum, bir nevi Soul Eater diyebilirim çevreme bakarak.*
Summertime Render - generic.**
.
Steins Gate serisini tekrar izleyen birini hatırlamıyor olman şaşırtıcı çünkü Steins Gate'i sevdiğinden veya anlamak üzerine tekrar izleyen epey kişi var. Soul Eater serisini izlemedim yorum yapamayacağım. Onun haricinde Steins Gate mangadan tamamlanmış bir seri değil. Summertime Render'ın hakkında niçin böyle bir değerlendirme yaptığını çözümleyemedim.
Made In Abyss tamamlanmadı, mangaya sadık kalarak o vahşi geçişleri sermediler malesef - ki karakter tasarımıyla çocuk kitabı tatlılığında ve renklerinde olması gereksiz neon renklerde boğulmaması ciddi bir sanat yönetimi. Ancak hala cidden akılda kalıcı mı, yıllar sonra kafa kurcalayıcı bir iletişim/ilişki sunacak mı? Spoiler: O robot arkadaşın kökeni açık açık yok mesela. Abyss Mirror mu gelecek yani?.
Made in Abyss hala devam ediyor diye biliyorum, sanat yönetimi konusunda konuşmayacağım bile. Mangası da devam ediyor. Bahsettiğiniz Bondrewd olmalı, hala bir açıklama gelebilir fakat az çok onun hakkında bilgiler animede bile var.
Mob ve Zom 100'un rengarenkliği? Konunun Mob'da karakter gelişimi? Zom'da ise bucket list olması?**
Mob ve Zom 100 ün rengarenkliği diğer o serilere benzemiyor. Bence yakışıyor diyebilirim. Zom'da bucket list olması niçin hoşunuza gitmedi, bence bu onu kötü yapmaz, benzerleri var fakat yine de düşüncem bu yönde. Mob için eleştiriniz ise zaten serinin tersi yönünde.
Parasyte - konu benzerliği açısından Tokyo Ghoul'la aynı dönem, sebep? Para....
Parasyte Tokyo Ghoul ile birkaç ortak durum (onlar da dediğiniz yargıyı çıkarmak için yeterli değiller) dışında ortak durum yok.

86'yı Rus edebiyatıyla karşılaştırmanızı anlamlandıramadım.

Erased için Steins Gate elbette daha iyi hatta bana sorarsanız Steins Gate en iyisi. Kalan eleştirinizi olumlu yönde kabul edeceğim.

Cyberpunk için ise oyunu dolayısıyla böyle bir yargıya ulaşmak saçma diye düşünüyorum. İyidir ya da kötüdür, oyunu olmasa gibi bir yargı yapılabilseydi aynı şeyi manga ve novellere de yapardık.

Clannad After Story ve 5 Centimeters per second daha iyi kabul ediyorum. Fakat yine bunların daha iyi olması Your Lie İn April ve hatta Bunny Girl Senpai'nin iyi olduğu yargısına ulaşmayacağımız anlamına gelmez.

En son yazdığınız serilerden izlememiş olduğum Voice Of A Distant Star var ve gerçekten de günümüz serilerinin, birkaçı hariç saydığınız serilerin kopyası olmasa da belirli miktarda barındırdığını kabullenebilirim. Fakat işleyiş söylediklerimin çoğunda daha farklı. Aralarından saydığım ve diğerlerine benzemeyen seriler de var Steins Gate, bahsettiğiniz enflasyonun istisnası Re Zero, Parasyte (Tokyo Ghoul'a benzemiyor) gibi ve birçok seri.

Yani günümüz serilerinde de aynı şeylerin tekrarlanmayabildiğini savunuyorum. İzlediğinde hem gelişip hem de daha çok duygu hissedebiliyorsun.
 
Burada ne demek istediğini epey düşünmeme rağmen anlayamadım. Zaten 2010 sonrasını hesaba katmıştım.
2010-2015 sonrası.

Steins Gate için, yeterince zamanda yolculuk ve ihtimal kitabı okumuş ve filmi izlemiş etmiş birisi için ilk izlemesi çok güzel. Ancak bilgi dağarcığın arttıkça (teorik fizik başlıkları v.b) konulara ve gerçekliğe dahil, hayal bile kurarken tekrara düşüldüğünü fark ediyor insan.

Made In Abyss bitmedi anime olarak, umarım onu hem bitirirler, hem mangasında havada kalan konuları para kazanmak adına gereksiz dallanıp budaklandırıp tüketmezler diyorum. Bondrewd'den bahsetmedim.

Mob ve Zom, renklilik ile ilgili şunu belirtmem gerekiyor - bahsettiğin kitlelerin çoğunluğunu oluşturan yaş gruplarında çocuk ve renk psikolojisi yüksek oranda çözülmüş, bu teknikler ile beyinleri şekillendirilmiş bir tüketici toplumu var. Bu karakterler (muhtemelen sen de dahil) 7/24 çizgi filmlere ulaşabildiğin kanallarla büyüdün, o zaman 7/24 tüketim için anlamları sulandırılmış ve renklerle konuların yutulduğu bir ana akım diyebilirsin; ana bağlantısı bu.*

Parastye ve TokyoG için ileride daha geniş bir çerçeveden tekrar göz atarsın.*

Rus edebiyatı okumadın mı hiç? Okumanı öneririm, hatta okuyabildiğin her şeyi okuyabilirsin. Gerisi sürekli dram, tabi anime kısmında izleyiciyi toparlamak ve "kazanan" yaratma kısmı hariç. Yani 86'ın ilk bölümünden itibaren standart bir mecha giysi ve pilotunun sadece birbirine uzak duran versiyonlarını biraz insani duygularla versek ne olur demişler...* Ha bak buna taptaze bir orjinalite önerebilirim, 1941 Kallakoin kitabı - sadece karakter gereksiz bir ilişki tribinde kurtuluştansa kendi iç dünyasıyla daha büyük bir hesaplaşmaya giriyor, diğer karakterlerde kürdan değil.

Cyberpunk'un akım olarak eskiliği ve çeşitliliği var ancak jenerasyonel olarak okuma yetenekleri insanlığın çok düşmekte. Eğer o oyunun, 7 yıllık bekleyişin v.b reklamların etkisi olmasaydı, insanlar Netflix'te bundan para kazanalımcılık yapar ve bu kadar konusu geçer miydi, kişiye ulaşır mıydı... Bunlardan bahsediyorum. Nasıl japonyada bir manga çizerinin hem çizmesi hem hikayeyi yazması hala kültürel bir eylemse, batıda da bir şeyleri "bebelere emzik" şeklinde tüketim malına acımasızca çeviriyorlar.*

Clannad konusundan diğerlerine indikçe lezzetin farklı sunulması, ihtimallerin arttırılması ve güzelleştirilmesi olsa çiçek bahçesine dönse yabani otlar yerine ortalık daha güzel olur.

Kısacası, jenerasyonel olarak sorduğun soru "anime kitlesi"; yaşlarımız ve hayatlarımızın sonuçlarına bakıyor. Cahillik mutluluktur sözünü cahillerin söylemediğini anladığım gün hayat çok değişmişti mesela. :)

Güzel günler dilerim.

*İzleyici kitlelerinin ve beslendikleri şeylerin tatsız sonuçları, fabrikasyon işler... arama motoru veya LLM destekli nereden beslendiği belli olmayan sistemlere cevap olan durumlar.Bir şeyleri izlerken, izleyici gereksiz empatiye boğuluyorsa, karakter ve/veya durumla özdeşleşmeye başladığındandır, burada psikolojik tatmin duygusu öne çıkıyor. Kitlesel olarak, psikolojik bağlamda incelemeye başladığında, "ne yersen osun" yaklaşımı gibi bir durum var. Bu açıdan, 7/24/365+1 sürekli bir tüketim, teknolojiye sürekli bir sırtını yaslama, kolaylama... bunlar aynı zamanda yaratıcılığı da yok ediyor işte...
 
Merhabalar, bu konuyu sizlerin fikrini almak adına açtım. Ben Neon Genesis : Evangelion ve Jujutsu kaisen demek istiyorum.
Evangelion kitlesi özelinde nasıl bir sorun yaşadınız? Bunu linç etmek için değil meraktan soruyorum,ben Evangelion izleyip de "toxic" olan biri görmedim pek açıkçası.Ben de izleyen biriyim bu arada zaten belli olmuştur da. :D
Fly me to the moon şarkısı bile bir başyapıt bence.O şarkıyı dinledikten sonra Spotify'de ne zaman başka şarkı duysam atlayasım geliyor nedense,ilk defa bir şarkıya bu kadar bağlıyım diyebilirim.Ama Evangelion izleyen çoğu kişi,etkisinden uzun süre çıkamadıklarını falan söyler hep;bana öyle bir şey olmadı.Bittiği an etkisi de bitti,sadece şarkıları mezarıma kadar kulağımda çalacak. :)

JJK ve Dandadan'ın kitlesini beğenmiyorum. Bir ara My Hero Academia'nın kitlesi kötüydü ama eskisi kadar absürt şeyler çıkmıyor.
JJJ'yi pek fazla kişi bilmiyorken(en azından yığınla Gojo vb. özentisi tipler yokken) çok iyiydi herşey bence.O dönemlerde bulup izlemiştim ben,kendim bulduğum için popüler kültür kölesi gibi hissetmeyip rahat rahat izlemiştim.Sonradan kitlesini görünce animeden soğudum.
 
Evangelion kitlesi özelinde nasıl bir sorun yaşadınız? Bunu linç etmek için değil meraktan soruyorum,ben Evangelion izleyip de "toxic" olan biri görmedim pek açıkçası.Ben de izleyen biriyim bu arada zaten belli olmuştur da. :D
Fly me to the moon şarkısı bile bir başyapıt bence.O şarkıyı dinledikten sonra Spotify'de ne zaman başka şarkı duysam atlayasım geliyor nedense,ilk defa bir şarkıya bu kadar bağlıyım diyebilirim.Ama Evangelion izleyen çoğu kişi,etkisinden uzun süre çıkamadıklarını falan söyler hep;bana öyle bir şey olmadı.Bittiği an etkisi de bitti,sadece şarkıları mezarıma kadar kulağımda çalacak. :)


JJJ'yi pek fazla kişi bilmiyorken(en azından yığınla Gojo vb. özentisi tipler yokken) çok iyiydi herşey bence.O dönemlerde bulup izlemiştim ben,kendim bulduğum için popüler kültür kölesi gibi hissetmeyip rahat rahat izlemiştim.Sonradan kitlesini görünce animeden soğudum.
Evangelion fanları genellikle aynı düşünceleri savunan "marjinal" insanlardan oluşur genelde. Hikayedeki aynı o hastane sahnesini veya longinusun mızrağını veya Rei adlı karakteri fantaya benzeterek (neden olduğunu spoiler olmasın diye açıklamıyorum) sözde mizah yaparlar. Fanları bu şakalara hep gülmektedir. Aslında yaptıkları şaka bana sorarsanız ne komik ne de mantıklı. Ayrıca Evangelion fanlarının genelde "en çok anlama" yarışı vardır, sanki diğer insanların düşünme yetisi bulunmuyormuş gibi izleyip beğenmeyen herkese "sen anlamamışsın kanka derler, seriyi överken "xxx." kere izledim anca anladım kanka derler. Evangelion serisinin en iyi seri olduğunu savunur ve aksini iddia edenleri hikayeyi anlamamış insanlar olarak değerlendirirler. Evangelion serisinin felsefi, psiklojik ve dini anlamda gerçekten bir başyapıt olduğu aşikar, fakat yine de bu serinin eğer genel bir değerlendirme yapacak olursanız epey açıkları ve kötü yanları var. Ayrıca bahsetmiş olduğunuz Fly me to the moon müziği Evangelion serisi için yapılmış özel bir müzik değil, zaten çok eski bir müzik. Siz de bahsetmişsiniz fakat fanların birde "kanka 3 yıldır falan etkisindeyim ya çok derin anime" gibi tavırları da bulunuyor. Kısacası kötü bir kitleye sahip deme sebebim bu.

2010-2015 sonrası.

Steins Gate için, yeterince zamanda yolculuk ve ihtimal kitabı okumuş ve filmi izlemiş etmiş birisi için ilk izlemesi çok güzel. Ancak bilgi dağarcığın arttıkça (teorik fizik başlıkları v.b) konulara ve gerçekliğe dahil, hayal bile kurarken tekrara düşüldüğünü fark ediyor insan.
Steins Gate serisinin neden tekrara düşüldüğünü düşündüğünüzü pek anlamlandıramadım. Zaten bir serinin gerçekten iyi olması için teorik fizik başlıkları vb. şeyler hakkında bilgi sahibi olan kişilerin bilgisinin ötesine geçmesi gerekmiyor. Teorik fizik hakkında çok detaylı anlamda bilgilerim var diyemesem de çok kişisel detaya girmeden, gelecek ve günümüz hakkında belirli şeyler için öğrenmekteyim ve öğreniyorum. Kısacası bence bir serinin gerçekten iyi olması için işlediği bilim dal(ları)ının en derin bilgilerini içermesi gerekmiyor
Made In Abyss bitmedi anime olarak, umarım onu hem bitirirler, hem mangasında havada kalan konuları para kazanmak adına gereksiz dallanıp budaklandırıp tüketmezler diyorum. Bondrewd'den bahsetmedim.
Kimden bahsettiğinizi anladım, manga epey yavaş ilerliyor fakat gidişatı kötü değil. Bana sorarsanız şuanlık gelecek vaat ediyor.
Mob ve Zom, renklilik ile ilgili şunu belirtmem gerekiyor - bahsettiğin kitlelerin çoğunluğunu oluşturan yaş gruplarında çocuk ve renk psikolojisi yüksek oranda çözülmüş, bu teknikler ile beyinleri şekillendirilmiş bir tüketici toplumu var. Bu karakterler (muhtemelen sen de dahil) 7/24 çizgi filmlere ulaşabildiğin kanallarla büyüdün, o zaman 7/24 tüketim için anlamları sulandırılmış ve renklerle konuların yutulduğu bir ana akım diyebilirsin; ana bağlantısı bu.*
Bu renkliliğin beyninin şekillenip ona göre düşünmemize veya zevk almamıza sebep olması benim fikrimce hem doğru hem yanlış. İnsanların beyni bu yönde şekilleniyor fakat Mob ve Zom serileri bu tarz renkli seriler olsa bile anlamları sulandırılmış değiller (elbette ki üst düzey seriler kadar olduklarını iddia etmiyorum fakat sulandırılmış değiller).
Parastye ve TokyoG için ileride daha geniş bir çerçeveden tekrar göz atarsın.*

Rus edebiyatı okumadın mı hiç? Okumanı öneririm, hatta okuyabildiğin her şeyi okuyabilirsin. Gerisi sürekli dram, tabi anime kısmında izleyiciyi toparlamak ve "kazanan" yaratma kısmı hariç. Yani 86'ın ilk bölümünden itibaren standart bir mecha giysi ve pilotunun sadece birbirine uzak duran versiyonlarını biraz insani duygularla versek ne olur demişler...* Ha bak buna taptaze bir orjinalite önerebilirim, 1941 Kallakoin kitabı - sadece karakter gereksiz bir ilişki tribinde kurtuluştansa kendi iç dünyasıyla daha büyük bir hesaplaşmaya giriyor, diğer karakterlerde kürdan değil.
Parasyte ve TokyoG için sizin de tekrar düşünmenizi rica ederek göz atmayı kabul edeceğim.

Her ne kadar sıradan bir insan düzeyinde okumuş olsam da kitaplara karşı çok özel ilgim olduğunu söyleyemem fakat önyargılı olmak yerine göz atabilirim. anlatımı ağır falan gelir mi bilemeyeceğim fakat şansımı deneyeyim.
Cyberpunk'un akım olarak eskiliği ve çeşitliliği var ancak jenerasyonel olarak okuma yetenekleri insanlığın çok düşmekte. Eğer o oyunun, 7 yıllık bekleyişin v.b reklamların etkisi olmasaydı, insanlar Netflix'te bundan para kazanalımcılık yapar ve bu kadar konusu geçer miydi, kişiye ulaşır mıydı... Bunlardan bahsediyorum. Nasıl japonyada bir manga çizerinin hem çizmesi hem hikayeyi yazması hala kültürel bir eylemse, batıda da bir şeyleri "bebelere emzik" şeklinde tüketim malına acımasızca çeviriyorlar.*
Burada bahsettiğiniz duruma katılıyorum.
Clannad konusundan diğerlerine indikçe lezzetin farklı sunulması, ihtimallerin arttırılması ve güzelleştirilmesi olsa çiçek bahçesine dönse yabani otlar yerine ortalık daha güzel olur.
Bahsettiğim serilerin çoğunda daha farklı bir tadı zaten alınabileceğini düşünüyorum.
*İzleyici kitlelerinin ve beslendikleri şeylerin tatsız sonuçları, fabrikasyon işler... arama motoru veya LLM destekli nereden beslendiği belli olmayan sistemlere cevap olan durumlar.Bir şeyleri izlerken, izleyici gereksiz empatiye boğuluyorsa, karakter ve/veya durumla özdeşleşmeye başladığındandır, burada psikolojik tatmin duygusu öne çıkıyor. Kitlesel olarak, psikolojik bağlamda incelemeye başladığında, "ne yersen osun" yaklaşımı gibi bir durum var. Bu açıdan, 7/24/365+1 sürekli bir tüketim, teknolojiye sürekli bir sırtını yaslama, kolaylama... bunlar aynı zamanda yaratıcılığı da yok ediyor işte...
Burada eleştirdiğiniz şeye katılıyorum fakat bence bu serilere nasıl yaklaştığına bağlı olarak, empati duyup da gereksiz empati kurmadan bir seri izliyorsanız, psikolojik açıdan tatmin olabileceğininiz gibi aynı zamanda da "ne yersen osun" düşüncesine kapılmayabilirsiniz. Elbette ki bu düşünceye kapılırsanız yaratıcılığınızı da kaybedeceksinizdir.

Güzel günler dilerim.
 
Son düzenleme:

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı