Şu Atatürk olmasaydı şu an şöyle olurdun kısmına diyorum Atatürk tek başına o kadar büyük bir şey yapamaz şehitler sayesinde şu an varız o şehitler de Müslüman'dı ve dinleri gereği Allah'ın hükümleri olmalıydı şu an şehitler bu durumu görseydi hakkını helal eder miydi sizce?
Arkadaşım, önce
Nutuk’u oku. Tarihini öğren. Osmanlı’nın neden yıkıldığını anla ki, vatana ve millete gerçekten faydan dokunsun.
Eğer İslam inancına sahipsen, ana dilin ne ise oturup Kur’an’ı oku. Zamanın ve merakın varsa, diğer İbrahimi dinlerin kitaplarını da incele. Çünkü din, akıl ve tarih birlikte okunmadığında yalnızca şekilsel bir inanç hâline gelir.
Atatürk’ün zekâsı, eğitimi ve öngörüsü olmasaydı bugün
sen, ben, biz olmazdık. Anadolu, tıpkı bugünkü Ortadoğu gibi; 6–7 küçük devletçikten oluşan, birbirine düşman, sürekli savaşan bir coğrafya olurdu.
Atatürk, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda bir
medeniyet tasarımcısıydı. Silah arkadaşları elbette cesur ve fedakârdı; ama onun sahip olduğu vizyon bambaşka bir seviyedeydi.
Kurtuluş Savaşı halkla birlikte kazanıldı. Halkı motive eden güç, o dönem manevi duygulardı: şehitlik, inanç, vatan sevgisi… O şartlarda “iman gücüyle savaşmak” kaçınılmazdı.
Ancak çağ değişti. Soğuk Savaş’tan sonra, inançla veya duyguyla savaş kazanmak imkânsız hâle geldi. Artık cepheler tankla değil, teknolojiyle; mermiyle değil, bilgiyle çiziliyor.
Atatürk bunu
yüzyıl önce gördü.
Devletin ancak
akıl ve bilimle ayakta kalabileceğini biliyordu. Bu yüzden devrimler yaptı — çünkü akıl ve bilimi sadece yönetim biçimine değil, topluma, kültüre ve hayata yerleştirmek istiyordu.
Batı’yı tek bir anda başlayan bir olgu olarak görmek yerine, oradaki dönüşümü bir
zincir olarak anlamak daha doğru: coğrafi keşiflerin yarattığı küresel etkileşim, Rönesans’ın sanat ve öğrenimde açtığı kapılar, Reformasyon/Protestanlık’ın dinî ve toplumsal sarsıntıları, Kopernik ve sonraki bilim insanlarının getirdiği yeni evren tasavvuru, bilimsel devrimin yöntemsel değişiklikleri, ardından gelen Fransız Devrimi’nin politik fikirleri ve Sanayi Devrimi’nin ekonomik ve teknolojik dönüşümleri — tüm bu halkalar birbirini besleyerek modernleşmeyi oluşturdu.
Atatürk, işte bu zincirin Türkiye’de de kurulması gerektiğini gördü; geride kalan kurumları ve zihniyetleri yenileyerek o boşluğu kapatmayı hedefledi.
Bugün hâlâ bazıları “şeriat gelsin” diyor.
Buyursun, kim gönderiyorsa şeriatı o getirsin.
Elinden tutan mı var?
Ama unutmayın:
Bir ülke, akıl ve bilimi terk ettiğinde, önce kendine olan inancını, sonra bağımsızlığını kaybeder.
Atatürk’ün en büyük mirası, sadece bir toprak parçası değil; o toprak üzerinde düşünebilen, sorgulayabilen, aklını kullanan bir millet bırakma arzusuydu.