Oyunu oynarken taraf tutmadan, yani başka bir oyunun fanboyluğunu yapmadan oynadım. En sevdiğim oyun RDR2 ve bunu açıkça söylediğim için genelde, sanki bilerek bu oyunu kötülemek istiyormuşum gibi algılanıyor. Halbuki bununla hiçbir alakası yok. Ben sadece oynadığımı, gördüğümü söylüyorum.
Part 1 benim için çok daha iyiydi. Hikâye olması gerektiği gibiydi; duygusu, karakter ilişkileri ve anlatımı çok daha güçlüydü. Part 2'ye başlarken LGBT konusunu zaten biliyordum, spoiler da yemiştim. Oyuna girer girmez de zaten bu yönde sinyaller verilmeye başlandı. İlk başta çok takmadım. Zamanla ellie ile Dina'nın aşırı yakınlaşan sahneleri gelmeye başladı ve bunu kendi adıma hikâye açısından gereksiz buldum. Yine de oyunun yaklaşık ilk 6 saatinde bunları görmezden geldim, “neyse” dedim.
Asıl problem benim için hikâyede başladı. Joel gibi efsane bir karakterin bu kadar basit ve şok edici bir şekilde ölmesi, üstüne bir de oyunun bizi ana karakterimizin katiliyle oynatmaya zorlaması beni ciddi anlamda oyundan soğuttu. Oyun resmen Abby'i bana zorla sevdirmeye çalışıyordu. Buna ek olarak Ellie'nin Joel'in ölümüne duygusal tepkisinin zayıf kalması ve bütün oyun boyunca “intikam” diye ilerleyip, en sonunda Abby'yi kurtarıp sağ bırakması bende şu hissi oluşturdu: “e şimdi ne oldu, bütün bu yaşananlar ne içindi?”
Sonuç olarak oyunu oynadım, bitirdim. En azından keyifli vakit geçirdiğim anlar oldu, sağlık olsun. Ama bu görüşlerim de tamamen oynayıp deneyimledikten sonra oluştu. Kimseye fanboyluk yapmadan, gördüğümü dürüstçe söylüyorum.