Dying Light: The Beast – “Zombi değil, ben yoruldum.”
Dying Light: The Beast, serinin bildiğimiz kıyamet sonrası dünyasında geçiyor. Bu kez daha karanlık, daha sert bir hikaye anlatılmak istenmiş. Ana odak yine hayatta kalma, kaçma, avlanma ve “insan mı daha tehlikeli, zombi mi?” sorusu. Kağıt üstünde fena durmuyor aslında, intikam, kayıp ve insanın içindeki canavar temaları masaya konmuş. Ama sorun şu: Oyun bu hikayeyi gerçekten hissettiremiyor.
Oyuna başlarken beklentim “aha yeni oynanış, yeni tat, yeni parkur” şeklindeydi. Ama 2-3 saat sonra parkuru benden değil, ben parkurdan kaçmaya başladım. İlk dakikalarda “hadi bakalım neler değişmiş” diye merak ediyorsun ama bir süre sonra tek değişen şeyin yeni zombi pozisyonları ve benim sabır barım olduğunu fark ettim.
Oynanış tarafında Dying Light’tan bildiğimiz parkur mekaniği yine oyunun omurgası. Koş, zıpla, tutun, kay, kaç. Bunlar hala akıcı ve yer yer tatmin edici. Dövüş sistemi de aynı şekilde, yakın dövüş ağırlıklı, silah kırılıyor, stamina sınırlı, her çatışma küçük bir risk. Ancak problem şu ki, bu sistemler artık bana “yeniden ısıtılmış” hissettirdi. Yetenek ağacı var, evet, parkuru biraz daha hızlı yapıyorsun, dövüşte birkaç yeni hareket açılıyor, zombi keserken daha verimli oluyorsun. Ama hiçbir yetenek “vay be bu oyunu değiştirdi” dedirtmiyor. Hepsi ufak tefek kalite artışı gibi, biraz daha hızlı, biraz daha güçlü, biraz daha dayanıklı. Hepsi bu. Silah çeşlitliliği idare eder durumda ama hiç bir silah için ''dur bu çok iyi şunu alıp yükselteyim'' kafasına giremiyorsun, çünkü silahların şekilleri dışında çokta farklı albenileri yok. Elime katana alıyorum, beyzbol sopasıyla aynı vuruş hissiyatı var.
Atmosfer tamam, grafikler de “eh güzel olmuş” kategorisinde. Özellikle gece-gündüz geçişleri ve ışıklandırmalar hoş duruyor, “bak böyle olsa güzel olurmuş” dedirten yerler var. Gece hala gerilimli, hala tedirgin edici ama artık eskisi kadar adrenalini yükseltmiyor. Oynanış döngüsü o kadar tekrar ediyor ki bir noktadan sonra zombi değil, uykum saldırmaya başladı. “Gizlice gir, aynı loot’u al, aynı tipi kes, aynı sesli bağırışlar” derken baydı artık demeye başladım. Zombilerden kaçmak yerine sıkıntıdan kaçıyorum, ilginç bir deneyim. Dolaştığınız her yerde dinlenme alanı olarak belirlenen evler, gözetleme kuleleri var, sürekli bunların etrafındaki ''aynı'' zombileri ''aynı'' şekilde öldürüp orları ele geçiriyorsunuz. Tıpkı Ubisoft profilli Far Cry oyunları gibi. Tamam bu kadar çok noktanın olması, hava karardığında buralara kaçıp kendini güvene almak olabilir ama, zaten oyunda uyumaya gidip saati değiştirebiliyorsunuz, yani oyun sizi hikayenin zoraki olarak götürmedikleri dışında ''hava kararmadan işlerimi halletmem lazım'' moduna sokturmuyor, çünkü tüm işleri gündüz yapabiliyorsunuz.
Boss olayları var ama bossları değil, sabrımı yenmeye çalıştım. Bazıları gerçekten “bu boss mu şimdi?” dedirtiyor. Ne mekanik olarak akılda kalıcılar ne de hikayesel olarak bir ağırlıkları var. Bir de oyunun kendini aşırı ciddiye alması meselesi var. Dramatik sahneler giriyor, müzik yükseliyor, kamera açıları kasılıyor ama ben ekranda “hadi bitsin de oynayayım” diye bekliyorum. Oyuncuyla duygusal bağ kurmadan dramatik yük binince sonuç tencere tava çarpışması gibi oluyor,ses var ama duygu yok.
Yan görevler desen, onlar da çok durumu kurtarmıyor. Bir noktadan sonra hepsi aynı şablonun farklı kokulu versiyonu gibi, “Git, al, getir, kes, kurtar, sonra yine aynı.” Ne anlatılan küçük hikayeler ilginç ne de oynanışa farklı bir tat katıyorlar. Hikaye tarafında da sürekli “acaba sonra açılır mı?” diye bekletiyor ama o açılma bir türlü gelmeyince elde kalan şey sadece tempolu bir umutsuzluk oluyor.
Toparlarsak,Kötü oyun değil, ama beni hiç yakalamadı. Daha iyisini görmesem belki severdim ama günümüz standartlarında bu kadar tekrar, bu kadar “aynı şey” gerçekten baydı. Mizah yok, tempo yok, beni sürükleyen bir şey de yok. Kısaca zombi değil, ben çürüdüm. Türkçe dil desteği olması gerçekten çok iyi, serinin önceki oyunlarını sevenler yine bir şans verebilir ama hazırlıklı olun, bir süre sonra ciddi ciddi sıkıyor.
Sonuç olarak eğer bu türde oyun oynamadıysanız, özellikle Dying Light hiç bir serisini daha önce oynamadıysanız ve direk olarak The Beast ile başlayacaksanız keyif verir, tekrar aynı örneği vereceğim ama tıpkı Far Cry serileri gibi. Serinin herhangi bir oyununu daha önce oynamadıysanız ilk oynayış için keyifli. Sırf serinin hatrına ve Türkçe Dil desteğine olumlu veriyorum ötesi değil. 6/10