Çok doldum arkadaşlar... Sadece içimi dökmek istiyorum. Eğer bu yazıyı baştan sona okuyacaksınız, kusmamanız için öncesinde ilaç almanızı tavsiye ederim.
Daha önceki açtığım konular vardı, arada hatırlayanlar oluyor, ekonomik olarak güçlü, daha önce hastanemizdeki çalışanlardan birinin yakını vurduğu için hapis yatmış, ilçede "mafya" olarak tanınan bir insan evladı yüzünden memleketi terk etmek zorunda kalmıştım. Ailemi de alıp başka ile, sağlık bakanlığı tarafından atamam gerçekleşti.
Can havliyle geldiğim yeni ilde, daha ev tutmadan beni il sağlıktan arayıp başka ilçeye görevlendirmeye gideceğimi söylediler. İtiraz ettim, nerede kalacağım orada? Daha yerleşmedim? Daha hastanemde çalışmadım? Daha bu ilin sistemini bile bilmiyorum desem de umursamadılar, yollandım. Rapor almak istedim, 39 derece ateşli tonsilitim vardı zaten, rapor aldığım taktir de idari soruşturma açılacağını söylediler. Ben o sinirle bu işi inada çevirecektim, ama piyasada doktor "yoktu" ve ben kimseyi mağdur etmek istemedim, her sabah 1 buçuk saatlik yol çekerek diğer yerde çalışmaya başladım. İşin başından beri koruma kararım vardı bu arada. Bu koruma yeni atandığım ilçeye geçti. Görevlendirme sonlarına doğru ben tebliğ için karakola gittiğimde bir de ne göreyim, benim açık adresim iç kapı numarama kadar karşı tarafa tebliğ edilmişti. İnanamadım, çok daha öncesinden resmi makamlar dahil yerde adres gizliliği için zaten başvurmuz vardı, bakanlığın bile gizli tuttuğu, "arkadaşlarınla bile vedalaşmadan ayrıl" dediği süreçten sonra bunu görmek... Tarif edemiyorum.... Tabi diğer karakolu aradık, kararı karşıya tebliğ etmesinler diye ama nafile. Sonrasında adliyeyi aradım vs bi ton gereksiz şey.
Geldiğim yer küçük bir ilçeydi. Karşı tarafında ertelenmiş cezaları olduğundan, hem beyaz kod hem de benim şikayetimden hapis yatacağını düşünüyorduk. Ancak mahkeme ne hikmetse hala gerçekleşmedi. Belki söz konusu şahısla benim iş yeri değişimimi ret eden hakimin birlikte "kavurma" yemesinin de etkisi olmuştur. Her neyse...
Artık atamanın bir anlamı kalmamıştı, kalabalık bir yere ve hastanemin ifşa olmadığı bir yere gitmem gerekiyordu. Elimdeki koruma kararı, daha önceki mahkeme kararı ve valilik raporuyla il sağlığa dilekçe yolladım. Tabiki malum il sağlıkta işler yavaş yürüdüğünü bildiğimden dilekçeden sonraki iş gününde bizzat oraya giderek dilekçenin kendilerine ulaşıp ulaşmadığını sordum. Tam tahmin ettiğim gibi sistemsel bir sıkıntıdan ulaşmamıştı ve bana zaten bu sürecin 2 haftayı bulacağından bazen sisteme düşmesinin de gecikeceği söylendi. Dilekçeyi cuma yazmıştık, o gün ise pazartesiydi ve bu tamamen palavraydı tabi. Ben konuyu açınca oradaki memur arkadaşlar yardımcı oldu neyseki, hassas bir konu olduğu için. Ben oradaki birkaç memura da durumu anlatıp dilekçemin değerlendirilmesini ve sonucunu hızlandırmasını rica ettim, hatta il sağlık başkanının sekreterine de durumu iletmesi için (meslektaşımın beni daha iyi anlayacağını umarak) dilekçeden bahsettim ve oradan ayrıldım.
2 saat sonra il sağlıktan arandım, sekreteri "Kamu hizmetleri başkanı" nın beni beklediğini, konuşmak istediğini söyledi. Aklımdan "herhalde geçmiş olsun diyecek" diye düşündüm. Biraz sonra hayatımın en iğrenç diyaloglarına maruz kalacağımdan haberim yoktu.
Biraz bekledikten sonra başkanın odasına girdim. Bana baktı, "" dedi. Oturdum. "Otur, kendini tanıt bakalım" dedi. Kısaca tanıttım. Bu yüzüme sırada bilgisayarda yazdığım dilekçeyi inceliyordu. "Bakanlık seni aramış, bir kere bakanlık kimseyi aramaz ki? Bir de nasıl istediğin hastanede çalış diyorlar? Böyle bir şey olamaz" dedi. Evet, adamın kurduğu ikinci cümle bu oldu. Açıkladım, diyaloğu anlattım. Telefonumu çıkarıp "arayan numara da bu" dedim. Bana bakmadı bile. Yüzünü buruşturmuş, hala bilgisayara bakıyordu. Telefonu uzatmamı görmezden gelerek bana döndü.
"Bu meslekte böyle şeylerin olması normal. Benim de kafama silah dayadılar zamanında. Olabiliyor böyle şeyler, biz de çok tehdit edildik. Ayrıca hukukta adres karşı tarafa da gidiyor, bu da normal bir şey. Mahkemeye çıkıyorsun, adresin bağırarak söyleniyor, ben belki hasımlıyım karşı tarafla? Her neyse bakanlık zaten seni buraya getirmiş, daha ne istiyorsun?" dedi tepeden bakarak. Ukalaca öğütler vermeye ve durumla neredeyse alay eder gibi konuşmaya devam ediyordu, kendimi sözlüde hoca tarından azarlanan öğrenciler gibi hissettim ki artık dayanamayıp sözünü keserek yaşadığım saçma sapan şeyleri kısaca hatırlattım. Sürekli yer değiştirip Türkiye’nin en uç kiralarını vererek sürekli maddi kayıp yaşamaya da ve de günde 3 bin hastanın geldiği yoğun yerlere meraklı olmadığını söyledim.
"Meslekte oluyor böyle şeyler. Her olayda tayin mi isteyeceğiz? Biz mesleğimizi seveceğiz yapacağız, ölüm dahil olsa kabullenerek yapacağız mesleğimizi. Ee bunları göze almıyorsak kendimizi sorgulamamız lazım. " dedi. Ben de iyice sinirlendim, kafayı yemek üzereydim artık. "Şurada 2 tane emergency nöbeti tutun, insanlar artık yazdığımız reçeteyi beğenmeyip atıyor. CPR’dan çıkıyorum, dışarıda "nerde kaldı bu doktor" diye sövüyorlar. Biz bunları her gün zaten yaşıyoruz. Ama sanırım siz anlamadınız, şu an konu can güvenliği" dedim. Zoruna gitmiş olacak ki başladı kariyerini anlatmaya. Ben de artık dayanamayıp " Abi benimle bu kadar uğraşacağına git bu duruma neden olanlarla veya hastanelerde bu şekilde terör estirmemeleri için halkın eğitilmesi için uğraşsana..." dedim. Sinirlendi tabii,
"Sen niye merkeze gelmek istiyorsun onu söyle" dedi. Bir süre kalabalıkta kaybolmak istediğimi ve burada da bazı arkadaşlarımla, yaşadığım şeyleri daha kolay atlatabileceğimi söyledim. "Orası bizi ilgilendirmiyor. Orayı karıştırma" dedi. "Nasıl karıştırmayayım?" diye "şaka mı yapıyorsun manasında söyledim.
"İlçe de daha iyi kaybolursun. Mantıklı değil mi? Birini arasan önce merkezde ararsın. XX ilçesine git madem? Orada ihtiyacımız da var. Merkezde doktor ihtiyacımız yok." O bölgede doktor ihtiyacı da yoktu. Birincisi oraya görevlendirme pek çıkmıyordu, ikincisi doktor ataması daha yeni olmuştu ve her yer doktor doluydu. "4 ay sonra merkezde de ihtiyacınız olacak" dedim. Arkadaşlar, TUS sınavından sonra emergency servisinde çalışacak doktor bulmak, altın bulmaktan daha zor hale gelir. Evet, tehdit edildiğim yetmiyor gibi üstüne sürgün yiyecektim. Beni işgüzarlık yapmakla suçluyordu yani. Oranın New York olduğunu düşünüyordu sanırım. İnsanların buraya gelmek için kendi canlarını tehlikeye atacağını veya bu tür durumlardan yararlanacağını düşünecek kadar leş bir düşüncesi vardı. Yahu bu nasıl varoşluktur... Bu kafa yapısını, adamın karakterini bir an önüme getirdim, midem bulandı. "Tamam o siz öyle diyorsanız" diyerek orayı terk ettim.
Adamı kime nereye şikayet edeceğim bilmiyorum, hep bunu düşündüm... Zaten uğraşmam halinde bana nefeste aldırmazdı o koltuktayken....
Onca emek... Ve gelinen son bu.
İstifa edip başka yere taşınacağım. Aklımda pek çok iş var, özel hastanede iş bulmak artık çok zor. Bulursam part time çalışırım. Kafama en çok yatan kuryelik oldu. Bir emlakçı yakınımın yanında da çalışabilirim. Yurtdışına gidene kadar idare ederim illaki. Kafa rahat olur en azından.
Daha önceki açtığım konular vardı, arada hatırlayanlar oluyor, ekonomik olarak güçlü, daha önce hastanemizdeki çalışanlardan birinin yakını vurduğu için hapis yatmış, ilçede "mafya" olarak tanınan bir insan evladı yüzünden memleketi terk etmek zorunda kalmıştım. Ailemi de alıp başka ile, sağlık bakanlığı tarafından atamam gerçekleşti.
Can havliyle geldiğim yeni ilde, daha ev tutmadan beni il sağlıktan arayıp başka ilçeye görevlendirmeye gideceğimi söylediler. İtiraz ettim, nerede kalacağım orada? Daha yerleşmedim? Daha hastanemde çalışmadım? Daha bu ilin sistemini bile bilmiyorum desem de umursamadılar, yollandım. Rapor almak istedim, 39 derece ateşli tonsilitim vardı zaten, rapor aldığım taktir de idari soruşturma açılacağını söylediler. Ben o sinirle bu işi inada çevirecektim, ama piyasada doktor "yoktu" ve ben kimseyi mağdur etmek istemedim, her sabah 1 buçuk saatlik yol çekerek diğer yerde çalışmaya başladım. İşin başından beri koruma kararım vardı bu arada. Bu koruma yeni atandığım ilçeye geçti. Görevlendirme sonlarına doğru ben tebliğ için karakola gittiğimde bir de ne göreyim, benim açık adresim iç kapı numarama kadar karşı tarafa tebliğ edilmişti. İnanamadım, çok daha öncesinden resmi makamlar dahil yerde adres gizliliği için zaten başvurmuz vardı, bakanlığın bile gizli tuttuğu, "arkadaşlarınla bile vedalaşmadan ayrıl" dediği süreçten sonra bunu görmek... Tarif edemiyorum.... Tabi diğer karakolu aradık, kararı karşıya tebliğ etmesinler diye ama nafile. Sonrasında adliyeyi aradım vs bi ton gereksiz şey.
Geldiğim yer küçük bir ilçeydi. Karşı tarafında ertelenmiş cezaları olduğundan, hem beyaz kod hem de benim şikayetimden hapis yatacağını düşünüyorduk. Ancak mahkeme ne hikmetse hala gerçekleşmedi. Belki söz konusu şahısla benim iş yeri değişimimi ret eden hakimin birlikte "kavurma" yemesinin de etkisi olmuştur. Her neyse...
Artık atamanın bir anlamı kalmamıştı, kalabalık bir yere ve hastanemin ifşa olmadığı bir yere gitmem gerekiyordu. Elimdeki koruma kararı, daha önceki mahkeme kararı ve valilik raporuyla il sağlığa dilekçe yolladım. Tabiki malum il sağlıkta işler yavaş yürüdüğünü bildiğimden dilekçeden sonraki iş gününde bizzat oraya giderek dilekçenin kendilerine ulaşıp ulaşmadığını sordum. Tam tahmin ettiğim gibi sistemsel bir sıkıntıdan ulaşmamıştı ve bana zaten bu sürecin 2 haftayı bulacağından bazen sisteme düşmesinin de gecikeceği söylendi. Dilekçeyi cuma yazmıştık, o gün ise pazartesiydi ve bu tamamen palavraydı tabi. Ben konuyu açınca oradaki memur arkadaşlar yardımcı oldu neyseki, hassas bir konu olduğu için. Ben oradaki birkaç memura da durumu anlatıp dilekçemin değerlendirilmesini ve sonucunu hızlandırmasını rica ettim, hatta il sağlık başkanının sekreterine de durumu iletmesi için (meslektaşımın beni daha iyi anlayacağını umarak) dilekçeden bahsettim ve oradan ayrıldım.
2 saat sonra il sağlıktan arandım, sekreteri "Kamu hizmetleri başkanı" nın beni beklediğini, konuşmak istediğini söyledi. Aklımdan "herhalde geçmiş olsun diyecek" diye düşündüm. Biraz sonra hayatımın en iğrenç diyaloglarına maruz kalacağımdan haberim yoktu.
Biraz bekledikten sonra başkanın odasına girdim. Bana baktı, "" dedi. Oturdum. "Otur, kendini tanıt bakalım" dedi. Kısaca tanıttım. Bu yüzüme sırada bilgisayarda yazdığım dilekçeyi inceliyordu. "Bakanlık seni aramış, bir kere bakanlık kimseyi aramaz ki? Bir de nasıl istediğin hastanede çalış diyorlar? Böyle bir şey olamaz" dedi. Evet, adamın kurduğu ikinci cümle bu oldu. Açıkladım, diyaloğu anlattım. Telefonumu çıkarıp "arayan numara da bu" dedim. Bana bakmadı bile. Yüzünü buruşturmuş, hala bilgisayara bakıyordu. Telefonu uzatmamı görmezden gelerek bana döndü.
"Bu meslekte böyle şeylerin olması normal. Benim de kafama silah dayadılar zamanında. Olabiliyor böyle şeyler, biz de çok tehdit edildik. Ayrıca hukukta adres karşı tarafa da gidiyor, bu da normal bir şey. Mahkemeye çıkıyorsun, adresin bağırarak söyleniyor, ben belki hasımlıyım karşı tarafla? Her neyse bakanlık zaten seni buraya getirmiş, daha ne istiyorsun?" dedi tepeden bakarak. Ukalaca öğütler vermeye ve durumla neredeyse alay eder gibi konuşmaya devam ediyordu, kendimi sözlüde hoca tarından azarlanan öğrenciler gibi hissettim ki artık dayanamayıp sözünü keserek yaşadığım saçma sapan şeyleri kısaca hatırlattım. Sürekli yer değiştirip Türkiye’nin en uç kiralarını vererek sürekli maddi kayıp yaşamaya da ve de günde 3 bin hastanın geldiği yoğun yerlere meraklı olmadığını söyledim.
"Meslekte oluyor böyle şeyler. Her olayda tayin mi isteyeceğiz? Biz mesleğimizi seveceğiz yapacağız, ölüm dahil olsa kabullenerek yapacağız mesleğimizi. Ee bunları göze almıyorsak kendimizi sorgulamamız lazım. " dedi. Ben de iyice sinirlendim, kafayı yemek üzereydim artık. "Şurada 2 tane emergency nöbeti tutun, insanlar artık yazdığımız reçeteyi beğenmeyip atıyor. CPR’dan çıkıyorum, dışarıda "nerde kaldı bu doktor" diye sövüyorlar. Biz bunları her gün zaten yaşıyoruz. Ama sanırım siz anlamadınız, şu an konu can güvenliği" dedim. Zoruna gitmiş olacak ki başladı kariyerini anlatmaya. Ben de artık dayanamayıp " Abi benimle bu kadar uğraşacağına git bu duruma neden olanlarla veya hastanelerde bu şekilde terör estirmemeleri için halkın eğitilmesi için uğraşsana..." dedim. Sinirlendi tabii,
"Sen niye merkeze gelmek istiyorsun onu söyle" dedi. Bir süre kalabalıkta kaybolmak istediğimi ve burada da bazı arkadaşlarımla, yaşadığım şeyleri daha kolay atlatabileceğimi söyledim. "Orası bizi ilgilendirmiyor. Orayı karıştırma" dedi. "Nasıl karıştırmayayım?" diye "şaka mı yapıyorsun manasında söyledim.
"İlçe de daha iyi kaybolursun. Mantıklı değil mi? Birini arasan önce merkezde ararsın. XX ilçesine git madem? Orada ihtiyacımız da var. Merkezde doktor ihtiyacımız yok." O bölgede doktor ihtiyacı da yoktu. Birincisi oraya görevlendirme pek çıkmıyordu, ikincisi doktor ataması daha yeni olmuştu ve her yer doktor doluydu. "4 ay sonra merkezde de ihtiyacınız olacak" dedim. Arkadaşlar, TUS sınavından sonra emergency servisinde çalışacak doktor bulmak, altın bulmaktan daha zor hale gelir. Evet, tehdit edildiğim yetmiyor gibi üstüne sürgün yiyecektim. Beni işgüzarlık yapmakla suçluyordu yani. Oranın New York olduğunu düşünüyordu sanırım. İnsanların buraya gelmek için kendi canlarını tehlikeye atacağını veya bu tür durumlardan yararlanacağını düşünecek kadar leş bir düşüncesi vardı. Yahu bu nasıl varoşluktur... Bu kafa yapısını, adamın karakterini bir an önüme getirdim, midem bulandı. "Tamam o siz öyle diyorsanız" diyerek orayı terk ettim.
Adamı kime nereye şikayet edeceğim bilmiyorum, hep bunu düşündüm... Zaten uğraşmam halinde bana nefeste aldırmazdı o koltuktayken....
Onca emek... Ve gelinen son bu.
İstifa edip başka yere taşınacağım. Aklımda pek çok iş var, özel hastanede iş bulmak artık çok zor. Bulursam part time çalışırım. Kafama en çok yatan kuryelik oldu. Bir emlakçı yakınımın yanında da çalışabilirim. Yurtdışına gidene kadar idare ederim illaki. Kafa rahat olur en azından.
Son düzenleme: