Ölünce muhtemelen doğmadan önce ne idiysek yine o olacağız. Aksini düşünmek için olağanüstü kanıtlar gerekir ki bence böyle bir şey yok. Bu evren, dünya ve canlılık milyarlarca yıldır var. Dünya'da da milyonlarca canlı türü yaşadı/yaşıyor ve bunlardan sadece bir tanesi olan biz, o da sadece son birkaç on bin yıldır olmak üzere bu konulara kafa yoruyoruz. Kalan bütün canlılar, bütün zaman boyunca hiçbir dine inanmadan, hiç ibadet yapmadan, tanrı ve ahiret gibi kavramlarla hiç alakadar olmadan yaşadılar ve öldüler. Bizim tür olarak bu evrendeki varlığımız, tüm zamanı bir takvim yılı kabul edersek sadece yılın son gününün son saatine denk geliyor.
Bu tarz ulvi düşünceler evrim sürecimizde zekanın bir yan etkisi olarak ortaya çıkmışlar. Farkındalığımız arttıkça içine doğduğumuz bu sistemin ne kadar korkunç, bizim ise ne kadar zavallı ve birbaşımıza olduğumuzu fark edip dehşete kapılmışız. Bizi kaygılandıran ölüm korkusu, çaresizlik, anlamsızlık ve yalnızlık/sahipsizlik gibi psikolojik açıklarımızı kapatmak için din tarzı düşünce yapıları geliştirmeye başlamışız. Cevapsız sorularımızı da bunlara ekleyip türetmişiz. Bizden güçlü varlıklar olduğuna kanaat getirip onları memnun edersek ve onlarla anlaşabilirsek onların da bizi koruyacağına dair insan-köpek ilişkisi gibi bir pratik ortaya koymuşuz.
Sizin sorduğunuz bu soruyu 2500 sene önce de çeşitli filozoflar soruyordu. Ki bu evrene dair onlarla bizim aramızdaki bilgi seviyesi, onlarla maymunlar arasında olan farktan fazladır ve hala düzgün bir yanıt bulabilmiş değiliz. Muhtemelen de bir yanıtı olmadığından bulamıyoruz çünkü evren böyle soyut kavramlar üzerinden işlemiyor. Bizim beynimiz zaten milyar yıl gibi süreleri ya da evrenin boyutlarını gerçek anlamda algılayamıyor. Kısıtlıyız yani, onu kavrayamıyoruz ki ondan bir anlam, amaç çıkartalım. Bir 2500 yıl daha geçsin yeni bilgi ve teknolojimizle yeniden değerlendiririz.