Dream Theater — Metropolis, Pt.2: Scenes From a Memory İncelemesi

81PWfsET2xL._SL1425_.jpg
Albüm incelemelerinin ikinci girdisinde, Dream Theather’ın klasik Metropolis konseptini inceleyeceğim. Üst üste iki progresif konsept albüme göz atmam tamamen tesadüftür.

Bölüm 1: Images And Words

1*kbCWJwAePoL-faWyoKZyBg.png

Dream Theather’ın 1992 çıkışlı Images And Words albümündeki 5. şarkıyla başlıyor hikaye. Şarkının ismi Metropolis — Part I: “The Miracle and the Sleeper”
Albüm çıktıktan sonra çoğu dinleyici tarafından bu şarkı grubun başyapıtı olarak gösterildi. Şarkının isminde bulunan “Part I”, ibaresi insanları bir devam projesinin geleceği konusunda beklentiye soktu. Grup ise, ismin tamamen rastgele olduğunu ve bir anlama gelmediğini söyledi. Metropolis’in birinci bölümünde konsept albümün aksine bir hikaye anlatılmıyor.
Şimdi Part 2'ye geçebiliriz.

Bölüm 2: Tarih

Liquid Tension Experiment’te çalan Jordan Rudess ile birlikte çalıştıktan sonra, efsane davulcu Mike Portnoy ve John Petrucci, grup için tam zamanlı klavyeci pozisyonunu teklif ettiler ve Rudess kabul etti. O dönem DT’de çalan klavyeci Derek Sherinian gruptan kovuldu.
Derek’in ayrılmasının ardından New York BearTracks Studios’a döndüler ve Images And Words ile başlayan hikayenin devamı nihayet kaydedildi.
Albümün kaydı hayranların albüme karışmasına engel olmak ve sürpriz yapmak için gizli tutuldu. Fakat, albüm çıkmadan kısa süre önce internete parça listesi ve yayın tarihi sızdırıldı.
Albüm çıktıktan kısa süre sonra büyük bir başarıya ulaştı ve grup dünya turnesine çıktı. Bir New York konserinde, arka planda müzik çalarken albümü canlı olarak oynamaları için oyuncular tutuldu ve bu performans 2001 yılında “Metropolis 2000 Live DVD” olarak yayımlandı.

1*M9OkO4B0wzsOJsVLPHJnAg.png

Bölüm 3: Konsept​

Hikaye, Nicholas adındaki bir adamın devamlı olarak anlam veremediği rüyalar görmesiyle başlıyor. Bu rüyalar artık gündelik hayatını da etkilemeye başlayınca hipnoz terapisine gitmeye karar veriyor.
Nicholas, rüyalarında devamlı olarak 1928 yılında ölen Victoria isimli kadını görmekte. Victoria’nın ölümü arkasında belirli perdeler vardır ve belki de bu yüzden Nicholas’ın rüyalarına girip onu araştırması için, üzerine gitmesi için rahatsız etmektedir.

Act I

Scene One: Regression


Albüm, Nicholas’ın hipnoz terapisinde olduğu esnada başlıyor. Nicholas, terapistinin sesiyle rahatlayıp gevşemekte ve bir hipnoz etkisine girmektedir.
Fan notu: “The Spirit Carries On” bu şarkının arka planında duyulmaktadır.

Scene Two: I. Overture 1928

Nicholas hipnotik bir transtadır ve olağanüstü bir barış ve konfor içerisindedir. Bu transın içerisindeyken, terapinin konusuna odaklanmaya başlar, Victoria adındaki bir kadın ve kendi hayatıyla çok benzeyen hayatı.

Scene Two: II. Strange Deja Vu

Nicholas’ın terapiden önceki gördüğü rüyalar hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu sırada Nicholas’ın hipnotik transı daha da derinleşiyor. Her gözünü kapattığında, çok canlı ve gerçekçi, fakat bir başka yaşama ait olan bir rüyayı tekrar tekrar gördüğünü ve bu yüzden terapiye geldiğini öğreniyoruz.
Rüya şöyle tanımlanmakta; bir eve giden bir yol var, evin içinde üst kattaki bir odada bir ayna var ve bir kız belirmekte. Tüm bunlar Nicholas’a çok tanıdık geliyor, fakat mantık çerçevesinde baktığımızda gelmemesi gerekmekte. Belki de bunlar sıradan bir rüya değildir.
Nicholas, küçük kızın yüzünü seçebilmektedir ve ona “Küçük kız, neden burada olduğumu söylemeyecek misin?” diye sorar. Kızın onla paylaşacak bir şeyi olduğunu anlar, küçük kız onu bir yere götürmektedir. Anlatılması gereken bir hikayedir, ruhunu parçalayacak kadar berbat bir hikaye.
Victoria, ilk kez Nicholas’a neden onu rahatsız ettigiyle ilgili ipucu verir. Kadın, cinayetiyle alakalı gerçeği ortaya çıkarmanın bir yolunu aramaktadır. Büyük bir ağıt yakmaktadır. Bu ağıt, “I’m not the one the Sleeper thought he knew,” yani “Uyuyan’ın tanıdığını sandığı kişi ben değilim,” sözleriyle birlikte, Julian Baynes’in kardeşi Senatör Edward Bayness ile olan ilişkisini hiç bilmemesinden kaynaklı duyduğu suçluluk duygusudur. (Ki bu detayı çok sonra öğreniyoruz.) Victoria, Julian’a yaptıklarından dolayı suçluluk duymaktadır.
Daha sonra Nicholas’ın terapiden çıkar ve hayata döner. Uyanık olmasına rağmen, deneyimlediği diğer hayattaki düşünceler ve olaylar günün her saatinde ona daha da işlenmekte. Bu olanlar Nicholas’ı bu olayı çözmesi gerektiğine dair ikna etmeye başlıyor. Tüm bunları bir takıntı haline getiriyor ve bu esnada bu diğer gerçeklikte yaşamış olabileceği fikri aklına geliyor. Bu diğer hayat onun huzur bulması için gerekli ve Nicholas bazı şeyleri çözmeden rahat etmeyecek.

Scene Three: I. Through My Words

Nicholas, geçmiş yaşamında Victoria olduğunu fark eder. Artık neden ona bu kadar bağlı hisettiğini anlar, çünkü iki farklı yaşam aynı ruhu barındırmaktadır.

Scene Three: II. Fatal Tragedy

Nicholas’ın bir gece yalnız olmasıyla başlar. Victoria’nın kim olduğunu artık bilmektedir, ancak neden bu kadar üzgün olduğunu anlayamamıştır. Bir süre sonra yaşlı bir adamı ziyarete gider, bu adamın da oldukça yalnız olduğu vurgulanmaktadır. Evin kime ait olduğu ya da yaşlı adamın kim olduğu asla açıklanmaz.

Yaşlı adamın önemi ise, uzun zaman önce işlenmiş bir cinayet hakkında bilgi sahibi olmasıdır ve bu bilgilerini Nicholas ile paylaşmasıdır.

Genç bir kızın çok küçük yaşta öldürüldüğünü öğreniriz, fakat Nicholas adamı dinledikçe hala olayların ne olduğunun tam olarak anlaşılamadığını fark eder.

Nicholas, tüm bunlar üzerine Victoria’ya ne olduğunu öğrenmeden yaşamına devam edemeyeceğine karar verir. Bu meselesi bir takıntı haline getirmiştir ve onun için artık geri dönüşü yoktur.

Şarkı, hipnoterapistin konuşmasıyla sona erer. Sonraki seans, Nicholas’ı Victoria’nın öldürüldüğü ana geri götürerek başlar.

Scene Four: Beyond This Life

1928'de olanlarla ilgili haberleri gazeteden öğreniriz. Habere göre, ismi açıklanmayan bir tanık korkunç bir ses duyar ve sese doğru gittiğinde, vurularak öldürülmüş bir kadını ve onun başında duran adamı görür. Tanık yardım etmeye çalışır ama adam da hemen ardından kendini vurarak öldürür. Gazete, olayı bir aşk trajedisi olarak aktarır. Bu da kurban ile katilin geçmişte ya da belki halen devam eden bir ilişkileri olduğunu gösterir.

Gazete, Victoria ile Julian’ın, Julian’ın yozlaşmış yaşam tarzı nedeniyle yakın zamanda ayrıldığını açıklar. (Daha sonra, bu yaşam tarzının kumar veya uyuşturu gibi bir bağımlılıkla ilgili olabileceği ima edilir. 9. sahnede Julian’ın elinden alkol şişesi düşürmesi, onun alışkanlığının alkol olabileceğini düşündürür.) Ayrıca, Victoria’nın eğer Julian yaşam tarzını düzeltmiş olsaydı onu affedeceği belirtilir. Makalede cinayetin önceden planlanmış olabileceğine dair bir spekülasyon yer alır.

Sonrasında, olay yerindeki fiziksel delillere dair bir anlatım okuruz. Olay yerinde şiddetli bir boğuşmanın geride bıraktığı izler bulunmaktadır ve bir sustalı bıçak bulunur. Sustalı bıçak kafaları karıştırır, çünkü kurban genç bir kızdır ve o yıllarda genç bir kızın yanında böyle bir bıçak taşıması alışılageldik bir durum değildir (bu, onun kendini koruma ihtiyacı olabileceğini gösterir).

Katilin cebinde yazılı bir not bulunur. Notta Julian, Victoria olmadan yaşamaktansa ölmeyi tercih edeceğini açıkça belirtir, fakat Victoria’ya zarar vermekten bahsetmez.

Son olarak, “Beyond The Life” şarkısının sonunda yinelenen sözler vardır. Bu sözler Nicholas’ın, Victoria ile aynı ruhu paylaştıklarına dair inancını daha da derinleştirir. Aynı zamanda bu sözler, sadece ruhların yeniden doğduğunu değil, aynı kişilik özelliklerini de beraberlerinde getirdiklerini ve yaptıkları her şeyin sonsuzluk boyunca o ruhla birlikte kaldığını ima eder.

Scene Five: Through Her Eyes

Nicholas, tekrar uyanır. Artık Victoria’nın 1928 yılında vahşice öldürüldüğünü öğrenmiştir. Kendini, Victoria’nın mezarını ziyaret etmeye mecbur hisseder. Ona karşı duyduğu hüznü ve onun ne kadar çaresiz ve masum olduğunu dile getirir. Üstelik, kendi hayatını Victoria’nın gözlerinden görerek öğrendiği için, bunun aslında kendisinin de başına gelmiş olduğunu fark eder ve bu haksızlık onu rahatsız etmeye başlar.

Mezarına vardığında hüzün içinde kalır. Mezar taşındaki yazılar bile Victoria’nın ne kadar tatlı ve masum bir kız olduğunu ve hayatının çok genç yaşta acımasızca elinden alındığını göstermektedir. Onun ölümü Nicholas’a kendi ölümü gibi gelir ve bu onu şaşırtır. Bunu, sevdiğin birini kaybetmeye benzetir. Bir süre, zihninde Victoria’ya ait imgeleri dolaştırarak, bu derin üzüntünün içinde kaybolur. Kendisinin ne kadar daha uzun yaşadığını düşünür ve yine Victoria’nın genç yaşta ölmesinin adaletsizliğiyle sarsılır.

Şarkının sonunda Nicholas yavaş yavaş kendine gelir ve bu trajediyle yüzleşerek ve bu kaybın yasını tutarak artık ilerleyebileceğini fark etmenin verdiği bir huzur hisseder. Bu acı dolu zaman, önceki yaşamındaki ölümünü kabul edebilmesi ve bu başka yaşamın neden onu kendine çektiğini tam anlamıyla kavrayabilmesi için gereklidir.

Act II​

Scene Six: Home

Julian’ı, takıntısından ve aslında sadece sahte bir hayat sürdüğünden bahsederken duyarız. Daha önce de öğrendiğimiz üzere, Victoria en sonunda onu bağımlılığı yüzünden terk eder. Bu bağımlılığın, kimilerine göre, kokain ve alkol (şarkı sözlerindeki “Lines take me higher” — “Çizgiler beni yükseltiyor” ifadesiyle ima edildiği düşünülen) ve kumarın bir kombinasyonu olduğu düşünülür. Ardından Edward’ı dinleriz; Victoria’nın Julian’la ayrılığı sonrası omzunda ağladığını anlatır. Edward, Victoria’ya âşık olmaya başlar ve başlangıçta kendi kardeşini kandırdığı için suçluluk hisseder. Ancak, Victoria’ya olan takıntısı bu suçluluğun önüne geçer ve Victoria’nın kırılgan hâlinden faydalanarak onu baştan çıkarır. Fakat kısa sürede o da aşırı derecede sahiplenici ve şiddete meyilli biri haline gelir.

Son olarak, Nicholas’ın sesini tekrar duyarız; günümüzde, uyanmış hâlde. Şu ana kadar yalnızca yaşlı adamdan öğrendiklerini ve son terapi seansında gazete makalesinden öğrendiklerini bilmektedir. Hikâyede daha fazlası olması gerektiğini hisseder ve bu gizemi çözmeye takıntılı hâle gelmiştir. Geriye gitmeyi, yani yeniden hipnozla geçmişe dönmeyi arzular ve bir sonraki terapi seansını sabırsızlıkla beklemektedir, çünkü bu sırrı çözmeye devam etmek istemektedir.

“Home” ve “Metropolis Pt. 1” şarkıları arasında birçok söz benzerliği vardır. Örneğin, “şehrin soğuk kanı” ve “ateş gölü” gibi ifadeler her iki şarkıda da yer alır. Ayrıca, “Ölen her aşk için yeni bir aşk doğar derlerdi bana” sözleri de her iki parçada bulunur. “Home” şarkısında geçen “Victoria izliyor ve düşünceli bir şekilde gülümsüyor / Beni evime getirdi” sözleri, “Metropolis” şarkısındaki “Metropolis izliyor ve düşünceli bir şekilde gülümsüyor / Seni evine getirdi” satırlarına doğrudan bir göndermedir. Şarkının son birkaç saniyesinde ise “Metropolis Pt. 1” parçasının başlangıcından bir kesit (sample) duyulur.

Scene Seven: I. The Dance Of Eternity

(Başlamadan not: Bana göre bu şarkı albümün en iyi ikinci şarkısı. Birinciye henüz gelmedik.)

“Metropolis Pt. 1” şarkısının son dizesinde söylendiği gibi, “Aşk, Sonsuzluğun Dansıdır.” Bu ifade, Victoria ile Edward’ın seviştiği anı temsil eder; “dans” kelimesi hareketleri, “sonsuzluk” ise o anın hafızalardaki bitmeyen etkisini simgeler. Şarkı, “Metropolis Pt. 1” parçasından ters çevrilmiş (geriye doğru çalınan) bir kesitle başlar.

Scene Seven: II. One Last Time

Bu şarkı, Nicholas’ın olanları kafasında tekrar tekrar düşünmesiyle başlar. Şu ana kadar sunulan kanıtlar doğrultusunda, gazete haberinin gerçek olduğuna ikna olmuş değildir. Ayrıca bazı söylentiler de duymuş gibidir — büyük olasılıkla Victoria’nın Edward’la yaşadığı ilişkiye dair dedikodular. Acaba Victoria, Edward’ın ruhunu incitip ona veda mı etti?

Ardından geçmişe döneriz ve Victoria’yı “Son bir kez, bugün birlikte uzanacağız.” derken duyarız. Bu, Nicholas’ın Victoria’yı Edward’a veda ederken — bu buluşmalarının son olacağını söylerken — duyduğu bir an olabilir.

Nicholas, Victoria ve Edward’ın ilişki yaşadığı Edward’ın evini ziyaret eder. Ev birçok ipucu barındırıyor gibidir ve Nicholas, sonunda kafasında kurduklarının bir tür doğrulamasını bulduğunu hisseder. O an uyanık olsa da, yatak odasına girdiğinde bir tür aydınlanma yaşar; adeta bilincinden sıyrılmış gibidir. Daha önce tekrar eden rüyalarında hissettiği o soğukluk geri gelir ve bir anda kendini dışarıda bulur; bir kadının çığlığını ve bir adamın af dileyen sesini duyar. Bu noktada Nicholas, Edward ve Victoria’nın gerçekten bir ilişkileri olduğundan şüphelenmeye başlamıştır. Evdeki birçok ipucu da bu şüpheyi destekler niteliktedir. İçinde bulunduğu bu çift katmanlı bilinç hâlinde, Victoria’nın o ölümcül buluşmaya dair anılarını görmektedir; ancak hâlâ yeterince bilgiye ulaşamaz ve sahne karanlığa gömülerek sona erer.

Scene Eight: The Spirit Carries On

(Başlamadan not: İşte benim için albümdeki en iyi şarkı. Dream Theater’ın en iyilerindendir.)

Nicholas, yeniden ve son kez hipnoz altındadır ve ruhunun öteye geçeceğine, ölümden korkmasına gerek olmadığına dair inancını yinelemektedir. Artık Edward’ın cinayete karıştığına inanmaktadır. 70 yıldan uzun süre önce işlenmiş bu suçun ardındaki gerçeği ortaya çıkarmayı planlamaktadır. Bu sırada, bu kez günümüzde, Victoria sesini duyurur ve Nicholas’a artık yoluna devam etmesi gerektiğini söyler; gerçeği ona gösterdiğini ama kendisini asla unutmaması gerektiğini belirtir. Bu noktada Nicholas, Victoria’nın huzursuz ruhunu ve kendi takıntısını dindirmiş olmanın getirdiği bir huzur içinde kalır. Artık hisseder ki, bütün bunların olmasının nedeni, verilmek istenen nihai mesaj, ölümün son değil yalnızca bir geçiş olduğudur — tıpkı Hipnoterapist’in daha önce belirttiği gibi.

Scene Nine: Finally Free

Son sahnede, Nicholas’ın farkında olmadığı bazı bilgiler yer alır çünkü Hipnoterapist onu son hipnotik transından çıkarır ve biz Nicholas’ın arabasına binip uzaklaştığını duyarız. Bu sırada biz, Victoria ve Julian’ın tesadüfen karşılaştıklarını ve daha sonra gizlice buluşmaya karar verdiklerini öğreniriz. Victoria belli ki çok heyecanlıdır çünkü Julian, her zaman sevdiği kişidir ve artık Edward ile olan ilişkiyi sonlandırmaya kararlıdır. Artık Edward ve Julian arasında kalmış değildir; tercihi Julian’dır. Ancak Julian’ın, Victoria’nın Edward’la ilişkisini öğrenmesi hâlinde kardeşini öldüreceğini de bilmektedir.

İkili, kimsenin haberi olmadan buluştuklarını düşünerek bir araya gelir. Ancak Edward aniden belirir ve Julian’la boğuşmaya başlar. Bu sırada Julian’ın cebinden bir içki şişesi düşer ve ardından bir bıçak çeker. Edward, Julian’ı vurur. Victoria çığlık atar. Edward ona “Gözlerini aç, Victoria,” der ve onu da vurur. Julian, Victoria’ya doğru sürünür, onun üzerine yığılır ve son sözlerini söyler (“Son bir kez…”). Edward ise intihar notunu yazar, Julian’ın cebine koyar ve ardından sahte tanık rolünü oynamak üzere yardım çağırmaya gider.

Sonrasında tekrar Nicholas’a döneriz. Arabasıyla eve dönerken, kendisini uzun süredir rahatsız eden bu hayaletlerden artık kurtulduğunu ve huzura kavuştuğunu düşünür. Ayrıca, Victoria’nın hayatındaki varlığı sayesinde kendi yaşamı hakkında da bir şeyler öğrenmiştir: Ölüm bir son değil, sadece bir geçiştir. Nicholas eve varır, bir plak çalar ve rahatlamak için kendine bir içki koyar. Kısa süre sonra başka bir araba gelir. Hipnoterapist içeri girer ve “Gözlerini aç, Nicholas,” diyerek onu irkiltir. Hipnoterapistin gelişiyle pikap sarsılır, ardından statik bir ses duyulur ve sahne karanlığa gömülür. Albüm kaydında sonrasına dair bir açıklık yoktur; ancak canlı DVD’de, Hipnoterapistin aslında Edward’ın reenkarne olmuş hali olduğu ve Nicholas’ı öldürerek döngüyü bir kez daha tamamladığı ortaya çıkar.

Plaktan gelen statik ses, hayranların “meta-albüm” olarak adlandırdığı bir döngünün başlangıcını işaret eder: Bir albümün sonundaki nota ya da ses, bir sonraki albümün başına bağlanır. Dream Theater’ın bu meta-albümü dört albüm boyunca sürer: Metropolis Pt. 2: Scenes from a Memory’den başlayıp Octavarium ile sona erer. Octavarium, albümün başı ve sonundaki aynı piyano notasıyla döngüyü kapatır; son sözlerde ise “Bu hikâye başladığı yerde biter” denilerek her şey tamamlanır.

Bölüm 4: Müzik​

Oldukça uzun ve görece iyi yazılmış bir konsept okudunuz, şimdi sırada sözlerden bağımsız olarak müzikalite var. Burada yazılanların öznel olduğunu hatırlatıyorum.

Bu albüm, o yıla kadar DT’nin çıkartmış olduğu en iyi iş. Zaten o döneme kadar çok iyi müzisyenlerle müthiş kompozisyonlar çıkarttığı bilinse de, Metropolis Part 2 ile bu işi zirveye çıkartmışlardır. Albüm progresif metal kategorisinde değerlendirilmektedir. Dönemine göre çok sert bir albüm değildir, zaten Dream Theater inanılmaz ekstrem metal icra eden bir grup hiçbir zaman olmamıştır.

Albüm; sert, ağır çift bas davullar, hızlı gitar soloları ve melodik klavye soloları ile sakin ballad’ları çok iyi birleştiriyor. Bir konsept albümün gerektirdiği bütün tema değişim kurallarına sahip, birçok ses efekti içermekte.

Tempolar genellikle orta-yavaş hızlarda, daha çok prog-metalden ziyade prog-rock özellikleri taşıyor. Fakat şu ana kadar hep metal kategorisinde değerlendirilmiş ve dinleyince doğrusunun da bu olduğunu rahatlıkla anlıyorsunuz.

İş Dream Theater olunca müzisyenlikten bahsetmeye pek de bir gerek görmüyorum, grubun her üyesi kendi enstrumanlarında virtüoz seviyesinde. Bir tek ben James LaBrie’nin vokallerine hiçbir zaman alışamadım, yine de bu albümde fena iş çıkartmıyor. Bazı fanlar LaBrie’nin bu albümdeki performansına hayran kalıyorlar, şahsen öyle bir durum yaşamadım.

Şimdi benim için en ilgi çekici yeri sizlerle paylaşacağım. “Making Of Scenes Of A Memory” videosunda, Mike Portnoy, bu albüm için ilham kaynağı olan bazı konsept albümlerden bahseder: The Beatles’tan Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band, The Who’dan Tommy, Genesis’ten The Lamb Lies Down On Broadway, Pink Floyd’dan The Wall ve The Final Cut, Roger Waters’tan Amused To Death, Marillion’dan Misplaced Childhood ve Radiohead’den OK Computer. Özellikle Sgt. Pepper’s ve OK Computer’ı görmek beni oldukça sevindirdi, ikisi de çok sevdiğim albümlerdir.

Albümle ilgili müzikal olarak eleştireceğim tek bir şey var, bazı riff’ler birbirlerinin tekrarları gibi hissettiriyor ve bazı şarkıların bazı bölümleri tamamen unutulabilecek şekilde, hafızaya kazınacak bir yanları yok. Bu benim genel olarak bazı progresif gruplar için mızmızlandığım bir konudur, eh en çok da Dream Theater’ı eleştiriyorum. Özellikle bu albümde çok olmasa dahi sadece şarkıları kompleks hale getirebilmek için dinleme zevkindense tekniklere, absürt ritim kalıpları kullanmaya abanan bazı komik işler bulunmakta, en azından bu albümde sizi ağlatacak bir DT progresif masturbasyonu bulunmamakta.

Bölüm 5: Genel Değerlendirme​

Scenes From a Memory; her konsept albüm sever, progresif sever, metal sever, müziksever için dinlenmesi gereken bir albümdür. Kısacası hepiniz bu albümü dinlemelisiniz. Şunu da söyleyeyim, bir önceki incelediğim Still Life kadar sevdiğim bir albüm olmasa dahi kesinlikle çok daha genele hitap eden ve görece daha başarılı ve iyi yazılmış bir konsepte sahip bir albümdür Scenes From a Memory.

Dream Theater’ın en iyi işlerinden.

Albüm Puanı: 8/10 81PWfsET2xL._SL1425_.jpg

Yorumlar

Lise yıllarımın albümlerindendi, ilk 2 albümleriyle birlikte prog metalin zirvesidir benim için. Ayrıca müzik kısmında çok bahsedilmemiş ama, Part 2'nin tohumları ilk olarak albümdeki "Overture"a benzeyen bir enstrümental demoyla atıldı. Demo kaydedildiğinde grupta hala Sherinian vardı. Demoda son albümde yer alan motiflerin birçoğu mevcut hatta şarkıların bir kısmının temeli orada atıldı. Part 1'den tekrar eden melodileri, motifleri de düşünecek olursak bu albümde 3 klavyecinin de emeği var aslında. Rudess yetenek olarak uzaylı seviyesinde olsa da öncekilerin oluşturduğu sesin ve şarkı altyapılarının bu albümü daha iyi yaptığını düşünüyorum.
 
Lise yıllarımın albümlerindendi, ilk 2 albümleriyle birlikte prog metalin zirvesidir benim için. Ayrıca müzik kısmında çok bahsedilmemiş ama, Part 2'nin tohumları ilk olarak albümdeki "Overture"a benzeyen bir enstrümental demoyla atıldı. Demo kaydedildiğinde grupta hala Sherinian vardı. Demoda son albümde yer alan motiflerin birçoğu mevcut hatta şarkıların bir kısmının temeli orada atıldı. Part 1'den tekrar eden melodileri, motifleri de düşünecek olursak bu albümde 3 klavyecinin de emeği var aslında. Rudess yetenek olarak uzaylı seviyesinde olsa da öncekilerin oluşturduğu sesin ve şarkı altyapılarının bu albümü daha iyi yaptığını düşünüyorum.
Ekleme için teşekkürler gerçekten.
 

Blog girdisi detayları

Ekleyen
ahmet can balcı
Okuma süresi
11 dakika okuma
Görüntüleme
317
Yorumlar
4
Son güncelleme

Genel kategorisindeki diğer girdiler

ahmet can balcı adlı kullanıcının diğer girdileri

Bu girdiyi paylaş

Geri
Yukarı