Zeka, mutluluğun önündeki engel midir?

  • Konuyu başlatan 967793
  • Başlangıç Tarihi
  • Mesaj 15
  • Görüntüleme 450
Zeka çoğu şeyin ya engelidir ya da yoludur. Burada mutluluktan kastın nasıl bir mutluluk? Farz edelim ki ben neredeyse hiç bir şeyi bilmeyen, çevremin ve ailemin ve okulun bana anlattığı kadarıyla bir şeyler bilen biriyim. Fakat ben mutluyum, çünkü bana ne anlatıldıysa o dur diyerek çok düşünmedim ve bir şekilde zevk alabiliyorum dışardan. Ama bir yerden sonra içime bir araştırma isteği doğuyor ve araştırasım geliyor. Sonra ayıkıyorsun ailenin ve çevrenin aslında sana anlattığı gibi olmadığı veya eksik anlattığını. Sonra çok düşünmeye başlıyorsun, hatta fazla düşünüyorsun ve iş vesveseye gelmeye başlıyor. Her şeye soğuk ve tepkisiz bakıyorsun ve ister istemez egon yükseliyor çünkü o zaman da "ben çok şey biliyorum, etraftakiler belli ki cahil" diyorsun. Cehalet mutluluktur ama aynı zaman da zavallılıktır. Çok düşünmez bu yüzden mutludur ama zavallı olduğu kısım da bilgiliymiş gibi konuşup kafa şişirmesindedir. Dediğim gibi, Zeka hem mutluluğuna engeldir, hem de mutluluğa bir yoldur. Çünkü ortada bir mutluluk var, bir de "Mutluluk" var
 
Evet, ancak bu her zaman geçerli değildir.

Örneğin, bir hediye aldığınızda normal şartlarda mutlu olursunuz. Fakat zeki ve bilge bir kişi durumu şu şekilde rasyonalize edebilir:
-> "Şu an beynimde dopamin salgılandığı için mutlu hissediyorum; adeta biyolojimin bir kuklasıyım."
-> "Aldığım bu hediye de benimle aynı yapı taşlarından, yani atomlardan oluşuyor; sadece dizilimleri farklı. Üstelik kozmik ölçekte hiçbir anlamı yok. Sonuç olarak hala aynı anlamsızlığın içerisindeyiz."

Peki, neden her zaman bir engel değildir? Çünkü yukarıdaki örnekte yer alan kişi, örneğin İslam inancına sahip olsaydı, bu düşünceleri zihninde kolayca anlamlandırabilirdi. "Hayatın bir anlamı var, nihai hedefim cennet." veya "Tanrı, beynimdeki kimyasal tepkimeleri dahi en optimal şekilde kurguladı." diyerek bu varoluşsal sancıları aşabilir ve yaşamına huzurla devam edebilirdi.

Bu oldukça spesifik bir örnek olsa da durumun özeti budur. Sonuç olarak, mutluluk önünde potansiyel bir engel teşkil etse de bu durum mutlak bir kural değildir.
 
Evet, ancak bu her zaman geçerli değildir.

Örneğin, bir hediye aldığınızda normal şartlarda mutlu olursunuz. Fakat zeki ve bilge bir kişi durumu şu şekilde rasyonalize edebilir:
-> "Şu an beynimde dopamin salgılandığı için mutlu hissediyorum; adeta biyolojimin bir kuklasıyım."
-> "Aldığım bu hediye de benimle aynı yapı taşlarından, yani atomlardan oluşuyor; sadece dizilimleri farklı. Üstelik kozmik ölçekte hiçbir anlamı yok. Sonuç olarak hala aynı anlamsızlığın içerisindeyiz."

Peki, neden her zaman bir engel değildir? Çünkü yukarıdaki örnekte yer alan kişi, örneğin İslam inancına sahip olsaydı, bu düşünceleri zihninde kolayca anlamlandırabilirdi. "hayatın bir anlamı var, nihai hedefim cennet." veya "Tanrı, beynimdeki kimyasal tepkimeleri dahi en optimal şekilde kurguladı." diyerek bu varoluşsal sancıları aşabilir ve yaşamına huzurla devam edebilirdi.

Bu oldukça spesifik bir örnek olsa da durumun özeti budur. Sonuç olarak, mutluluk önünde potansiyel bir engel teşkil etse de bu durum mutlak bir kural değildir.

Zihinsel olarak sağlığı yerinde olan hiç kimse böyle düşünmez düşünen varsa da zeki değil hastalıklıdır, zeka mutluluğun önünde engel de değildir hatta hayattan alınan zevki arttırabilir bile. Dini inançla alakası yok bu konunun dinsiz bir kişi de pek ala bunları aşabilir aşması çok daha kolay olur hatta.
 
Zihinsel olarak sağlığı yerinde olan hiç kimse böyle düşünmez düşünen varsa da zeki değil hastalıklıdır, zeka mutluluğun önünde engel de değildir hatta hayattan alınan zevki arttırabilir bile. Dini inançla alakası yok bu konunun dinsiz bir kişi de pek ala bunları aşabilir aşması çok daha kolay olur hatta.
Analitik düşünme derinliğini ve varoluşsal sorgulamayı direkt 'ruhsal bozukluk' olarak etiketlemen oldukça talihsiz bir genelleme.

Literatürde bahsettiğim durum 'Depresif Realizm' ile örtüşür. Zeka seviyesi ve farkındalık arttıkça, beynin olayları (ve mutluluk illüzyonlarını) rasyonalize etme kapasitesi de artar. Senin mantığına göre Schopenhauer, Nietzsche, Cioran veya Camus gibi isimler 'zeki' değil, sadece tedavi görmesi gereken hastalıklı tiplerdi. (Felsefe tarihini tek cümlede sildin attın, tebrikler).

Benim bahsettiğim şey zevk alamamak (anhedoni) değil; sihirbazın numarasını bildiğin için artık şaşırmamaktır. Hediye örneğinde; biyolojik dürtülerinin (dopamin) ve maddenin (atom) farkında olmak, kişiyi 'matrixten' çıkarır. Bu bir hastalık değil, konfor alanının dışına taşan bir farkındalık bedelidir.

Dinsiz birinin bunu aşması konusuna gelince; evet aşabilir, ama 'aşmak' demek zaten o anlamsızlığı ve boşluğu başta kabul edip, kendine Absürdizm gibi yeni bir anlam (veya anlamsızlığa başkaldırı) yaratması demektir. Yani süreç yine aynı yere çıkar: Farkındalık illüzyonu bozar, inanç (seküler veya dini) onu onarır.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı