Selam kardeşim, içten ve samimi cevabın için ben teşekkür ederim. Yazdıklarını dikkatle okudum. Açık yüreklilikle ifade edeyim, söylediklerinin çoğuna yürekten katılıyorum. Özellikle şuna çok sevindim:
sen Kur'an'ı kendin okuyup anlama yoluna girmişsin. bu, çağımızda insanların en çok unuttuğu ama en çok ihtiyacı olan şey.
Gerçekten de bugün etrafımızda “islam” diye yaşatılmaya çalışılan şeyin,
kur'an'daki hak dinle çoğu zaman uzaktan yakından alakası olmadığını görebiliyoruz. İnsanlar yüzyıllarca kur'an'dan uzaklaştırılıp, onun yerine hadislerle, mezheplerle, uydurma rivayetlerle bir din inşa etmiş. Hatta öyle ki, kur'an'dan açıkça farklı şeyler söylese bile “hadis” diye kabul edilmiş. Bu da insanların hem inancını karıştırmış, hem de Allah'a olan güvenini zedelemiş.
Ama Allah'ın gönderdiği kitap apaçık, sade, anlaşılır:
“andolsun, biz bu Kur'an'ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünüp ibret alan yok mu?” (kamer 17)
Bu ayet bile başlı başına gösteriyor ki
Allah bizden anlamamızı istiyor, taklit etmemizi değil.
Senin de fark ettiğin gibi kur'an'da namaz, oruç, ahlak, ibadet, Allah'a yönelmek gibi temel meseleler çok yalın bir dille anlatılıyor. Üstelik şekilcilikten uzak, öz odaklı. Kur'an asla zorlamıyor, tehdit etmiyor, baskı kurmuyor.
sadece çağırıyor ve “oku, düşün, anla” diyor.
Diğer taraftan, coğrafyalar değiştikçe ibadet şekilleri değişiyor demişsin ya… bu da aslında kur'an dışında referans alan her anlayışın kendi yorumunu dine yedirmeye çalıştığını gösteriyor. Oysa Allah
“size bu dini tamamladım” (maide 3) diyor.
Yani dışarıdan bir şey katmaya gerek yok, sadece kur'an yeter.
Senin şu anda yaşadığın kafa karışıklığı bence çok sağlıklı bir sürecin parçası. Çünkü artık taklitten kurtulup hakikati bulma niyetindesin. En güzeli de şu:
doğrudan Allah'ın kelamına başvuruyorsun. bu, insanın Allah ile birebir iletişime geçmesidir ve arada hiç kimse olmadan konuşmaktır.
Eğer çevrendeki baskılar seni zorluyorsa sabret. Allah seni görüyor, biliyor. Sen doğru bir niyetle doğru bir yoldasın. Kendine yeni bir yaşam kurduğunda, Kur'an'ı kendi dilinde okumaya başladığında göreceksin ki bu kitap her satırında
doğrudan seninle konuşuyor.
Unutma kardeşim:
kur'an, indirildiği zaman da devrimdi, bugün de devrim.
Sen bu devrimi yüreğinde başlatmışsın bile.
Ayrıca çok önemli bir gerçeği daha hatırlatmak isterim:
Bugün birçok insanın “din” zannettiği şeyin temeli kur'an değil;
rivayetlere,
hadislere,
mezheplere dayanıyor. Oysa
“rivayet” kelimesinin sözlük anlamı “söylenti”dir. Allah ise bize söylentilere değil, sadece kendi kelamına, yani
Kur'an'a uymamızı emrediyor.
Kur'an apaçıktır, detaylıdır ve eksiksizdir:
Allah,
hadisleri din edinmeyin diye defalarca uyarıyor:
Ve çok net bir gerçeği bildiriyor:
ahirette sadece kur'an'dan sorumlu tutulacağız. başka kitaplar, başka sözler, başka otoriteler değil.
Dini yalnızca Allah'a has kıl!
Kur'an'ı yeterli görmeyen anlayışlardan uzak dur.
Mezhepler, tarikatlar, alim görüşleri, hadis kitapları… bunlar
sorumluluk değil, en fazla yorumdur. Ama
sorgusuz sualsiz din edinilmemesi gereken şeylerdir.
Kur'an ise yaşayan bir hitaptır.
Her okuyuşta başka bir derinlik, başka bir nur açar.
Allah'ın bize doğrudan hitabıdır. Aracıya ihtiyacımız yok.
Selametle kal. Arayışın bereketli, yolun kur'an üzere olsun.
Dualarım seninle. Allah zihnine açıklık, kalbine huzur, yoluna ışık versin.
1. "her Hadis'i aynı saymayın" → zaten sorun da burada.
Hadisler bir kitaba indirgenmiş, dinin temeli gibi sunulmuş. Oysa hangi hadisin gerçekten Peygamber'e ait olduğunu kim garanti edebilir? "sahih" denilen hadislerde bile çelişkiler ve Kur'an'a aykırı içerikler var. Yani mesele “bazı hadisler uydurma” değil;
kaynağının Allah değil, insan olması. bu nedenle hadis dinin
kaynağı olamaz.
2. “isveçli örneği” → bu bir mantık hatasıdır (benzetme hatası).
İnsanlar bireydir, ahlaki ya da siyasi olarak iyi-kötü diye genellenemez. Ama
hadislerin güvenilirliği meselesi bilimsel ve ilmi bir konudur.
Hadisler, vahiy değildir.
peygamberin vefatından 200-300 yıl sonra toplanmıştır. o dönemde “uydurma hadis furyası” olduğunu bizzat hadisçilerin kendisi itiraf eder.
3. “hadisler Kur'an'ı detaylandırır.” → kur'an kendisini “detaylı”, “açıklayıcı” ve “hiçbir eksiği yok” olarak tanımlar.
Detaya hadisle muhtaç bir kitap ilahi olabilir mi?
Kur'an, apaçıktır. Ona bir "açıklayıcı" daha eklemek, Kur'an'ı yetersiz görmek olur. Bu, Allah'ın kitabını eksik sanmakla eşdeğerdir (ki bu büyük bir iddiadır).
4. “peygamber dini açıklamak için geldi” → hayır, Kur'an'a göre o sadece bir “tebliğci” ve “örnek”.
Peygamber'in görevi Kur'an'ı yaşamak ve öğretmektir.
İslam'ın “detayları” diye sunulan şeylerin çoğu kur'an'da yoktur çünkü Allah bunları dinin parçası saymamıştır.
5. “namaz kur'an'da yok, o yüzden hadislere muhtacız” → bu çok yaygın ama temelsiz bir iddiadır.
Kur'an'da:
- salat (namaz) kavramı,
- rekât düzeni,
- secde, kıyam, rükû,
- sabah, akşam, ortanca vakit,
Gibi birçok bilgi zaten var. Üstelik Allah kur'an'da “ayetlerimi dinleyin, anlamaya çalışın” diyor; başka kitaplara yönelin demiyor.
Namazın şekli kültürden kültüre farklılık gösterir, bu da dinin evrenselliğini engellemez. Kur'an'ın istediği şey
“kalpten gelen bir ibadet”, robotik bir tekrar değil.
6. “sahih hadislere güvenebilirsiniz” → sahihliği kim belirliyor?
Buhari, müslim gibi kitapların yazımı
peygamber'den 200-250 yıl sonra olmuştur.
Ayrıca “sahih” hadislerin içinde bile:
- Kur'an'a zıt,
- bilimsel gerçeklere aykırı,
- ahlaken sorunlu,
İfadeler vardır. (örneğin: Kadın akıl eksikliği, eşek ve köpeğin namazı bozması vb.)
7. "kur'an değişmedi, mucizedir." → katılıyorum. Ve bu da kur'an'ın tek kaynak olması gerektiğini ispatlar.
Eğer kur'an
değişmeden korunmuş ve bu bir mucizeyse,
neden ek kaynaklara ihtiyaç duyalım?
Hadisler korunmamış, eklenmiş, çıkarılmış, uydurulmuş. Hangisi “mucize kaynak” gibi davranılmalı?
8. “atatürk ve din” → bu yazıda konu dışı ama şunu ekleyeyim:
Atatürk bir peygamber değil, bir lider. Din onunla ölçülmez. Ama dini liderlere değil
Kur'an'a göre değerlendirmek gerekir. Kur'an merkezli düşünen herkes dinin siyasete ve şahıslara alet edilmemesi gerektiğini bilir.
ek olarak şunu da eklemek isterim:
2015 yılında İngiltere'deki birmingham üniversitesi arşivlerinde bulunan bir kur'an parşömeni, karbon testine tabii tutuldu. Sonuçlar, bu parşömenin yazıldığı derinin miladi 568-645 yıllarına ait olduğunu gösterdi.
Bu tarih, peygamber Efendimiz'in (selamünaleyküm. V.) Yaşadığı dönemle birebir örtüşüyor (571-632). İncelenen metin, günümüzde elimizde bulunan kur'an'la
harfi harfine aynıydı.
Bu da kur'an'ın 1400 yıldır
tek bir harfi bile değişmeden geldiğinin bilimsel kanıtıdır. Allah'ın vadettiği gibi:
Kur'an hem tarihi hem ilahi olarak korunmuş tek kitaptır.