Ali Şükrü Bey, Atatürk'e karşı haklı mıydı?

nedensevilmedik

Decapat
Katılım
10 Eylül 2024
Mesajlar
1.482
Çözümler
10
Daha fazla  
Cinsiyet
Erkek
Ali Şükrü bey ilk TBMM'de Mustafa Kemal Paşa'ya karşı en büyük muhalefeti koyan kişiydi ve yapacaklarını önceden ona söylemişti. Ayrıca 1. meclisin içki yasağı ilk muhalif ve büyük Ali diye de anılıyor. Şimdi sizlere sorum şu, tarihi kaynaklarda Mustafa Kemal Paşa'nın yakasını tuttuğunu ve ona birkaç cümle bir şeyler söylediği ortaya konmuş "hilafeti ve imparatorluğu kaldıracaksın ve yerine cumhuriyet safsatasını koyacaksın bu kabul görülmez" sözlerini sarf etmiş ve meclis üyeleri tarafından sakinleştirilmişti. Burada madem bir cumhuriyet yürürlüğe sokuluyor o zaman muhalif insanları öldürtmek, partilerini kapatmak doğru bir davranış mıdır? Eğer değilse neden 1950-60'a kadar seçim olmadı, haklı değil mi Ali Şükrü Bey?
 
Otoriter rejimlerde ortada bir meclis olsa bile eninde sonunda güç kullanmak gerekebiliyor.

Kemal Atatürk'ün belli idealleri vardı ve bunları oturtmak için ülkenin ilk yıllarında elinden geleni yapmıştır. Bu sırada kendisine karşı olacak bir gölge de istemiyordu. Hilafeti kaldırdı çünkü halifenin gölgesinde olmak istemiyordu mesela.

Yalnız bahsettiğiniz durumda Ali Şükrü Bey'in suikaste uğradığını hatırlıyorum. Suikastçiler de TBMM tarafından idam edilmiş. İnsan öldürme konusunda her muhalif sesin ölümle sonuçlandığını söyleyemeyiz.

Bu arada seçim olmamasının sebebi İsmet İnönü'nün halihazırdaki savaş döneminde siyasi sıkıntılarla genç cumhuriyetin geleceğini karartmamak istemesi. Ayrıca İsmet İnönü için biraz da güç manyağı denebilir fakat 1950'de yerine DP geldi zaten.
 
Yanlış hatırlamıyorsam Ali Şükrü Bey'i Topal Osman'ın adamları öldürmüştü. Cumhuriyetin meşruiyetine leke süreceği için de Topal Osman ve tayfası asıldılar diye biliyorum. Aslında direk asılarak idam edilmediler, meclisin bir muhafız birliğinin baskınında yaralı ele geçirildi. Birliğin başı Topal Osman'ı öldürdü, Ali Şükrü cinayetini kınama amaçlı cesetleri meclis önünde teşhir edildi.
 
Fakat 1950'de yerine DP geldi zaten.

DP'yi iktidara getiren ana sebep DP'nin o dönem tarım toplumu olan Türk halkına yönelik politikası idi.

DP döneminde Türkiye'ye on binlerce traktör girdi. 1948'de ülkede sadece 1.750 civarı traktör varken, 1950'lerin ortalarında bu sayı 40.000'i aştı. Karasabandan traktöre geçiş, çiftçi için kelimenin tam anlamıyla bir devrimdi.

Çiftçiye Ziraat Bankası üzerinden bol ve ucuz kredi sağlandı. Ayrıca toprak mahsulleri ofisi (tmo), dünya piyasalarındaki düşüşlere rağmen köylünün buğdayını devlet sübvansiyonuyla yüksek fiyattan satın aldı. Köylünün cebi ilk defa ciddi anlamda para gördü.

Sadece üretmek yetmiyordu, ürünün şehre satılması gerekiyordu. DP, demiryolu yerine karayolu inşasına ağırlık vererek köylünün pazarla (ve dolayısıyla parayla) buluşmasını sağladı.

DP kadroları (her ne kadar kendileri toprak ağası veya burjuva kökenli olsalar da) halkın dilini konuşmayı başardı. Şehirli bürokratların aksine köylünün ayağına gittiler, dertlerini dinlediler.

Ama bunun faturası çok ağır oldu.

Türkiye sanayileşemedi, karayolu taşımacılı yüzünden Türkiye enerjiye daha çok bağımlı hale geldi, doviz kıtlığı yaşandı.

DP döneminde köylüye verilen refah, sürdürülebilir bir sanayi yatırımıyla desteklenmediği için "tüketim odaklı" kaldı. Yani evet, traktör geldi ama o traktörün mazotunu ve yedek parçasını alacak döviz üretilemediği için sistem
iflas noktasına geldi.
 
DP'yi iktidara getiren ana sebep DP'nin o dönem tarım toplumu olan Türk halkına yönelik politikası idi.

DP döneminde Türkiye'ye on binlerce traktör girdi. 1948'de ülkede sadece 1.750 civarı traktör varken, 1950'lerin ortalarında bu sayı 40.000'i aştı. Karasabandan traktöre geçiş, çiftçi için kelimenin tam anlamıyla bir devrimdi.

Çiftçiye Ziraat Bankası üzerinden bol ve ucuz kredi sağlandı. Ayrıca toprak mahsulleri ofisi (tmo), dünya piyasalarındaki düşüşlere rağmen köylünün buğdayını devlet sübvansiyonuyla yüksek fiyattan satın aldı. Köylünün cebi ilk defa ciddi anlamda para gördü.

Sadece üretmek yetmiyordu, ürünün şehre satılması gerekiyordu. DP, demiryolu yerine karayolu inşasına ağırlık vererek köylünün pazarla (ve dolayısıyla parayla) buluşmasını sağladı.

DP kadroları (her ne kadar kendileri toprak ağası veya burjuva kökenli olsalar da) halkın dilini konuşmayı başardı. Şehirli bürokratların aksine köylünün ayağına gittiler, dertlerini dinlediler.

Ama bunun faturası çok ağır oldu.

Türkiye sanayileşemedi, karayolu taşımacılı yüzünden Türkiye enerjiye daha çok bağımlı hale geldi, doviz kıtlığı yaşandı.

DP döneminde köylüye verilen refah, sürdürülebilir bir sanayi yatırımıyla desteklenmediği için "tüketim odaklı" kaldı. Yani evet, traktör geldi ama o traktörün mazotunu ve yedek parçasını alacak döviz üretilemediği için sistem
iflas noktasına geldi.
Bunda Marshall Yardımları'nın da etkisi büyük. Yerli üretim durdurularak ithalat arttırıldı. Fabrikalarımız kapatıldı. Karayolu geçişimizin bedeli ağır oldu, Amerikan ticaretina bağımlı haline geldik ki o dönemler en büyük karayolu aracı üreticisi Amerika'ydı.

"hilafeti ve imparatorluğu kaldıracaksın ve yerine cumhuriyet safsatasını koyacaksın bu kabul görülmez" diye bir şeyler saçmaladıysa idam edilmeliydi. Atam insaflı davranmış.
Cumhuriyet'in safsata olduğu konusunda gayet doğru konuşmuş, günümüzdeki Türkiye'nin durumunu görüyorsun.
 
Kula kulluk etmek isteyenleri, buna uygun yönetilen ülkelere gitmeye davet ediyorum.
Demokrasi eleştirisi yapan herkes monarşist olsaydı en büyük monarşistler Sokrates ve Karl Marx falan olurdu.

Günümüzdeki durum yönetim şeklimizden kaynaklı değil, ağır cehalet kaynaklı.
Gayet de yönetim şekli kaynaklı.

Çin'in 1949'daki durumu çok mu iyiydi? Halk çok mu kültürlüydü? Onlar da cahil değiller miydi?

Demek ki yönetim şekliyle bal gibi alakası var.
 
Bunda Marshall yardımları'nın da etkisi büyük. Yerli üretim durdurularak ithalat arttırıldı. Fabrikalarımız kapatıldı. Karayolu geçişimizin bedeli ağır oldu, Amerikan ticaretina bağımlı haline geldik ki o dönemler en büyük karayolu aracı üreticisi Amerika'ydı.

Menderes yıkımlarının ana amacı bile karayolu taşımacılığı içindi, yüzlerce tarihi eser zarar gördü ve İstanbul'un şehir düzeni sırf bunun için bozuldu.

1772889281803.jpeg

Menderes yıkımları zamanı İstanbul.
 
Cumhuriyet'in safsata olduğu konusunda gayet doğru konuşmuş, günümüzdeki Türkiye'nin durumunu görüyorsun.

2 sayfa kitap açıp okumamış insanlara körü körüne inandıkları şeylerin yanlış olduğunu anlatmaktansa deveye hendek atlatmayı tercih ederim iyi dayanmışsınız.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı