İki gün müsvedde yazarak toparladığım düşüncelerim;
Türkiye'de bugün sıkça kullanılan “atatürkçülük” kavramı, gerçekte temsil ettiği anlamdan giderek uzaklaşmış durumdadır. Kendini bu kavramın arkasına gizleyen ve sayıca az ama etkisi yüksek bir yapı (sebataist, masonik - baronik şebeke), ülkede uzun süredir zihinsel bir kuşatma yürütmektedir. Bu kuşatma askeri ya da fiziksel değil; değerleri, aidiyet duygusunu ve toplumsal refleksleri hedef alan bir zihni işgal sürecidir. En tehlikeli işgal biçimi de budur.
Zihinsel işgalin sonucu, vatanıyla bağı zayıflamış, gerektiğinde canını ortaya koymayacak, kriz anında ülkesini terk etmeyi düşünen bir neslin ortaya çıkmasıdır. Bugün Türkiye'de muhafazakâr bir iktidarın var olduğu algısı yaygındır; ancak sahadaki tablo, ülkenin düşünsel ve kültürel olarak farklı odakların etkisi altında olduğunu göstermektedir. Toplumsal şiddetin artması, sokaklarda insan hayatının bu kadar değersizleşmesi de bu çözülmenin doğal bir sonucudur. Bu tablodan asıl sorumlu olan ise 20+ senedir ülkeyi yönetenlerdir.
Atatürk düşmanlığının artmasının sebeplerinden biri de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Mustafa Kemal ismi, bazı çevreler tarafından bir kalkan gibi kullanılarak adeta yeni bir ideolojik inanç sistemi üretilmektedir. Bu yapı, Kemalizm adı altında, merkezine ahlakı ya da toplumsal sorumluluğu değil; gücü, parayı ve tahakkümü koymaktadır. Bu anlayışın etkisi altına giren, sorgulama yeteneği köreltilmiş, genç yaşta mankurtlaştırılmış kitleler ile derin cehalet içindeki seküler çevreler, İslam'a ve İslam'ın kutsallarına açık bir saldırı süreci yürütmektedir. Peygamber efendimize (sav) yönelik hakaretler, küfürler ve İslam'i değerlere karşı sistematik bir küçümseme, bu sürecin en görünür yüzüdür.
Bununla eş zamanlı olarak Mustafa Kemal'in eleştirilemez, dokunulmaz ve neredeyse ilahi bir konuma taşınması yönünde bilinçli bir çaba yürütülüyor. Bu durumu görmek için olağanüstü bir zekâya gerek yok. Ayrıca, bir kişiyi mutlak koruma altına alan yasaların, hukuk devleti ilkesine ve toplumsal adalet duygusuna zarar verdiği de açıktır. Hakaret etmek hayvancadır ama tenkit etmek insancadır...
Bu süreçte yalnızca Mustafa Kemal üzerinden değil, tüm milli mücadele tarihi üzerinden bir tahrifat yapılıyor. Diğer kahramanların emeği gölgelenmekte, mücadele tek bir isme indirgenerek tarihsel gerçeklik daraltılıyor. Oysa Turkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, tek bir cephede ya da tek bir figürle gerçekleşmiş bir olay değildir; Anadolu'nun dört bir yanında verilen çok yönlü, çok aktörlü bir var olma mücadelesidir.
Bu ülke hiçbir kişinin, hiçbir ideolojik grubun ya da hiçbir zümrenin mülkü değildir. Türkiye, bedel ödeyen, can veren, mücadele eden onlarca vatan evladının ortak mirasıdır. Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir; ancak saygı göstermek toplumsal bir zorunluluktur. Fikir ayrılığı başka bir şeydir, kutsallara ve tarihsel hakikate saldırı başka bir şey.
Gençlere düşen görev uyanık olmaktır. İsimler üzerinden yürütülen manipülasyonlara değil, hakikate ve adalete odaklanmak gerek.
Milli mücadeleye emek vermiş tüm kahramanları saygıyla anıyor, dualarımda zikrediyorum.
Kimsenin peygamberine, sevdiği tarihi kişilere küfür etmeyin. Bu işgal planının parçası: 70'li yılların sağ sol çatışma ortamını yeniden oluşturmaktır. Uyanık olun.