Venezuela'da bir devlet sistemi bile yoktu kabile gibi yonetiliyordu. Irak, Suriye, Iran dedigimiz yerler iyi kotu bir gelenekleri, sistemi olan yerlerdi. Patir patir girdi adamlar buralara.
Karadan isgale kendi askerini yollamiyor ki adam. YGP - PKK gibi silah destegi verdigi teror orgutlerini kullanacak yine. Catismalar kazanirsin da bu tarz bir savasi kac yil surdurecek ekonomiye sahipsin? Bir meydan muharebesi oldu bitti gibilik bir durum yok.
ABD’nin Türkiye’ye karşı doğrudan ya da dolaylı bir savaş yürütmesi, kâğıt üzerinde mümkün gibi görünse de pratikte ABD açısından son derece maliyetli ve riskli sonuçlar doğurur. Türkiye, merkezi devlet yapısını koruyan, ordusu dağılmamış ve ülke genelinde otoritesi hâlâ geçerli olan bir ülkedir. Bu nedenle Suriye, Libya veya Irak gibi içten çökmüş ülkelerle aynı kefeye konulamaz.
Vekâlet savaşları ve terör örgütleri üzerinden baskı kurulması teoride mümkün olsa da, bu yöntemin Türkiye’de sınırsız şekilde işlemesi zordur. Çünkü Türkiye’de bu tür yapıların geniş halk desteğiyle kalıcı alan hâkimiyeti kurabilmesi bugüne kadar mümkün olmamıştır. Devlet refleksi hızlıdır ve bu tarz yapılar sürekli baskı altında tutulur. Bu da ABD açısından sürdürülebilir, düşük maliyetli bir senaryo yaratmaz.
Uzun süreli hibrit savaşlar yalnızca hedef ülkeyi değil, bu savaşı yürüten tarafı da ciddi biçimde yıpratır. ABD böyle bir senaryoda yıllar boyunca örtülü operasyonlar finanse etmek, siyasi baskı ve kamuoyu tepkisiyle uğraşmak zorunda kalır. ABD kamuoyu ve siyasi sistemi, özellikle seçim dönemlerinde, Türkiye gibi stratejik bir NATO ülkesine neden bu kadar kaynak harcandığını sorgulamaya başlar.
Türkiye’nin doğrudan hedef alınması NATO açısından da yıkıcı sonuçlar doğurur. Bir NATO ülkesine karşı açık ya da örtülü bir savaş yürütülmesi, ittifakı fiilen işlevsiz hâle getirir ve Avrupa güvenlik mimarisini parçalar. Bu durum ABD’nin müttefikleri üzerindeki liderliğini zayıflatır ve Avrupa içinde ciddi görüş ayrılıklarına yol açar.
Böyle bir kriz ortamı, ABD’nin rakipleri olan Rusya ve Çin’in elini güçlendirir. Türkiye’nin baskı altına alınması, bu iki ülkenin bölgesel ve küresel düzeyde daha etkili hâle gelmesine neden olur. ABD’nin uzun vadeli stratejisinin tam tersine, çok kutuplu dünya düzeni hızlanır.
Ayrıca savaş başlatmak ile bir ülkeyi yönetmek aynı şey değildir. ABD, askeri üstünlüğü sayesinde baskı kurabilir veya çatışma başlatabilir; ancak Türkiye gibi nüfusu, coğrafyası ve siyasi ağırlığı olan bir ülkeyi uzun vadede kontrol etmesi mümkün değildir. Afganistan ve Irak tecrübeleri, teknolojik üstünlüğün siyasi ve toplumsal sonuç üretmeye yetmediğini açıkça göstermiştir.
Sonuç olarak, ABD’nin Türkiye’ye karşı “isterse yapar” şeklinde hareket edebileceğini düşünmek meseleyi fazlasıyla basitleştirmektir. Böyle bir senaryo, ABD için ekonomik, siyasi ve jeopolitik açıdan çok ağır bedeller doğurur. Bu nedenle konu ne sadece askeri güç meselesidir ne de tek taraflı bir üstünlük denklemine indirgenebilir.