Hikaye nasıl olmuş?

poyriho

Hectopat
Katılım
18 Ocak 2022
Mesajlar
1.510
Çözümler
4
Yer
Türkiye, İzmir
Daha fazla  
Cinsiyet
Erkek
Güneşli bir sabah günüydü, saat 12’yi geçmiş, güneş yükselmeye başlıyordu. İnsanlar hareketlenmiş, bir oraya bir buraya koşuşturuyorlardı hayatta kalabilmek için. Dünün tekrarı olan aynı güne uyanmıştım bile. Odamdan çıkıp banyoma giden koridora doğru yürümeye başladım. Bazen annemi görür gibi oluyordum, bazense en küçük kardeşim olan M’yi görür gibi oluyordum. “Keşke sadece görmekle kalmasaydım,” diye düşündüm. “Keşke onlara tekrar sarılabilseydim, tekrar onlarla sıkıcı konular konuşabilseydim,” diye düşündüm. Bu sırada zaten banyoma gelmiştim. Bembeyaz parsellerle çevrili ama yavaştan yosunlar beyaz parsellerin hakimi olmaya çalışıyordu. Aynanın sağ kısmındaki bardaktan kırmızı olan diş fırçasını aldım ve tam arkamdaki çekmeceden diş fırçasını almaya yeltenmiştim fakat sonra zaten açıkta olduğunu gördüm. Dişlerimin arasında bir o yana bir bu yana hareket ettiriyordum. Sonra kapı çaldı. Sabahın bu saatinde birinin kapıyı çalması, özellikle benim gibi birinin kapısının çalınması pek normal değildi. Sonuçta onlar gittiğinden beri kapımı çalan çok kişi yoktu. Ağır adımlarla kapıya doğru ilerledim. Bir yandan saatin sesi, bir yandan da tuhaf bir sessizlik hakimdi. İçimde bir anda bir gerginlik hissi oluştu, anlam verememiştim. Kapının kilitlerini tek tek açarken evde de o sesler yankılanıyordu: “tak tak tak.” Kapıyı usulca açtım ve karşımda hiç beklemeyeceğim biri vardı. 18 sene önce bizi terk eden adamı görmüştüm. Çok uzun uzadıya bakıştık ve o tuhaf sessizlikten sonra “Konuşmamız lazım, önemli,” dedi. Biraz afallayarak kapıyı açtım ve içeri girdi. “En son gördüğümde de aynı ayakkabıları giyiyordu,” diye düşündüm. Salona geçmesini söyledim. O giderken ben de arkasından bir “avının ne olduğunu kestiremeyen” bir kedi gibi ilerliyordum. Sarı kanepeye doğru oturmasını söyledim, oturdu. Ben de “Ne getireyim sana?” diye sordum. Biraz bekledi, düşündü ve kısık bir sesle “Hayallerimi,” dedi. Bunun ne anlama geldiğini hem biliyor hem de bilmiyordum. “Çay getiriyorum o zaman,” dedim. Öylece durdu, hiçbir şey demeden. Mutfağa gittim. Çok kirliydi, yıkanması gereken onlarca bulaşık vardı. Sol üstten 3. dolabı açtım. Çay bardakları sanki bir şeyden korkmuş gibi en arkaya saklanmışlardı. 2 tane almaya çalıştım ama 1 tanesi çok korkmuştu belli ki, o yüzden çok arkalardaydı. Bu yüzden 1 tane çay bardağı alabildim. Sonra çaydanlığın altını açacaktım ki arkadan “Tamam boşver, çay mı içmeyeceğim, gel şuraya artık,” dedi. Ses çok zarif ve ince geldi kulağıma. Salona usulca, sessiz adımlarla ilerledim ve orada tekrar o adamı görmüştüm. Orman gibi kirli sakallı, gözleri hayatımdan daha karanlık, burnu tüm yaşam süremden daha uzun ve dudakları hayatımdan daha renkliydi. Saçları özgürlük naraları atıyormuş gibi uzun ve çok dalgalıydı. Yeşil kanepeye geçmemi işaret etti ve ben de yine afallayarak usulca oturdum. “Neden gelmiş olduğunu merak etmiyorum, hangi suratla buraya geldin?” diye sordum tüm cesaretimi toplayıp. Bana çok derin bir şekilde baktı. Bir an tedirginlik hissettim. “Sana önemli bir şey söyleyeceğim ama—” Tam söyleyecekken durdurdum. “Ama’sı yok,” dedim. “18 senedir beni tek başıma bırakan sen, buraya hangi yüzle geldin?” diye tekrar sormuştum. Bunu sorarken içimde cesaret değil, korku vardı. Bir şeyden korkuyordum ama neyden? Bu adamdan mı? Bilmiyorum, her şey çok belirsizdi. Ben bunları düşünürken bir anda “Söyleyeceğim şey önemli şey: Sen benim için bir gram bir şey ifade etmiyorsun, bir hiçsin ve öyle de kalacaksın,” böyle bir şey duyduğumu sanmıştım. Aslında “Dün işimi kaybettim, şu anki karım da beni bir başkasıyla aldattı ve beş parasız kaldım,” demişti ve devam ediyordu: “Kendi çocuğum da karımın yanına gönderildi. Bir başıma hayatı anlamaya çalışıyorum. Yanlışlarımı tartıyorum, hayatımdaki doğruları mum tutarak bulmaya çalışıyorum. Ama sonra sen aklıma geldin, eski karımın yani annenin ve kendi küçük kardeşinin ölümüne se—” Tam söyleyeceği an onu yakasından tuttum. O kadar sıkı kavrıyordum ki üstündeki siyah tişörtün şekli bozuldu. “Senin gibi birinin böyle konuşmaya hakkı yok, ne için geldiğini söyleyeceksen söyle, yoksa defol,” dedim. Sonra hafif bir sessizlik oldu ve bu sessizliğe anlam veremediğim için bir an başına baktım. Bana bakan gözler bir insana değil, bir ifrite ait olmalıydı. O kadar karanlık ve umutsuzdu ki, orada kendimi gördüm. Ben de öyleyim, umutsuz ve karamsar bir canlıyım. Ölmelerine ben sebep olmamıştım. Hepsi önümde duran bu canlının suçuydu. İstersem onu öldürebilirdim, istersem onu döverek hastanelik de edebilirdim. Ama yapmadım. Onun ayrı olsa da bir ailesi vardı, çocuğu vardı. Ben ise bu çukurda tek başıma yaşıyor, tek başıma evin kirasını ödemeye çalışıyor, tek başıma hayatta kalmaya çalışıyordum. “Önemli olan şey: ben kanserim,” dedi. Hiç beklemiyordum, böyle bir şey demesini beklememiştim. “Kanser mi?” diye anlamsızca sordum. “Evet, kanserim. 3. evresinde ve birkaç günlük ömrüm kaldı. Tahminimce 4-5 gündür. Doktor bana pek bir şey demedi de.” O an aslında anladım. Buraya sadece beni görmek için gelmişti, sonrasında toz olup gidecekti. Arkasında ise ne bırakacaktı? Hiçbir şey. Hiçbir başarısı yoktu. Lise terkti. Kendi annesinin altınlarını sattı ve biraz da olsa parası olmuştu, ama o paralarla üniversiteye gitmek yerine elinin altına gökyüzünden daha mavi, bir ormanın derinliğinden daha karanlık tekerlekleri olan bir araba almıştı. Camları da tozluydu, muhtemelen hala yıkamamıştır.

Burada bırakacam. Şu anlık böyle oldu. Nasıl sizce?
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Hikaye bütünlüğünü cidden güzel betimlemeler eksik kalmış mesela bir konuya çok hızlı atlamışsınız evin betimlemesini daha detaylı olması annesi ve kardeşleri ile ilgili geçmişe bir dönüş yaşamak karakterin kişiliğini cidden daha yakın ve güzel olurdu baba figürü ile karakterin çatışması çok güzel olmuş ideal düzeyde fakat baba figür hissettiklerini daha fazla dikkat çekilebilirse guzel bir hikaye çıkar devamını okumak isterim şahsen.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Geri
Yukarı