The Ring
Decapat
- Katılım
- 6 Mart 2023
- Mesajlar
- 243
- Çözümler
- 3
Daha fazla
- Cinsiyet
- Erkek
Outlast serisi YouTube ve Lets Play kültürünün gelişmesiyle birlikte popüler oldu desek yanlış olmaz. Özellikle 2013 ve 2015 arası YouTube'unu hatırlayanlar bilecektir herkes bu oyunu oynuyordu. Zira kendisi öyle karışık mekaniklere sahip bir oyun değildi ve izlemesi keyifliydi. Ayrıca insanlar sevdiği kişilerin oyundaki jumpscare sahnelerine korkmasına gülüyor, eğleniyordu. Kısacası iki taraf da mutluydu. Outlast şirketin düşündüğünden çok daha popüler olmuştu.
Oyun bazında baktığımızda aslında Outlast serisi oldukça özgün bir oyun. Belli başlı olayların yaşandığı akıl hastanesine el kameramızla girip gece görüşle etrafı araştırmak oyun dünyasında o döneme kadar gördüğümüz bir konsept değildi. Elbette film sektöründe bu konsepti görmüştük. 2011 de çıkan Mezar Buluşmaları belki de Outlast'in ilham kaynağıydı kim bilir.
Bu özgünlük muhabbetini Outlast 2 için diyebilir miyiz emin değilim. Zira 2017'den önce çıkmış ve kültler hakkında yapılmış bir korku oyunu arasak bulmamız pek zor olmaz. Ama bence Outlast 2'nin özgün yanı ise bunu süsleme biçimi. Kişisel travmalar ve ilk oyunla kurulan ilginç bağlantılar. Hepsi bu hikayeyi özgün yapmaya yetiyor. Zaten bu tarz sektörlerde özgünlük kavramı farklıdır. Zira kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmak imkansıza yakındır.
Lafı çok uzattım galiba. Buraya kadar okuyan var mı bilmiyorum. Yavaştan Outlast 2 incelemesine doğru geçeyim. Sıra sıra gitmeyi düşünüyorum. Önce Hikaye ile başlayalım.
Outlast 2'nin hikayesi Arizona çöllerine yakın bir yerde helikopteriyle uçan gazeteci muhabir Lynn Langermann ve onun eşi Blake ile başlıyor. 16 yaşında bir kız çocuğunun hamile ve perişan halde bulunması ve kendini asması ekibimizi araştırmaya itiyor ve olayların yaşanma ihtimali olan noktanın yakınlarında uçup haber yapıyorlar. Fakat tahmin edebileceğiniz üzere işler ters gidiyor ve bilinmeyen bir yerden gelen kuvvetli ışık dalgaları helikopterin motorunu bozup düşmesine sebep oluyor. Oyun ise bir rüya sahnesi ile başlıyor.
Okuldayız, çocuğuz. Biraz yürüyoruz ve Jessica isimli başarılı bir öğrenciye ait dolaba bakıyoruz. Sonra köşeyi dönünce uzun bir koridor ve arkası dönük giden bir adamla karşılaşıyoruz. Biraz daha yürüyünce kapı sertçe yüzümüze kapanıyor. Arkamızı döndüğümüzde Shiningden esinlenildiği bariz olan bir sahne yaşanıyor ve rüyadan uyanıyoruz.
Helikopterin kapısı üzerimize düşmüş ve belki de bizi ağırlığı ile hayatta tutmuş. Bilmiyoruz. Onu üzerimizden atıp kameramızı kapıyoruz ve enkaza doğru iniyoruz. Lynn ve Pilot yok. Ya ölmüşler ya da kurtulmuş. Bilmeden devam ediyoruz ve başımızdan aşağı kaynar sular ilk olarak orada dökülüyor. Pilotun derisi yüzülmüş. Asılmış, yanıyor. Pilota bunları yapan Lynne napar diyerek atılıyoruz yollara ve çeşitli delilerle karşılaşıyoruz. Aslında deli demek pek doğru olmaz. Işık dalgalarının etkisiyle halüsinasyonlardan kurtulamayan ve saldırganlaşan kült elemanları hepsi. Yani burada onlara etki eden tek şey ışık değil. Dinde aynı zamanda. Şimdi elbette hikayeyi böyle anlatmyacağım. Buradan bitiriyorum. Sadece ilk 10 dakikasından bahsettim. Devamı spoiler olmasın. Yorumlara geçersek
Outlast 1 oldukça klişe bir hikayeye sahipti aslında. Akıl hastalarıyla bir akıl hastanesinde kilitli kalmak. Dediğim gibi bu hikaye zaten filmlerde ve çeşitli hikayelerde daha önce işlenmişti. Outlast ise bu klişeye ekstra bir şey katmak yerine oldukça özünü korumuş. Ama kimsenin de bu tarz bir korku oyunundan aşırı derin bir senaryo beklediğini düşünmüyorum. Hikaye kendini merak ettiriyor ve bir yere kadar sizi oyun başında tutuyor ama sonuna kadar gitme isteği ancak korkunun sağladığı adrenalin ile mümkün oluyor. Silent Hill 2 ile kıyaslamak bu açıdan mantıksız. Zira Silent Hill 2 sırtını tamamiyle hikayesine ve atmosferine dayıyor. Jumpscare yok ve bu sebeple oyunun hiçbir noktasında sıçramıyor ben buna devam edemem düşüncesine kapılmıyorsunuz. Outlast ise biraz farklı. Bolca jumpscare ve kovalamaca ile sizi hep diken üstünde tutmayı başarıyor. Kimisi için bu yöntem ucuz olsa da bence Outlast kaliteli atmosferi ile ortalamanın üstünde olmayı başarıyordu. Outlast 2 ise yine klişe bir hikaye ile başlıyor. Fakat ilerledikçe sunduğu kişisel hikaye oldukça etkileyici ve düşündürücü. Vicdan azabı, suçluluk psikolojisi, travma sonrası yaşanan sıkıntılar ve tekrar tekrar aynı kabuslar. Outlast 2'nin temel hikaye öğeleri bunlar. Ve bu öğeler kültlerin kontrol ettiği korkutucu bir köyle birleşince ortaya hiç de fena bir iş çıkmamış. Her ne kadar Outlast 2 hikayesini bizlere sunma konusunda çok başarılı olmasa da bulduğumuz notlar ve karakterin iç sesi bir noktaya kadar hikayeyi anlamamıza yardımcı oluyor. Ayrıca ilk oyunla olan bağlantıları çizgi romanları da hesaba katınca derin diyebileceğimiz bir hikaye ortaya çıkmış desek yanlış olmaz. Özellikle bu hikaye etkileyici travma sahneleri ile birleşince akıllara kazınmakta güçlük çekmiyor.
Outlast 2'nin oynanışı ilk oyunla hemen hemen aynı. Gece görüşü kullanarak bizi kovalayan delilerden kaçmak ve ara sıra eksik puzzelımsı şeyler için parça toplamak. Başka oyunda olsa sıkıcı bir döngü diyebilirdim ama Outlast 2 atmosferi o kadar iyi kotarıyor ki asla sıkıcılaştığını hissetmedim. Zaten öyle aman aman uzun bir oyun da sayılmaz. Sunabileceği etkileyici sahneleri sunduktan sonra çok uzatmadan toparlayıp bitiriyor hikayeyi. Oynanışa ekstra katılmış öğeler elbette yok değil. Örneğin kameranın özelliğini kullanarak düşmanın sağdan mı yoksa soldan mı geldiğini anlayıp ona göre doğru yere kaçabiliyoruz. Bunlar dışında saklanabileceğimiz yer sayısı oldukça arttırılmış ve haritayla etkileşimimiz artmış. Örneğin gördüğümüz su dolu bir yere girip eğilirsek nefesimiz bitene kadar saklanabiliyoruz. Bunlar dışında bir de bandaj özelliği eklenmiş. Eğer çok hasar alırsak kanamaya başlıyoruz ve bandaj bulmazsak da asla bu kanama durmuyor. Ama gözünüz korkmasın bandaj bulmak normal zorluk seviyesinde zor bir şey değil. Oyun pili de bandajı da bol bol veriyor. Hepsinden öte özellikle bahsetmek istediğim konu ise kesinlikle animasyon kalitesi. Yüksek bütçeli olmayan ve yaklaşık 7 milyon dolar gibi AAA oyunların yanında komik kalabilecek bir paraya yapılan Outlast 2 animasyon kalitesi olarak son yıllarda gördüğüm en iyi korku oyunlarından birisi. Her şeye özel animasyon yapılmış ve asla kolaya kaçılmamış. Bu animasyon oyunu akıcı hale getirirken atmosfere kapılmayı kesinlikle arttırmış
Kısacası Outlast 2 8/10'lik kesinlikle oynanması gereken bir korku oyunu olmuş, İlk oyunun üstüne her türlü koyduğunu düşündüğüm atmosferi ve hikayesi ile beni etkilemeyi başarmıştır. İndirim döneminde Epic Games'te komik fiyatlara düşen ücreti ile de oldukça ucuza kaliteli bir oyun oynamak istiyorsanız bu fırsatı kaçırmayın.
Oyun bazında baktığımızda aslında Outlast serisi oldukça özgün bir oyun. Belli başlı olayların yaşandığı akıl hastanesine el kameramızla girip gece görüşle etrafı araştırmak oyun dünyasında o döneme kadar gördüğümüz bir konsept değildi. Elbette film sektöründe bu konsepti görmüştük. 2011 de çıkan Mezar Buluşmaları belki de Outlast'in ilham kaynağıydı kim bilir.
Bu özgünlük muhabbetini Outlast 2 için diyebilir miyiz emin değilim. Zira 2017'den önce çıkmış ve kültler hakkında yapılmış bir korku oyunu arasak bulmamız pek zor olmaz. Ama bence Outlast 2'nin özgün yanı ise bunu süsleme biçimi. Kişisel travmalar ve ilk oyunla kurulan ilginç bağlantılar. Hepsi bu hikayeyi özgün yapmaya yetiyor. Zaten bu tarz sektörlerde özgünlük kavramı farklıdır. Zira kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmak imkansıza yakındır.
Lafı çok uzattım galiba. Buraya kadar okuyan var mı bilmiyorum. Yavaştan Outlast 2 incelemesine doğru geçeyim. Sıra sıra gitmeyi düşünüyorum. Önce Hikaye ile başlayalım.
Outlast 2'nin hikayesi Arizona çöllerine yakın bir yerde helikopteriyle uçan gazeteci muhabir Lynn Langermann ve onun eşi Blake ile başlıyor. 16 yaşında bir kız çocuğunun hamile ve perişan halde bulunması ve kendini asması ekibimizi araştırmaya itiyor ve olayların yaşanma ihtimali olan noktanın yakınlarında uçup haber yapıyorlar. Fakat tahmin edebileceğiniz üzere işler ters gidiyor ve bilinmeyen bir yerden gelen kuvvetli ışık dalgaları helikopterin motorunu bozup düşmesine sebep oluyor. Oyun ise bir rüya sahnesi ile başlıyor.
Okuldayız, çocuğuz. Biraz yürüyoruz ve Jessica isimli başarılı bir öğrenciye ait dolaba bakıyoruz. Sonra köşeyi dönünce uzun bir koridor ve arkası dönük giden bir adamla karşılaşıyoruz. Biraz daha yürüyünce kapı sertçe yüzümüze kapanıyor. Arkamızı döndüğümüzde Shiningden esinlenildiği bariz olan bir sahne yaşanıyor ve rüyadan uyanıyoruz.
Helikopterin kapısı üzerimize düşmüş ve belki de bizi ağırlığı ile hayatta tutmuş. Bilmiyoruz. Onu üzerimizden atıp kameramızı kapıyoruz ve enkaza doğru iniyoruz. Lynn ve Pilot yok. Ya ölmüşler ya da kurtulmuş. Bilmeden devam ediyoruz ve başımızdan aşağı kaynar sular ilk olarak orada dökülüyor. Pilotun derisi yüzülmüş. Asılmış, yanıyor. Pilota bunları yapan Lynne napar diyerek atılıyoruz yollara ve çeşitli delilerle karşılaşıyoruz. Aslında deli demek pek doğru olmaz. Işık dalgalarının etkisiyle halüsinasyonlardan kurtulamayan ve saldırganlaşan kült elemanları hepsi. Yani burada onlara etki eden tek şey ışık değil. Dinde aynı zamanda. Şimdi elbette hikayeyi böyle anlatmyacağım. Buradan bitiriyorum. Sadece ilk 10 dakikasından bahsettim. Devamı spoiler olmasın. Yorumlara geçersek
Outlast 1 oldukça klişe bir hikayeye sahipti aslında. Akıl hastalarıyla bir akıl hastanesinde kilitli kalmak. Dediğim gibi bu hikaye zaten filmlerde ve çeşitli hikayelerde daha önce işlenmişti. Outlast ise bu klişeye ekstra bir şey katmak yerine oldukça özünü korumuş. Ama kimsenin de bu tarz bir korku oyunundan aşırı derin bir senaryo beklediğini düşünmüyorum. Hikaye kendini merak ettiriyor ve bir yere kadar sizi oyun başında tutuyor ama sonuna kadar gitme isteği ancak korkunun sağladığı adrenalin ile mümkün oluyor. Silent Hill 2 ile kıyaslamak bu açıdan mantıksız. Zira Silent Hill 2 sırtını tamamiyle hikayesine ve atmosferine dayıyor. Jumpscare yok ve bu sebeple oyunun hiçbir noktasında sıçramıyor ben buna devam edemem düşüncesine kapılmıyorsunuz. Outlast ise biraz farklı. Bolca jumpscare ve kovalamaca ile sizi hep diken üstünde tutmayı başarıyor. Kimisi için bu yöntem ucuz olsa da bence Outlast kaliteli atmosferi ile ortalamanın üstünde olmayı başarıyordu. Outlast 2 ise yine klişe bir hikaye ile başlıyor. Fakat ilerledikçe sunduğu kişisel hikaye oldukça etkileyici ve düşündürücü. Vicdan azabı, suçluluk psikolojisi, travma sonrası yaşanan sıkıntılar ve tekrar tekrar aynı kabuslar. Outlast 2'nin temel hikaye öğeleri bunlar. Ve bu öğeler kültlerin kontrol ettiği korkutucu bir köyle birleşince ortaya hiç de fena bir iş çıkmamış. Her ne kadar Outlast 2 hikayesini bizlere sunma konusunda çok başarılı olmasa da bulduğumuz notlar ve karakterin iç sesi bir noktaya kadar hikayeyi anlamamıza yardımcı oluyor. Ayrıca ilk oyunla olan bağlantıları çizgi romanları da hesaba katınca derin diyebileceğimiz bir hikaye ortaya çıkmış desek yanlış olmaz. Özellikle bu hikaye etkileyici travma sahneleri ile birleşince akıllara kazınmakta güçlük çekmiyor.
Outlast 2'nin oynanışı ilk oyunla hemen hemen aynı. Gece görüşü kullanarak bizi kovalayan delilerden kaçmak ve ara sıra eksik puzzelımsı şeyler için parça toplamak. Başka oyunda olsa sıkıcı bir döngü diyebilirdim ama Outlast 2 atmosferi o kadar iyi kotarıyor ki asla sıkıcılaştığını hissetmedim. Zaten öyle aman aman uzun bir oyun da sayılmaz. Sunabileceği etkileyici sahneleri sunduktan sonra çok uzatmadan toparlayıp bitiriyor hikayeyi. Oynanışa ekstra katılmış öğeler elbette yok değil. Örneğin kameranın özelliğini kullanarak düşmanın sağdan mı yoksa soldan mı geldiğini anlayıp ona göre doğru yere kaçabiliyoruz. Bunlar dışında saklanabileceğimiz yer sayısı oldukça arttırılmış ve haritayla etkileşimimiz artmış. Örneğin gördüğümüz su dolu bir yere girip eğilirsek nefesimiz bitene kadar saklanabiliyoruz. Bunlar dışında bir de bandaj özelliği eklenmiş. Eğer çok hasar alırsak kanamaya başlıyoruz ve bandaj bulmazsak da asla bu kanama durmuyor. Ama gözünüz korkmasın bandaj bulmak normal zorluk seviyesinde zor bir şey değil. Oyun pili de bandajı da bol bol veriyor. Hepsinden öte özellikle bahsetmek istediğim konu ise kesinlikle animasyon kalitesi. Yüksek bütçeli olmayan ve yaklaşık 7 milyon dolar gibi AAA oyunların yanında komik kalabilecek bir paraya yapılan Outlast 2 animasyon kalitesi olarak son yıllarda gördüğüm en iyi korku oyunlarından birisi. Her şeye özel animasyon yapılmış ve asla kolaya kaçılmamış. Bu animasyon oyunu akıcı hale getirirken atmosfere kapılmayı kesinlikle arttırmış
Kısacası Outlast 2 8/10'lik kesinlikle oynanması gereken bir korku oyunu olmuş, İlk oyunun üstüne her türlü koyduğunu düşündüğüm atmosferi ve hikayesi ile beni etkilemeyi başarmıştır. İndirim döneminde Epic Games'te komik fiyatlara düşen ücreti ile de oldukça ucuza kaliteli bir oyun oynamak istiyorsanız bu fırsatı kaçırmayın.