Bu ayetin “zalimce” ve "saçma" algılanmasının sebebi, allah–insan ilişkisinin ihtiyaç ilişkisi gibi okunmasıdır. Yani sanki Allah'ın ibadete ihtiyacı varmış ve insan bu ihtiyacı karşılamak için yaratılmış gibi düşünülüyor. Çelişki tam burada başlıyor.
Oysa Allah anlama muhtaç değildir. İhtiyacı yoktur, eksik değildir. Dolayısıyla “ibadet” O'nun tarafında bir kazanım değil, insan tarafında bir konumlanmadır. Ayet, “allah kendisi için kullar yarattı” demiyor, insanın varlıkla kuracağı anlam bağını tarif ediyor.
İbadet, Allah'a bir şey ekleyen bir eylem değil, insanın kendi varlığını yerli yerine koymasıdır. İnsan anlam arayan bir varlıktır. Bu arayış boşlukta kalırsa ya kendini merkeze koyar ya da başka nesneleri kutsallaştırır. İbadet, insanın kendini mutlaklaştırmasını engelleyen ontolojik (varoluşsal) bir yöneliştir.
Burada “karşılıklı sevgi” ifadesi kısmen doğrudur ama eksiktir. Çünkü karşılıklılık eşitlik ima eder. Allah–kul ilişkisinde eşitlik değil, aşkınlık–muhtaçlık ilişkisi vardır. Sevgi vardır ama bu sevgi Allah'ın ihtiyacından değil, insanın Kemal'e yönelme ihtiyacından doğar.