Zariyat 56 ayeti aklıma takılıyor

Anonim-967558

Picopat
Katılım
17 Aralık 2025
Mesajlar
182
İyi sosyaller. Kafamda din hakkında hiçbir şüphem yok ancak bu ayet cidden aklıma takılıyor. Yani Allah'ın insanları ve cinleri kendine ibadet için yaratması şöyle açıklanabilir mi: Allah varlıkları karşılıklı sevmek istedi ve ibadette aslında yüce Allah'a gösterdiğimiz karşılıklı sevgidir. Ayetin aklıma takılmasının sebebi de şu: Zalimce gelmesi. Yani bence bir açıklaması vardır ayetin. Allah niye zalim olsun ki? Derin bir felsefe öğrenmek lazım gibi.
 
Temelinde akıllıca düşünürsek sonsuz bir varlığın kendine kulluk etsin diye insanları yaratmasına ihtiyacı yoktur, hatta hiçbir şey yapmasına da ihtiyacı yoktur. Fotonlar gibi düşünün, fotonlar ışık hızında gittiği için zaman onlar için yoktur, geçmişi ve geleceği ve şuanı aynı anda yaşarlar ve biter. Yani tamamen bir saçmalık. Bahsettiğin ayet hakkında araştırma yapmadım ama genel olarak söyledim.
 
Temelinde akıllıca düşünürsek sonsuz bir varlığın kendine kulluk etsin diye insanları yaratmasına ihtiyacı yoktur, hatta hiçbir şey yapmasına da ihtiyacı yoktur. Fotonlar gibi düşünün, fotonlar ışık hızında gittiği için zaman onlar için yoktur, geçmişi ve geleceği ve şuanı aynı anda yaşarlar ve biter. Yani tamamen bir saçmalık. Bahsettiğin ayet hakkında araştırma yapmadım ama genel olarak söyledim.

Vallahi hocam işte asıl iş buradan başlıyor. Güzel bir felsefe konusu olur aslında.
 
İyi sosyaller. Kafamda din hakkında hiçbir şüphem yok ancak bu ayet cidden aklıma takılıyor. Yani Allah'ın insanları ve cinleri kendine ibadet için yaratması şöyle açıklanabilir mi: Allah varlıkları karşılıklı sevmek istedi ve ibadette aslında yüce Allah'a gösterdiğimiz karşılıklı sevgidir. Ayetin aklıma takılmasının sebebi de şu: Zalimce gelmesi. Yani bence bir açıklaması vardır ayetin. Allah niye zalim olsun ki? Derin bir felsefe öğrenmek lazım gibi.
Temelinde akıllıca düşünürsek sonsuz bir varlığın kendine kulluk etsin diye insanları yaratmasına ihtiyacı yoktur, hatta hiçbir şey yapmasına da ihtiyacı yoktur. Fotonlar gibi düşünün, fotonlar ışık hızında gittiği için zaman onlar için yoktur, geçmişi ve geleceği ve şuanı aynı anda yaşarlar ve biter. Yani tamamen bir saçmalık. Bahsettiğin ayet hakkında araştırma yapmadım ama genel olarak söyledim.

Bu ayetin “zalimce” ve "saçma" algılanmasının sebebi, Allah–insan ilişkisinin ihtiyaç ilişkisi gibi okunmasıdır. Yani sanki Allah’ın ibadete ihtiyacı varmış ve insan bu ihtiyacı karşılamak için yaratılmış gibi düşünülüyor. Çelişki tam burada başlıyor.

Oysa Allah anlama muhtaç değildir. İhtiyacı yoktur, eksik değildir. Dolayısıyla “ibadet” O’nun tarafında bir kazanım değil, insan tarafında bir konumlanmadır. Ayet, “Allah kendisi için kullar yarattı” demiyor, insanın varlıkla kuracağı anlam bağını tarif ediyor.

İbadet, Allah’a bir şey ekleyen bir eylem değil, insanın kendi varlığını yerli yerine koymasıdır. İnsan anlam arayan bir varlıktır. Bu arayış boşlukta kalırsa ya kendini merkeze koyar ya da başka nesneleri kutsallaştırır. İbadet, insanın kendini mutlaklaştırmasını engelleyen ontolojik (varoluşsal) bir yöneliştir.

Burada “karşılıklı sevgi” ifadesi kısmen doğrudur ama eksiktir. Çünkü karşılıklılık eşitlik ima eder. Allah–kul ilişkisinde eşitlik değil, aşkınlık–muhtaçlık ilişkisi vardır. Sevgi vardır ama bu sevgi Allah’ın ihtiyacından değil, insanın kemale yönelme ihtiyacından doğar.
 
Namaz, kurban, hac gibi ibadetleri aslında insan kendi için yapıyor ve Allah'ın bunlara ihtiyacı yok. Nitekim Hac Suresi 37. Ayette kurban ibadeti için şöyle buyrulur "Onların ne etleri ne de kanları asla Allah’a ulaşmaz. O’na ulaşan ancak sizin takvanızdır. "

Benzer örnekler namaz ve oruç gibi ibadetler için de geçerlidir. Bunları Allah'ı zikrederek yaparken aslında kendi nefsini de terbiye ediyor ruhunu tamir ediyorsun.
 
Bu ayetin “zalimce” ve "saçma" algılanmasının sebebi, allah–insan ilişkisinin ihtiyaç ilişkisi gibi okunmasıdır. Yani sanki Allah'ın ibadete ihtiyacı varmış ve insan bu ihtiyacı karşılamak için yaratılmış gibi düşünülüyor. Çelişki tam burada başlıyor.

Oysa Allah anlama muhtaç değildir. İhtiyacı yoktur, eksik değildir. Dolayısıyla “ibadet” O'nun tarafında bir kazanım değil, insan tarafında bir konumlanmadır. Ayet, “allah kendisi için kullar yarattı” demiyor, insanın varlıkla kuracağı anlam bağını tarif ediyor.

İbadet, Allah'a bir şey ekleyen bir eylem değil, insanın kendi varlığını yerli yerine koymasıdır. İnsan anlam arayan bir varlıktır. Bu arayış boşlukta kalırsa ya kendini merkeze koyar ya da başka nesneleri kutsallaştırır. İbadet, insanın kendini mutlaklaştırmasını engelleyen ontolojik (varoluşsal) bir yöneliştir.

Burada “karşılıklı sevgi” ifadesi kısmen doğrudur ama eksiktir. Çünkü karşılıklılık eşitlik ima eder. Allah–kul ilişkisinde eşitlik değil, aşkınlık–muhtaçlık ilişkisi vardır. Sevgi vardır ama bu sevgi Allah'ın ihtiyacından değil, insanın Kemal'e yönelme ihtiyacından doğar.

Aklıma şu da geldi. Allah mutlak iyiliğin kendisine ibadet edilmesinde görüyor olabilir mi? Sonuçta Allah yüce bir varlık. Tabii ibadet ihtiyacı konusunda bir şüphem yok. Yani Allah mutlu olmamızı istiyor ancak kendisine yönelirsek mutluluğu bulacağımızı düşünüyor.

Bu ayetin “zalimce” ve "saçma" algılanmasının sebebi, allah–insan ilişkisinin ihtiyaç ilişkisi gibi okunmasıdır. Yani sanki Allah'ın ibadete ihtiyacı varmış ve insan bu ihtiyacı karşılamak için yaratılmış gibi düşünülüyor. Çelişki tam burada başlıyor.

Oysa Allah anlama muhtaç değildir. İhtiyacı yoktur, eksik değildir. Dolayısıyla “ibadet” O'nun tarafında bir kazanım değil, insan tarafında bir konumlanmadır. Ayet, “allah kendisi için kullar yarattı” demiyor, insanın varlıkla kuracağı anlam bağını tarif ediyor.

İbadet, Allah'a bir şey ekleyen bir eylem değil, insanın kendi varlığını yerli yerine koymasıdır. İnsan anlam arayan bir varlıktır. Bu arayış boşlukta kalırsa ya kendini merkeze koyar ya da başka nesneleri kutsallaştırır. İbadet, insanın kendini mutlaklaştırmasını engelleyen ontolojik (varoluşsal) bir yöneliştir.

Burada “karşılıklı sevgi” ifadesi kısmen doğrudur ama eksiktir. Çünkü karşılıklılık eşitlik ima eder. Allah–kul ilişkisinde eşitlik değil, aşkınlık–muhtaçlık ilişkisi vardır. Sevgi vardır ama bu sevgi Allah'ın ihtiyacından değil, insanın Kemal'e yönelme ihtiyacından doğar.

Hocam aslında şu hedonist yaşamdan kurtulmamız gerekiyor. Yani mutlu olmak için yöneliyoruz Allah'a. Bu yanlış bir düşünce midir?
 
Son düzenleme:
Aklıma şu da geldi. Allah mutlak iyiliğin kendisine ibadet edilmesinde görüyor olabilir mi? Sonuçta Allah yüce bir varlık. Tabii ibadet ihtiyacı konusunda bir şüphem yok. Yani Allah mutlu olmamızı istiyor ancak kendisine yönelirsek mutluluğu bulacağımızı düşünüyor.
Hocam aslında şu hedonist yaşamdan kurtulmamız gerekiyor. Yani mutlu olmak için yöneliyoruz Allah'a. Bu yanlış bir düşünce midir?
İbadeti, Allah’ın mutluluğumuz için koyduğu bir araç gibi düşünürsek farkında olmadan yine insanı merkeze alıyoruz. Evet, insan Allah’a yöneldiğinde huzur bulur, doğru ama ibadetin asıl gerekçesi bu değildir. Mutluluk, ibadetin sebebi değil, neticesidir. İbadet, aslında insanın şunu kabul edişidir: “Ben varlığın ölçüsü değilim, anlamın kaynağı da ben değilim.”

Bu yüzden ibadet, hazdan kaçıştan çok benmerkezci varoluşun kırılmasıdır. İnsan kendini merkezden çektiğinde huzur bulur fakat huzur hedeflenerek yapılan ibadet eksik kalır.

Sözün özü, aslolan hiçlik makamıdır.
 
İbadeti, Allah'ın mutluluğumuz için koyduğu bir araç gibi düşünürsek farkında olmadan yine insanı merkeze alıyoruz. Evet, insan Allah'a yöneldiğinde huzur bulur, doğru ama ibadetin asıl gerekçesi bu değildir. Mutluluk, ibadetin sebebi değil, neticesidir. İbadet, aslında insanın şunu kabul edişidir: “ben varlığın ölçüsü değilim, anlamın kaynağı da ben değilim.”

Bu yüzden ibadet, hazdan kaçıştan çok benmerkezci varoluşun kırılmasıdır. İnsan kendini merkezden çektiğinde huzur bulur fakat huzur hedeflenerek yapılan ibadet eksik kalır.

Sözün özü, aslolan hiçlik maka mıdır?

Evet. Açıkçası böyle olduğumu fark ettim. Bir de fazla akılcılığın insanı saptırdığını düşünüyorum.
 
Bu ayetin “zalimce” ve "saçma" algılanmasının sebebi, allah–insan ilişkisinin ihtiyaç ilişkisi gibi okunmasıdır. Yani sanki Allah'ın ibadete ihtiyacı varmış ve insan bu ihtiyacı karşılamak için yaratılmış gibi düşünülüyor. Çelişki tam burada başlıyor.

Oysa Allah anlama muhtaç değildir. İhtiyacı yoktur, eksik değildir. Dolayısıyla “ibadet” O'nun tarafında bir kazanım değil, insan tarafında bir konumlanmadır. Ayet, “allah kendisi için kullar yarattı” demiyor, insanın varlıkla kuracağı anlam bağını tarif ediyor.

İbadet, Allah'a bir şey ekleyen bir eylem değil, insanın kendi varlığını yerli yerine koymasıdır. İnsan anlam arayan bir varlıktır. Bu arayış boşlukta kalırsa ya kendini merkeze koyar ya da başka nesneleri kutsallaştırır. İbadet, insanın kendini mutlaklaştırmasını engelleyen ontolojik (varoluşsal) bir yöneliştir.

Burada “karşılıklı sevgi” ifadesi kısmen doğrudur ama eksiktir. Çünkü karşılıklılık eşitlik ima eder. Allah–kul ilişkisinde eşitlik değil, aşkınlık–muhtaçlık ilişkisi vardır. Sevgi vardır ama bu sevgi Allah'ın ihtiyacından değil, insanın Kemal'e yönelme ihtiyacından doğar.

İbadetin Allah'a bir şey kazandırmadığını kabul ediyorum. Ama sorun bu değil.
Sorun, mutlak ve zamandan münezzeh bir varlığın, anlamını ibadetle bulan bir varlık tasarlamasının kendisi.
Eğer insan anlam aramak zorundaysa, bu zorunluluk nereden geliyor?
Mutlak olan neden anlam arayan bir varlık yaratır?
 
İbadetin Allah'a bir şey kazandırmadığını kabul ediyorum. Ama sorun bu değil.
Sorun, mutlak ve zamandan münezzeh bir varlığın, anlamını ibadetle bulan bir varlık tasarlamasının kendisi.
Eğer insan anlam aramak zorundaysa, bu zorunluluk nereden geliyor?
Mutlak olan neden anlam arayan bir varlık yaratır?
Sorunuzun cevabı için öncelikle yaratılan penceresinden bakmamamız gerekmektedir zira yaratanı yaratılan penceresinden anlamlandırmak çelişki doğuracaktır. Bu sebeple anlama muhtaç olan insanın anlamın kaynağını anlamlandırması için yaratıcının anlama muhtaç olmayışını kavraması gereklidir çünkü anlamın kaynağı anlama muhtaç olamaz. Anlama muhtaç olan da anlamın kaynağı olamaz çünkü insanın anlam arayışı onun sınırlı, sonlu ve bilinç sahibi oluşunun doğal sonucudur. Yaratıcı ise sınırlı ve sonlu değildir.

Bu bağlamda sorunuzu değerlendirirsek yaratıcının anlam arayışı olan bir varlığı yaratmasında anlam aramak, anlamın kaynağını anlama muhtaçlık çerçevesine hapsetmek anlamına gelecektir. Bu sebeple yaratıcının yaratması için bir anlam ihtiyacı söz konusu değildir, anlam ihtiyacı yaratılana aittir.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı