Aileyle anlaşmamak

Pterodactyl

Centipat
Katılım
22 Mart 2020
Mesajlar
144
Çözümler
1
Merhaba, öncelikle 20 yaşındayım. Ergenlik çağımdan çıkalı çok oldu ama hala bu durum devam ediyor. Belki bazıları bu sebepten bir anlaşmazlık yaşadığımı düşünebilirler diye belirtmek istedim. Annemle neredeyse hiçbir konuda anlaşamıyorum. Kendisi aşırı baskıcı bir kişiliğe sahip. Mesela aile tatiline gelmek istemedim diye etmediği hakaret kalmamıştı. Sadece evde kafamı dinlemek istemiştim. Ama neymiş her şeyi birlikte yapacakmışız.

Aklıma yapmak istediğim fikirler geliyor. Belki ufacık bir destek alabilmek için anneme fikrimden bahsediyorum. Ama hiçbir şekilde olumlu yönleri göremiyor. Bardakta bir damla su bile olsa onu görür ve anında bu olumsuz yönü yüzüme vurur. Heves kıran insanlardan bahsediyorum, arkadaş çevrenizde de vardır belki. Hep negatif olurlar ve ne söylerseniz söyleyin burnunuzdan getirirler. Hiçbir şekilde destek alamıyorum. Ne yazık ki yakın arkadaşım diyebileceğim bir dostum da yok. Annemden başka tek şansım kendi inancım. Kendimle barışığım ve içimdeki gücün farkındayım. Annem ise bazen yakın arkadaşım olmadığı için yine beni küçük görüyor ve sorunlu damgası yapıştırıyor. Herkesin yaptığı şeyleri yapmadığım için yalnız kalıyorum. Ama bu benim için problem değil ki. Bu benim tercihim. İstersem onlar gibi davranırım, topluma uyum sağlarım. Yaşıtlarım gibi alkol alırım, onlar gibi sigara içerim, yaşıtım çoğu erkeğin yaptığı gibi sürekli kızlarla ilgilenirim. Annemin sürekli dem vurduğu, yaşıtlarım gibi gidip ehliyet alırım ve araba kullanırım. Böyle yaparsam kolayca arkadaş edinirim, dışlanmam, ailemle de kavga etmem. Ama bu benim için ölümden beter olurdu. O zaman gerçekten yaşamış olur muydum? Çoğunluğun yaşadığı gibi tıpatıp benzer bir yaşam. Ben sadece kendim olmak istedim. Başkalarının sınırlarını aşmadan özgürce istediğimi yapmak istedim. Bu yüzden dışlandım. Ama dediğim gibi bunlar benim tercihim. Kendim olabilmek için bunları göze aldım ve bu yalnızlık değil. Ama en yakınının bile desteğini alamamak, işte bu büyük bir yalnızlık.

Bana bazen neden arkadaşların senden hep küçük ve büyük oluyor, yaşıtlarınla hiç anlaşamıyorsun der ve bende bir sorun olduğunu söyler. Çünkü benden küçük olan arkadaşlarım yaşıtlarıma göre daha çok hayal kuruyorlar, daha fazla umutları var. Onların da yaşadığım hataları yaşamasını önlemek istiyorum. Benden biraz büyük arkadaşlarım ise benden daha fazla hayat tecrübesine sahip insanlar, benim geçtiğim yollardan henüz yeni geçtikleri için hatalarımı görmemi sağlıyorlar. Bu şekilde biraz da olsa ileri görüşlü olmayı başarıyorum. Karşılaştığım yaşıtlarım ise hep hayattan bezmiş, 20 yaşında olup aslında 40 yıl geçirmiş gibi olan insanlar. Gelecek kaygısı mı ararsın, hayat yorgunluğu mu ararsın, hepsi var. Bu bezginlik de beni cezbetmiyor. Sebep bu.

Geçmişimi anlatayım. Çocukken çok hareketli, enerjik, yerinde duramayan bir çocukmuşum. Evdeki herkes peşimden koştururmuşum. Sürekli sorular sorar, bol bol kitap okurmuşum. Kreşte de bir sürü arkadaşım vardı, hatırlıyorum. İlkokulda işler biraz değişti. Bambaşka bir şehirde okula başladım. İlk gün herkes rahat olması için derse ailesinden biriyle gelmişti. Ertesi günlerde öğretmen velileri derse almamaya başladı ve en fazla sorun çıkaran ben olmuştum. Öğretmenim aşırı baskıcıydı ve sürekli birilerine bağırıp azarlıyordu. Tembel olmamama rağmen sınıfın haytaları yanında ben de azarlanıyordum. Özellikle el yazısı öğrenirken bana çok baskı uygulamıştı. Belki de o yüzden yazım şu anda biraz çirkin ve satır kaydırabiliyorum. Öğretmenimin biraz içime kapanmama neden olduğunu düşünüyorum.

Ortaokulda ise sınıftaki çocuklar hep kötü huyları olan çocuklardı. Ben ise dışlandım ve sürekli alay konusu oldum. Fiziksel özelliklerimle alay edildi. Bu dönemde hep arkeolog olmak isterdim. Ama tam da şansıma bir dayım da gençliğinde arkeolog olmak istermiş ancak onunla da alay edip izin vermemişler. Bu örnek sürekli bana karşı söylenip duruldu. Liseye başlarken ise çok gergindim. Herkes arkadaş edinirken ben bir kenarda oturup insanları izlerdim. Bir gün şans eseri biriyle tanışmıştım. Arkadaş olduk ve onun arkadaşıyla da tanıştım. Maalesef bu insanlar da benim gibi içine kapanık, yalnız insanlardı ve bu şekilde iyice bu bataklığa battım. Lisenin son senesi aklım başıma geldi. Okulda masa tenisine başladım, bir sürü yeni insan tanıdım ve özgüvenim arttı. Şimdi sınav sürecimden bahsedeyim.

3 yıl önce üniversite sınavına girmiştim. Annem sürekli beni çevresindekilerle kıyaslar ve eksik görürdü. Herkesin bir hedefi var neden senin yok. Kaç yaşına geldin hala seçecek bir şey bulamadın, bak şunun oğlu bunun kızı nasıl, hiç böyle yapıyor mu vs. Bu bir şeyler isteyen arkadaşlar ise sırf para kazanmak için tıp gibi onlara unvan ve para getirecek meslekler seçen veya gerçekten başarılı derece yapacak zeki kişilerdi. Ben ise son sene yanlış alandan ilerlediğimi ve sayısal öğrencisi olmamam gerektiğini fark etmeye başlamıştım ve bununla boğuşuyordum. Ben ise mutlu olacağım geleceği bulmakla uğraşıyordum. Beni görmedi ve hala da görmüyor. Duygusal ve biraz çekingendim, ilk sene zar zor edindiğim arkadaşlarım sayısal seçtiği için yalnız kalmamak için tercih ettim. Belki de hayatımın ilk büyük hatasıydı.

Son sene yine annemin de isteğiyle özel derse başladım ve yoğun bir programa girdim. Bu sırada bu tempodan nefes alabilmek için okulda ders çalışmakla eşit derecede masa tenisi oynamaya bile başladım. Genel olarak rahat bir insanım ve gereksiz stresten nefret ederim. Son 3 ay kala o kadar yoruldum ki her şeyi bıraktım ve ders almadığım biyoloji, tarih, coğrafya eksiklerimi kapatmaya çalıştım. Sabah kalkıp çalışıyordum ve bundan zevk alıyordum. Sınava bile rahatça girdim, rahatça çıktım. Sıralamam 90.000 civarında geldi. Ama benim için anlamsızdı çünkü hala bir bölüm seçememiştim. Üniversitedeki bölümlerin bana uygun olmadığını düşünüyordum. Bunu anneme açtığımda tabii ki karşı çıktı. Benim isteğim sadece biraz daha düşünmek ve kendime zaman ayırmaktı. Bir şeyler denemek ve aradığımı bulmaya çalışmaktı. Ama bana ailemden kimse destek vermedi.

Dayım da bu duruma karıştı. Kendisi mühendis olduğu için beni de kendi okuduğu gibi bölümlere yönlendirmeye çalıştı. Sayısal için her bölümü sordu, ama yok istemiyorum. İçimdeki hislerim bana hiçbirinin doğru olmadığını söylüyordu. Şimdi olsa yapamazlardı ama o zaman direnemedim ve baskıyla tercih yaptırdılar. Listeyi kısmen bana sorarak dayım hazırladı. Örneğin şu bölümü yazalım mı sana olur sanki, yok istemiyorum, tamam yazalım o zaman, şeklinde oluyordu. Yukarılara tutmayacak uçuk yerler yazdı, aşağılara ise kendi yaşadığım şehirden bazı bölümleri yazdı. Hepsi mühendislikti tabii ki. Son tercih bana en yakınıydı ama sıralamamdan daha iyiydi ve gelmeyeceğini düşündüm. Maalesef o son tercihi kazandım ve yıkıldım. Bu ise hayatımın ikinci büyük hatasıydı. Bölümle ilgili hiçbir ilgim yoktu. Listede olduğunu bile tam bilmiyordum. Hemen İngilizce hazırlık okuyup o arada kendime düşünmek için zaman ayırmaya karar verdim ve zorunlu olmasa da hazırlık okudum.

Hazırlığı o sene geçtim ama hala bulamamıştım ve okul başladı. Başta şans tanıdım, belki severim dedim. İlk dönem güzeldi ama sonra işler çirkinleşmeye başladı. Artık bu bölümün bana uygun olmadığını düşünüyordum. İkinci sene ilk dönemimde ilk kez iki dersten kaldım ve artık ikinci senemde ayrılmak istedim. Büyük bir tartışma yaşadık. Bu arada ben kavgacı bir insan değilim onu da söyleyeyim. Hiçbir arkadaşımla bu seviyede bir kavga etmişliğim yoktur. Annem bana hep uyumsuzsun, kimse senle yaşamaz der. Okulu bırakamadım ama anlaşmamız okul devam ederken istediğim bölümü bulursam ve eğer sınava tekrar girip kazanırsam o bölüme geçebilirdim. Başta yapabileceğimi düşündüm ama ikinci sınıfın ikinci dönemi beni öyle zorladı ki artık bununla yapamayacağımı anladım. Okul uzaktan bile olsa saatlerimi alıyordu, almadığı zamanlarda bile psikolojik olarak beni yoruyordu. Yüz yüze eğitim zamanı yol sürelerinden ve eve akşam gelebilmemden bahsetmiyorum bile. Dersleri boşladım, çoğu zaman dinlemiyordum. Sınavlara son gün hazırlanmaya başladım. Sonuç olarak 6 dersten kaldım. Bu sene 3. sınıfa başlayacağım ve ne yapacağımı bilmiyorum. Hala anneme okulla kendimi keşfetme sürecimi beraber yönetemediğimi ve okulun bana zaman tanımadığını, beni yorduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ama beni dinlemiyor. Bırakırsam aç kalacağımı, 30 yaşıma kadar yan gelip yatacağımı düşünüyor. Ben asla yan gelip yatan insanlardan olmadım. Her zaman bir şeyleri başarmak için mücadele ettim. Hayatımı boşa yaşamaktan nefret ederim. Bu bana söyleyebileceği en büyük hakaret.

Artık gerçekten zorlanıyorum. Ondan tek istediğim bana destek çıkması, ne olursa olsun yanımda durması. Bu kadar ve ben başarırım. Bu desteği hiçbir şekilde vermiyor. İki zıt kutup gibiyiz. O hep negatif şeyleri görür ve beni uyarıp desteklemez, benim ise her zaman umudum vardır ve mutlu olursam en iyisi olacağıma inanırım. Ona göre gelecek paradan ibaret. Bense parayı zaten mutluluğun getireceğine inanırım. Yaptığım işi severek yapıp en iyisi olursam zaten para gelecektir. Ben her şeyin içinde bir ışık bulurum. Bulaşıkları yıkarken bile mutlu oluyorum. Atıklarımı geri dönüştürmek için ayırırken mutlu oluyorum. Bana oyun gibi geliyor ve eğleniyorum. Ama bunlar onun için yapılacak bir işten ibaret. Bana ise çöp biriktiriyormuşum ve sorunluymuşum gibi bakıyor. Bir tablo hazırladım, bütün atıkların kodları ve açıklamalarını yazdım, mutfak duvarına yapıştırdım. Bir kere bile dönüp bakmadı. Çocukluğumdan beri araştırmaktan zevk aldım. Çocukken bir deney kitabım vardı ve sürekli kitaptaki deneyleri yapmaya çalışırdım. Evde malzeme bulamazdım, annemden bu malzemeleri isterdim ama sürekli beni geçiştirirdi. Hep en basit malzemelerle olan deneyleri yapmak zorunda kaldım. 4-5 yaşlarımdan bahsediyorum, düşünün. Belki de o hep aynıydı.

Yakın zamanlarda ise bana artık kendince teşhis koymaya çalışıyor ve bana psikolojik sorunlarım olduğunu, destek almam gerektiğini ısrarla söylüyor. Sırf diğer insanlar gibi davranmadığım için, sırf farklı olduğum için beni bozuk, sorunlu görüyor. Ama ben şuna inanırım; eşsizliğimizi yok saydığımız gün varlığımıza ve yaradılışımıza hakaret ettiğimiz gündür çünkü her insan eşsizdir, diğerlerinden farklıdır.

Bu olur aslında, insanlar sizi farklı olduğunuz için dışlar. Ama en güvendiğiniz insanın yapması korkunç. Bana hep ailenin senin en büyük destekçin olması doğru olan şey olarak gelirdi. Artık sanki benim düşmanım gibi hissediyorum. İsteklerimi açtığımda anında olumsuz bir şeyi yapıştırıyor ve benim inancımı zedeliyor. Artık bazı şeyleri ona söylemeden yapıyorum ama bu da vicdanımı rahatsız ediyor. Bir spor branşına başlamak istiyorum diyorum dediği şeyler şöyle. Şimdi de sporcu mu olacaksın, sen herhalde aç kalmak istiyorsun, yaşın artık çok geç, çocukken başlayacaktın. Arkadaşlar 84 yaşında maraton koşmaya başlayan ve bir sürü başarılar elde etmiş insanlar var. 25-30 belki 40 yaşında bir spor dalında profesyonel olup olimpiyatlara katılan insanlar var. Ben başaracağıma inanıyorum. Benim tek istediğim sıcak bir tebessüm ve ufak bir destek. Zamanında beni çocukken yüzme için zorlamıştı ama sevmemiştim. Bunu sürekli bahane olarak sunar. Hep benim için çabaladığını söyler. Tek yaptığı hiçbir spor hakkında beni bilgilendirmeden baskı yapmaktı. Kendimi spora, sanata, müziğe çok yakın görüyorum. Çocukluğumda bile müzik aleti çalan, yıllardır çoğu spora ilgi duyan ve takip eden biriyim. Şu an spordan ilerlemek ve kendimi geliştireceğim ve profesyonelleşebileceğim bir branş bulmak istiyorum. Bu yüzden deneme yapmak ve hangisi olduğunu bulmak istiyorum. Bir gün olimpiyatlara gitmek hep hayalim oldu. Annemin dedikleri yukarıda. Bana güvenmiyor, inanmıyor, bazen küçük görüyor. Hatta beni yanlış yetiştirdiğini, benim her dediğimi yaptığını ve benim bu yüzden böyle olduğumu düşünüyor. Beni sadece o yetiştirmedi, ben kendi zihnimi de yetiştirdim. Eğer yapmasaydım şimdi belki de her şey çok farklı olurdu. Her şeyi başarabilecek güçteyim ve kendime inanıyorum. Ama en yakın olduğun kişi sana böyle tepkiler verince inancın zedeleniyor.

Evdeki tek sakin ve güvenli yerim kendi odam. Orası benim rahatladığım ve sakinleştiğim yer. Oraya girmesine izin vermiyorum. Eskiden bu kapı hiç kapanmazdı ama artık orası da olmazsa kaçabileceğim bir yerim yok. Giremediği için sürekli temizliği bahane ederek baskı kurmaya çalışıyor. Evde kardeşimle de kavga ediyor. O da onun gibi kavgayı sever. Birbirlerini yiyip duruyorlar. Ev kurtlar sofrası gibi anlayacağınız. Ben eskiden melek gibi bir insandım. Ama artık kavga başladığı anda odama kaçıyorum. Gece uyumadan kimseyle konuşmuyorum çünkü olumsuz bir şey olacağını tahmin edebiliyorum. Kendi prensiplerim var ve bana müdahale edilmediği sürece kimseyle tartışmam. Sakinim ve kavgayı sevmem. Beni de kendisi gibi yapmasından korkuyorum.

Kendim varım, hala yaşıyorsam kendimi destekleyebilirim ve destekleyeceğim. Burada pes etmiyorum, asla etmeyeceğim. Pes edersem bütün bunlara boşuna dayanmışım demektir. Kendimi hep başarılı insanlarla motive ettim. Zihnimi güçlü bir şekilde eğittim. Her zaman kendime inandım. Çabalarım olmasaydı belki sesimi çıkarmaya cesaret edemeyecektim ve gelecekte olabilecek mutsuz hayatımı yaşayacaktım. Buraya kadar okuyan herkese teşekkürler. Sizce bu durumda ne yapmalıyım, nasıl devam etmeliyim? Belki de bu sorunun bir cevabı yoktur, belki de sadece buraya destek ihtiyacım için yazıyorumdur, bilmiyorum. Yaşayanlar veya yaşamış olup bu durumdan çıkanların da fikirlerine ihtiyacım var. Belki psikolog arkadaşlar varsa onlar da yardım edebilir artık kafam çok karışıyor. Gerçekten çok uzun oldu, kimse bir şey yazmasa bile buraya yazmak beni çok rahatlattı ☺️ Okuyan herkese tekrardan teşekkürler ☺️
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Merhaba, öncelikle 20 yaşındayım. Ergenlik çağımdan çıkalı çok oldu ama hala bu durum devam ediyor. Belki bazıları bu sebepten bir anlaşmazlık yaşadığımı düşünebilirler diye belirtmek istedim. Annemle neredeyse hiçbir konuda anlaşamıyorum. Kendisi aşırı baskıcı bir kişiliğe sahip. Mesela aile tatiline gelmek istemedim diye etmediği hakaret kalmamıştı. Sadece evde kafamı dinlemek istemiştim. Ama neymiş her şeyi birlikte yapacakmışız.

Aklıma yapmak istediğim fikirler geliyor. Belki ufacık bir destek alabilmek için anneme fikrimden bahsediyorum. Ama hiçbir şekilde olumlu yönleri göremiyor. Bardakta bir damla su bile olsa onu görür ve anında bu olumsuz yönü yüzüme vurur. Heves kıran insanlardan bahsediyorum, arkadaş çevrenizde de vardır belki. Hep negatif olurlar ve ne söylerseniz söyleyin burnunuzdan getirirler. Hiçbir şekilde destek alamıyorum. Ne yazık ki yakın arkadaşım diyebileceğim bir dostum da yok. Annemden başka tek şansım kendi inancım. Kendimle barışığım ve içimdeki gücün farkındayım. Annem ise bazen yakın arkadaşım olmadığı için yine beni küçük görüyor ve sorunlu damgası yapıştırıyor. Herkesin yaptığı şeyleri yapmadığım için yalnız kalıyorum. Ama bu benim için problem değil ki. Bu benim tercihim. İstersem onlar gibi davranırım, topluma uyum sağlarım. Yaşıtlarım gibi alkol alırım, onlar gibi sigara içerim, yaşıtım çoğu erkeğin yaptığı gibi sürekli kızlarla ilgilenirim. Annemin sürekli dem vurduğu, yaşıtlarım gibi gidip ehliyet alırım ve araba kullanırım. Böyle yaparsam kolayca arkadaş edinirim, dışlanmam, ailemle de kavga etmem. Ama bu benim için ölümden beter olurdu. O zaman gerçekten yaşamış olur muydum? Çoğunluğun yaşadığı gibi tıpatıp benzer bir yaşam. Ben sadece kendim olmak istedim. Başkalarının sınırlarını aşmadan özgürce istediğimi yapmak istedim. Bu yüzden dışlandım. Ama dediğim gibi bunlar benim tercihim. Kendim olabilmek için bunları göze aldım ve bu yalnızlık değil. Ama en yakınının bile desteğini alamamak, işte bu büyük bir yalnızlık.

Bana bazen neden arkadaşların senden hep küçük ve büyük oluyor, yaşıtlarınla hiç anlaşamıyorsun der ve bende bir sorun olduğunu söyler. Çünkü benden küçük olan arkadaşlarım yaşıtlarıma göre daha çok hayal kuruyorlar, daha fazla umutları var. Onların da yaşadığım hataları yaşamasını önlemek istiyorum. Benden biraz büyük arkadaşlarım ise benden daha fazla hayat tecrübesine sahip insanlar, benim geçtiğim yollardan henüz yeni geçtikleri için hatalarımı görmemi sağlıyorlar. Bu şekilde biraz da olsa ileri görüşlü olmayı başarıyorum. Karşılaştığım yaşıtlarım ise hep hayattan bezmiş, 20 yaşında olup aslında 40 yıl geçirmiş gibi olan insanlar. Gelecek kaygısı mı ararsın, hayat yorgunluğu mu ararsın, hepsi var. Bu bezginlik de beni cezbetmiyor. Sebep bu.

Geçmişimi anlatayım. Çocukken çok hareketli, enerjik, yerinde duramayan bir çocukmuşum. Evdeki herkes peşimden koştururmuşum. Sürekli sorular sorar, bol bol kitap okurmuşum. Kreşte de bir sürü arkadaşım vardı, hatırlıyorum. İlkokulda işler biraz değişti. Bambaşka bir şehirde okula başladım. İlk gün herkes rahat olması için derse ailesinden biriyle gelmişti. Ertesi günlerde öğretmen velileri derse almamaya başladı ve en fazla sorun çıkaran ben olmuştum. Öğretmenim aşırı baskıcıydı ve sürekli birilerine bağırıp azarlıyordu. Tembel olmamama rağmen sınıfın haytaları yanında ben de azarlanıyordum. Özellikle el yazısı öğrenirken bana çok baskı uygulamıştı. Belki de o yüzden yazım şu anda biraz çirkin ve satır kaydırabiliyorum. Öğretmenimin biraz içime kapanmama neden olduğunu düşünüyorum.

Ortaokulda ise sınıftaki çocuklar hep kötü huyları olan çocuklardı. Ben ise dışlandım ve sürekli alay konusu oldum. Fiziksel özelliklerimle alay edildi. Bu dönemde hep arkeolog olmak isterdim. Ama tam da şansıma bir dayım da gençliğinde arkeolog olmak istermiş ancak onunla da alay edip izin vermemişler. Bu örnek sürekli bana karşı söylenip duruldu. Liseye başlarken ise çok gergindim. Herkes arkadaş edinirken ben bir kenarda oturup insanları izlerdim. Bir gün şans eseri biriyle tanışmıştım. Arkadaş olduk ve onun arkadaşıyla da tanıştım. Maalesef bu insanlar da benim gibi içine kapanık, yalnız insanlardı ve bu şekilde iyice bu bataklığa battım. Lisenin son senesi aklım başıma geldi. Okulda masa tenisine başladım, bir sürü yeni insan tanıdım ve öz güvenim arttı. Şimdi sınav sürecimden bahsedeyim.

3 yıl önce üniversite sınavına girmiştim. Annem sürekli beni çevresindekilerle kıyaslar ve eksik görürdü. Herkesin bir hedefi var neden senin yok. Kaç yaşına geldin hala seçecek bir şey bulamadın, bak şunun oğlu bunun kızı nasıl, hiç böyle yapıyor mu vs. bu bir şeyler isteyen arkadaşlar ise sırf para kazanmak için tıp gibi onlara unvan ve para getirecek meslekler seçen veya gerçekten başarılı derece yapacak zeki kişilerdi. Ben ise son sene yanlış alandan ilerlediğimi ve sayısal öğrencisi olmamam gerektiğini fark etmeye başlamıştım ve bununla boğuşuyordum. Ben ise mutlu olacağım geleceği bulmakla uğraşıyordum. Beni görmedi ve hala da görmüyor. Duygusal ve biraz çekingendim, ilk sene zar zor edindiğim arkadaşlarım sayısal seçtiği için yalnız kalmamak için tercih ettim. Belki de hayatımın ilk büyük hatasıydı.

Son sene yine annemin de isteğiyle özel derse başladım ve yoğun bir programa girdim. Bu sırada bu tempodan nefes alabilmek için okulda ders çalışmakla eşit derecede masa tenisi oynamaya bile başladım. Genel olarak rahat bir insanım ve gereksiz stresten nefret ederim. Son 3 ay kala o kadar yoruldum ki her şeyi bıraktım ve ders almadığım biyoloji, tarih, coğrafya eksiklerimi kapatmaya çalıştım. Sabah kalkıp çalışıyordum ve bundan zevk alıyordum. Sınava bile rahatça girdim, rahatça çıktım. Sıralamam 90.000 civarında geldi. Ama benim için anlamsızdı çünkü hala bir bölüm seçememiştim. Üniversitedeki bölümlerin bana uygun olmadığını düşünüyordum. Bunu anneme açtığımda tabii ki karşı çıktı. Benim isteğim sadece biraz daha düşünmek ve kendime zaman ayırmaktı. Bir şeyler denemek ve aradığımı bulmaya çalışmaktı. Ama bana ailemden kimse destek vermedi.

Dayım da bu duruma karıştı. Kendisi mühendis olduğu için beni de kendi okuduğu gibi bölümlere yönlendirmeye çalıştı. Sayısal için her bölümü sordu, ama yok istemiyorum. İçimdeki hislerim bana hiçbirinin doğru olmadığını söylüyordu. Şimdi olsa yapamazlardı ama o zaman direnemedim ve baskıyla tercih yaptırdılar. Listeyi kısmen bana sorarak dayım hazırladı. Örneğin şu bölümü yazalım mı sana olur sanki, yok istemiyorum, tamam yazalım o zaman, şeklinde oluyordu. Yukarılara tutmayacak uçuk yerler yazdı, aşağılara ise kendi yaşadığım şehirden bazı bölümleri yazdı. Hepsi mühendislikti tabii ki. Son tercih bana en yakınıydı ama sıralamamdan daha iyiydi ve gelmeyeceğini düşündüm. Maalesef o son tercihi kazandım ve yıkıldım. Bu ise hayatımın ikinci büyük hatasıydı. Bölümle ilgili hiçbir ilgim yoktu. Listede olduğunu bile tam bilmiyordum. Hemen İngilizce hazırlık okuyup o arada kendime düşünmek için zaman ayırmaya karar verdim ve zorunlu olmasa da hazırlık okudum.

Hazırlığı o sene geçtim ama hala bulamamıştım ve okul başladı. Başta şans tanıdım, belki severim dedim. İlk dönem güzeldi ama sonra işler çirkinleşmeye başladı. Artık bu bölümün bana uygun olmadığını düşünüyordum. İkinci sene ilk dönemimde ilk kez iki dersten kaldım ve artık ikinci senemde ayrılmak istedim. Büyük bir tartışma yaşadık. Bu arada ben kavgacı bir insan değilim onu da söyleyeyim. Hiçbir arkadaşımla bu seviyede bir kavga etmişliğim yoktur. Annem bana hep uyumsuzsun, kimse senle yaşamaz der. Okulu bırakamadım ama anlaşmamız okul devam ederken istediğim bölümü bulursam ve eğer sınava tekrar girip kazanırsam o bölüme geçebilirdim. Başta yapabileceğimi düşündüm ama ikinci sınıfın ikinci dönemi beni öyle zorladı ki artık bununla yapamayacağımı anladım. Okul uzaktan bile olsa saatlerimi alıyordu, almadığı zamanlarda bile psikolojik olarak beni yoruyordu. Yüz yüze eğitim zamanı yol sürelerinden ve eve akşam gelebilmemden bahsetmiyorum bile. Dersleri boşladım, çoğu zaman dinlemiyordum. Sınavlara son gün hazırlanmaya başladım. Sonuç olarak 6 dersten kaldım. Bu sene 3. sınıfa başlayacağım ve ne yapacağımı bilmiyorum. Hala anneme okulla kendimi keşfetme sürecimi beraber yönetemediğimi ve okulun bana zaman tanımadığını, beni yorduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ama beni dinlemiyor. Bırakırsam aç kalacağımı, 30 yaşıma kadar yan gelip yatacağımı düşünüyor. Ben asla yan gelip yatan insanlardan olmadım. Her zaman bir şeyleri başarmak için mücadele ettim. Hayatımı boşa yaşamaktan nefret ederim. Bu bana söyleyebileceği en büyük hakaret.

Artık gerçekten zorlanıyorum. Ondan tek istediğim bana destek çıkması, ne olursa olsun yanımda durması. Bu kadar ve ben başarırım. Bu desteği hiçbir şekilde vermiyor. İki zıt kutup gibiyiz. O hep negatif şeyleri görür ve beni uyarıp desteklemez, benim ise her zaman umudum vardır ve mutlu olursam en iyisi olacağıma inanırım. Ona göre gelecek paradan ibaret. Bense parayı zaten mutluluğun getireceğine inanırım. Yaptığım işi severek yapıp en iyisi olursam zaten para gelecektir. Ben her şeyin içinde bir ışık bulurum. Bulaşıkları yıkarken bile mutlu oluyorum. Atıklarımı geri dönüştürmek için ayırırken mutlu oluyorum. Bana oyun gibi geliyor ve eğleniyorum. Ama bunlar onun için yapılacak bir işten ibaret. Bana ise çöp biriktiriyormuşum ve sorunluymuşum gibi bakıyor. Bir tablo hazırladım, bütün atıkların kodları ve açıklamalarını yazdım, mutfak duvarına yapıştırdım. Bir kere bile dönüp bakmadı. Çocukluğumdan beri araştırmaktan zevk aldım. Çocukken bir deney kitabım vardı ve sürekli kitaptaki deneyleri yapmaya çalışırdım. Evde malzeme bulamazdım, annemden bu malzemeleri isterdim ama sürekli beni geçiştirirdi. Hep en basit malzemelerle olan deneyleri yapmak zorunda kaldım. 4-5 yaşlarımdan bahsediyorum, düşünün. Belki de o hep aynıydı.

Yakın zamanlarda ise bana artık kendince teşhis koymaya çalışıyor ve bana psikolojik sorunlarım olduğunu, destek almam gerektiğini ısrarla söylüyor. Sırf diğer insanlar gibi davranmadığım için, sırf farklı olduğum için beni bozuk, sorunlu görüyor. Ama ben şuna inanırım; eşsizliğimizi yok saydığımız gün varlığımıza ve yaradılışımıza hakaret ettiğimiz gündür çünkü her insan eşsizdir, diğerlerinden farklıdır.

Bu olur aslında, insanlar sizi farklı olduğunuz için dışlar. Ama en güvendiğiniz insanın yapması korkunç. Bana hep ailenin senin en büyük destekçin olması doğru olan şey olarak gelirdi. Artık sanki benim düşmanım gibi hissediyorum. İsteklerimi açtığımda anında olumsuz bir şeyi yapıştırıyor ve benim inancımı zedeliyor. Artık bazı şeyleri ona söylemeden yapıyorum ama bu da vicdanımı rahatsız ediyor. Bir spor branşına başlamak istiyorum diyorum dediği şeyler şöyle. Şimdi de sporcu mu olacaksın, sen herhalde aç kalmak istiyorsun, yaşın artık çok geç, çocukken başlayacaktın. Arkadaşlar 84 yaşında maraton koşmaya başlayan ve bir sürü başarılar elde etmiş insanlar var. 25-30 belki 40 yaşında bir spor dalında profesyonel olup olimpiyatlara katılan insanlar var. Ben başaracağıma inanıyorum. Benim tek istediğim sıcak bir tebessüm ve ufak bir destek. Zamanında beni çocukken yüzme için zorlamıştı ama sevmemiştim. Bunu sürekli bahane olarak sunar. Hep benim için çabaladığını söyler. Tek yaptığı hiçbir spor hakkında beni bilgilendirmeden baskı yapmaktı. Kendimi spora, sanata, müziğe çok yakın görüyorum. Çocukluğumda bile müzik aleti çalan, yıllardır çoğu spora ilgi duyan ve takip eden biriyim. Şu an spordan ilerlemek ve kendimi geliştireceğim ve profesyonelleşebileceğim bir branş bulmak istiyorum. Bu yüzden deneme yapmak ve hangisi olduğunu bulmak istiyorum. Bir gün olimpiyatlara gitmek hep hayalim oldu. Annemin dedikleri yukarıda. Bana güvenmiyor, inanmıyor, bazen küçük görüyor. Hatta beni yanlış yetiştirdiğini, benim her dediğimi yaptığını ve benim bu yüzden böyle olduğumu düşünüyor. Beni sadece o yetiştirmedi, ben kendi zihnimi de yetiştirdim. Eğer yapmasaydım şimdi belki de her şey çok farklı olurdu. Her şeyi başarabilecek güçteyim ve kendime inanıyorum. Ama en yakın olduğun kişi sana böyle tepkiler verince inancın zedeleniyor.

Evdeki tek sakin ve güvenli yerim kendi odam. Orası benim rahatladığım ve sakinleştiğim yer. Oraya girmesine izin vermiyorum. Eskiden bu kapı hiç kapanmazdı ama artık orası da olmazsa kaçabileceğim bir yerim yok. Giremediği için sürekli temizliği bahane ederek baskı kurmaya çalışıyor. Evde kardeşimle de kavga ediyor. O da onun gibi kavgayı sever. Birbirlerini yiyip duruyorlar. Ev kurtlar sofrası gibi anlayacağınız. Ben eskiden melek gibi bir insandım. Ama artık kavga başladığı anda odama kaçıyorum. Gece uyumadan kimseyle konuşmuyorum çünkü olumsuz bir şey olacağını tahmin edebiliyorum. Kendi prensiplerim var ve bana müdahale edilmediği sürece kimseyle tartışmam. Sakinim ve kavgayı sevmem. Beni de kendisi gibi yapmasından korkuyorum.

Kendim varım, hala yaşıyorsam kendimi destekleyebilirim ve destekleyeceğim. Burada pes etmiyorum, asla etmeyeceğim. Pes edersem bütün bunlara boşuna dayanmışım demektir. Kendimi hep başarılı insanlarla motive ettim. Zihnimi güçlü bir şekilde eğittim. Her zaman kendime inandım. Çabalarım olmasaydı belki sesimi çıkarmaya cesaret edemeyecektim ve gelecekte olabilecek mutsuz hayatımı yaşayacaktım. Buraya kadar okuyan herkese teşekkürler. Sizce bu durumda ne yapmalıyım, nasıl devam etmeliyim? Belki de bu sorunun bir cevabı yoktur, belki de sadece buraya destek ihtiyacım için yazıyorumdur, bilmiyorum. Yaşayanlar veya yaşamış olup bu durumdan çıkanların da fikirlerine ihtiyacım var. Belki psikolog arkadaşlar varsa onlar da yardım edebilir artık kafam çok karışıyor. Gerçekten çok uzun oldu, kimse bir şey yazmasa bile buraya yazmak beni çok rahatlattı ☺️ okuyan herkese tekrar teşekkürler ☺️

Üşenmeden hepsini okudum ve yaşadığın şeyler gerçekten kötü benim annemde böyle aşırı baskıcı ve hiç destek vermez ama bu kadar yazının bence tek bir çözümü var evden ayrılıp kendi hayatını kurmak.
 
Üşenmeden hepsini okudum ve yaşadığın şeyler gerçekten kötü benim annemde böyle aşırı baskıcı ve hiç destek vermez ama bu kadar yazının bence tek bir çözümü var evden ayrılıp kendi hayatını kurmak.
Harikasın öncelikle okuduğun için çok teşekkür ediyorum 🥲🥲 Yazmam kaç saat sürdü ben de bilmiyorum 😁 Bazen o kadar üzülüyorum ki, bazen bana iyi davranıyor, iyi anlaşıyoruz. Onu üzmek istemiyorum. O beni üzse bile. Yaşayacaklarını düşünsene, gitsem eminim çok üzülürdü. Aslında iyiliğimizi istedikleri için yapıyorlar. Ama iyiliğimizi isterken bizi kısıtlayıp üzüyorlar. Bazen diyorum ki artık yeter, gideceğim. Böyle söyleyince o da kendisinin de aynı şekilde bıktığını ve en kısa zamanda gidebileceğimi söylüyor. Ama sakinleştikten sonra da onu üzmek istemiyorum. Tek istediğim ufak bir destek, ufacık bile olsa. Gülümsemesi bile yeterli olurdu. Ama kendi fikirlerine uymadığı için beni desteklemediğini söylüyor. Yapması gereken benim bakış açımdan düşünmek aslında, kendi bakış açısından değil.
 
Harikasın öncelikle okuduğun için çok teşekkür ediyorum 🥲🥲 yazmam kaç saat sürdü ben de bilmiyorum 😁 bazen o kadar üzülüyorum ki, bazen bana iyi davranıyor, iyi anlaşıyoruz. Onu üzmek istemiyorum. O beni üzse bile. Yaşayacaklarını düşünsene, gitsem eminim çok üzülürdü. Aslında iyiliğimizi istedikleri için yapıyorlar. Ama iyiliğimizi isterken bizi kısıtlayıp üzüyorlar. Bazen diyorum ki artık yeter, gideceğim. Böyle söyleyince o da kendisinin de aynı şekilde bıktığını ve en kısa zamanda gidebileceğimi söylüyor. Ama sakinleştikten sonra da onu üzmek istemiyorum. Tek istediğim ufak bir destek, ufacık bile olsa. Gülümsemesi bile yeterli olurdu. Ama kendi fikirlerine uymadığı için beni desteklemediğini söylüyor. Yapması gereken benim bakış açımdan düşünmek aslında, kendi bakış açısından değil.

Dostum yapacak bir şey yok ya katlanacaksın bunlara ya da üzülme falan dinlemeden kendi hayatını kuracaksın başka yapabileceğin bir şey yok.
 
Annen tipik anadolulu, bırak insanlar nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşasın. Yav kardeşim bizim millete anlamıyorum, normal insanların yaptıklarını yapmayınca kendilerini çok üstün zekalı görüyorlar. Özgür değilsiniz, özgürlüğünüzü elinize almanız için bir işte çalışmanız, elinize para geçmesi gerekiyor. Ekonomik özgürlüğünüz alınca annenizi sepetlersiniz zaten kafanızda rahat olur.
 
Neymiş Sigara, Alkolmüş güldürme beni.

Aile tatili ve diğer konular için hak veririm ama zararlı şeyleri normal göstermen yanlış.

Alkol alacağına spor yap.
Sigara içeceğine çık temiz hava al.

Ayrıca, ehliyet ve araba kısmı saçma ailen neden istemiyor anlamadım.

İşin çıkarsa bin git arabaya işte çok takmışlar sana.
 
Dostum yapacak bir şey yok ya katlanacaksın bunlara ya da üzülme falan dinlemeden kendi hayatını kuracaksın başka yapabileceğin bir şey yok.
Henüz ekonomik özgürlüğümü kazanamadığım için maalesef eve çıkamıyorum. Dediğin gibi bir şekilde devam etmem gerekiyor. Bu zorluğun arkasından da güzel bir şey çıkacaktır elbette.
Annen tipik anadolulu, bırak insanlar nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşasın. Yav kardeşim bizim millete anlamıyorum, normal insanların yaptıklarını yapmayınca kendilerini çok üstün zekalı görüyorlar. Özgür değilsiniz, özgürlüğünüzü elinize almanız için bir işte çalışmanız, elinize para geçmesi gerekiyor. Ekonomik özgürlüğünüz alınca annenizi sepetlersiniz zaten kafanızda rahat olur.
Yazdıklarımda kendimi üstün zekalı, zeki gördüğümü söylemedim. O da aynısını der. Hemen bana bir sen biliyorsun, en zeki sensin der. Her insan zekidir, ben kimseyi aşağılamıyorum. Fikrim ve inancım, normal insan olmaması gerektiği yönünde. Bu kavramın ön plana çıkarılmasından hoşnut olmuyorum. İnsanlar bu normlara karşı çıkmalı ve öz benliklerini bulmalılar diye düşünüyorum. Herkes birbirinden farklı ama çoğu kişi bu normal kavramına göre hareket ederek hem bu kavramı güçlendiriyorlar hem de hiçbir zaman kendilerini keşfedemiyorlar. Naçizane düşüncem budur. Bakış açınız ona biraz benzer aslında, biz hep ekonomik özgürlük olarak bakıyoruz olaya. Para kazanırsan özgürsün şeklinde. Belki coğrafyamızla alakalı bilmiyorum, para kazanmak burada öncelik sırasında üstlerde. Her birey özgürdür. Bunun parayla gelmesi gerektiğine inanmıyorum. Sadece hayat tercihlerimde mutluluğu ön plana koyuyorum ve onun zaten parayı ve özgürlüğü getireceğine inanıyorum. Ailemle çatıştığım nokta burası. Dediğiniz gibi, "Bırak insanlar nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşasın".
1 hafta hiç konuşma tabi yapabiliyosan.
Gerisi gelir zaten.
Bunu deneyebilirim, biraz zor olacak benim için.
Neymiş Sigara, Alkolmüş güldürme beni.

Aile tatili ve diğer konular için hak veririm ama zararlı şeyleri normal göstermen yanlış.

Alkol alacağına spor yap.
Sigara içeceğine çık temiz hava al.

Ayrıca, ehliyet ve araba kısmı saçma ailen neden istemiyor anlamadım.

İşin çıkarsa bin git arabaya işte çok takmışlar sana.
Kusura bakmayın, kendimi yanlış ifade etmiş olabilirim. Yazıyı düzeltip üzerinde ufak değişiklikler yapmak saatlerimi aldı. Biraz linç yiyeceğimi tahmin etmiştim. Bu kadar uzun yazınca ister istemez kendimi yanlış ifade edebiliyorum. Tabii ki de genel için bunu herkesin yaptığını söylemek istemedim. Kendi yakın arkadaş gruplarımdan, tanık olduğum olaylardan bahsettim. Yanlış anlaşıldıysam herkesten özür diliyorum.

Üniversiteye başladığımda sınıfımda sigara içmeyen ben dahil 2-3 kişi vardı. Geri kalan herkes dışarı sigara içmeye çıkardı. Diğerleri de sınıfta telefonuna bakardı. Biriyle konuşmak istesem konuşamazdım. Durum hala aynı. Her gece insanlar sınıftaki büyük gruplar eğlence mekanlarına gider, sabahlardı. Böyle çok tanıdığım kişi oldu. Buradan bunlara karşı çıkıyorum olarak anlaşılmasın, tabii ki herkes istediğini yapmakta özgür. Bunu kötü anlamda söylememiştim, sadece yakınımdaki gruplar bu tarz etkinlikler yapıyorlardı. Dediklerinizi yapıyorum zaten o yüzden kendime yakın insan bulamadım. Yukarıda da yazdığım gibi bunları yaşamam, arkadaş bulamamam benim için önemli değil. Ailem bunun bir sorun olduğunu düşünüyor durum bu. Yukarıda da ondan bahsetmiştim.

Ehliyet kısmını yanlış anlamışsınız, ehliyet almayı ben istemedim. Biliyorsunuz trafik insanlarda biraz stres yaratabiliyor. Bundan kaçınmak istedim. Büyük şehirde yaşamadığım için araç kullanma ihtiyacı hissetmedim. Aynı zamanda çevreye zarar vermek istemiyorum. Ailem bu konuda biraz baskıcı davrandı diyelim. Bu konu diğer anlattıklarımın içinde en basitiydi. Tekrardan kırdıysam özür diliyorum.
 
@Pterodactyl Ortadoğuyla bir alakası yok, her ülkede böyledir her ebeveyn çocuğunu köle gibi görür. Siz daha birey olamamışsınız, annenizin eline bakıyorsunuz özgürlüğünüz yok.
Yazdığım paragraftan bunları mı çıkardınız, gerçekten hayret ediyorum. Peki, sizce birey olmanın tanımı nedir? Sadece birine bağlı olmadan özgürce karar alabilmekten mi ibarettir? Bir insanın birey olup olmadığı hakkında kendinizi o insanın zihnine koymadan ve özellikle o kişiyi hiç tanımadan nasıl yargılayabilirsiniz? Benim şu durumda sizin birey olup olmadığınız hakkında hiçbir fikir yürütmemin mümkün olmadığı gibi, sizin için de bu durum geçerlidir. Birey olmanın kişinin kendi farkındalığına varması ve eşsiz olduğunun bilincine varabilmesi olduğunu düşünüyorum. Bence kişinin mutluluğa erişebilmesi için en önemli basamak budur. Hayatınızı, kişiliğinizi, davranışlarınızı bilmiyorum. Bu sebeple sizi bu konuda yargılayamam. Sizin de beni kesin bir dille yargılayamayacağınız gibi. Ekonomik özgürlüğe sahip olamamak birey olamadığımız anlamına gelmemeli. Sözlük tanımlarının dışında düşünmelisiniz.

Her ebeveynin çocuğunu köle olarak gördüğü genellemenizi pek doğru bulmuyorum. Ebeveynin görevi çocuğa birtakım ahlaki ve toplumsal değerleri vererek çocuğun kendini keşfetme sürecinde ve birey olmaya geçiş aşamasında ona destek olmaktır. Bunu doğru uygulayan ebeveynler olduğu gibi uygulayamayan ve sizin de bahsettiğiniz gibi çocuğunu kendi çıkarları için bir köle olarak gören ebeveynler de var tabii ki. Ama genellemek doğru olmaz.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı