lieys
Hectopat
- Katılım
- 6 Temmuz 2022
- Mesajlar
- 1.662
- Makaleler
- 1
- Çözümler
- 1
Merhaba,
Bir not düşerek başlamak istiyorum. Bu konuyu herhangi bir fikri savunmak, bir değeri aşağılamak ya da siyasi bir tartışma başlatmak için açmıyorum. amacım, son dönemde sosyal medyada ve forumlarda sıkça karşımıza çıkmaya başlayan, kendini "dünya vatandaşı" olarak tanımlayıp toplumsal değerleri reddeden düşünce yapısını ve buna verilen toplumsal refleksleri sosyolojik açıdan masaya yatırmak, sizlerin de bu konudaki fikirlerini duymaktır. Sizden rica ediyorum okurken bunu göz önünde bulunduralım.
Geçtiğimiz günlerde oldukça tartışma yaratan uzunca bir yazıya denk geldim. Yazıyı yazan arkadaş, yuval noah harari gibi düşünürlerden referanslar vererek, Atatürkçülük, milliyetçilik, devlet, din ve genel olarak tüm "izm"lerin insan uydurması (kurgusal) hikayeler olduğunu savunuyordu. "bayrak alt tarafı bir kumaştır, sınırlar hayali çizgilerdir, ben 21. yüzyılda bu ilkel kabilecilik oyunlarına dahil olmak istemiyorum, ben sadece bireyim" minvalinde, oldukça keskin ve yer yer üstten bakan bir üslubu vardı. Haliyle bu yazıya çok sert, öfke dolu tepkiler geldi.
Olayın "haklı/haksız" kavgasından ziyade "neden" kısmına odaklanmak istedim.
Olaylara tamamen materyalist ve "teknik" bir gözle bakan, duyguları, maneviyatı, tarihsel mirası ve toplumsal hafızayı "gereksiz yük" olarak gören, kendini toplumdan soyutlamış bir zihniyet var. Bu bakış açısına göre biyolojik olarak hepimiz sadece insanız ve geri kalan her şey "masal"
Sizlere sormak istediğim, tartışmak istediğim hususlar şunlar:
Sizce bu "ben hiçbir şeye inanmıyorum, sadece bireyim" tavrı, gerçekten zincirlerini kırmış, aydınlanmış bir zihniyetin ürünü mü? Yoksa kendi kültürüne, tarihine ve toplumuna tamamen yabancılaşmış, köklerini kaybetmiş ve nihilizme (hiççiliğe) sürüklenen bir neslin bunalımı mı?
İsviçre veya Norveç'te bir kafede otururken "milliyetçilik saçmadır, sınırlar kalksın" demek kolay olabilir. Ama Türkiye gibi jeopolitik olarak "ateş çemberi" sayılabilecek bir coğrafyada, bu tür "aşırı bireyci ve pasifist" düşünceler bir lüks müdür? Yoksa hayatta kalma gerçeklerimize aykırı bir safdillik midir?
Bu tür yazılara gelen aşırı sert tepkilerin sebebi sizce sadece "kutsallara saygısızlık" mı? Yoksa toplum bilinçaltında, "eğer bu değerleri kaybedersek bizi bir arada tutan hiçbir şey kalmaz ve dağılırız" korkusuyla bir hayatta kalma refleksi mi gösteriyor?
İnsan, bir aidiyet (aile, vatan, millet, inanç) hissetmeden, sadece "bireysel haz ve mantık" üzerine kurulu bir hayatla gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa bu arkadaşların savunduğu şey, insan doğasına ve psikolojisine aykırı bir ütopya mı?
Fikirlerinizi, hakaret boyutuna varmadan, analitik bir çerçevede paylaşırsanız sevinirim. Bu "kopuş" nereye gidiyor?
Teşekkürler.
@TeamOFMind @Eldrithc @atlaas düşüncelerinizi almak isterim.
Bir not düşerek başlamak istiyorum. Bu konuyu herhangi bir fikri savunmak, bir değeri aşağılamak ya da siyasi bir tartışma başlatmak için açmıyorum. amacım, son dönemde sosyal medyada ve forumlarda sıkça karşımıza çıkmaya başlayan, kendini "dünya vatandaşı" olarak tanımlayıp toplumsal değerleri reddeden düşünce yapısını ve buna verilen toplumsal refleksleri sosyolojik açıdan masaya yatırmak, sizlerin de bu konudaki fikirlerini duymaktır. Sizden rica ediyorum okurken bunu göz önünde bulunduralım.
Geçtiğimiz günlerde oldukça tartışma yaratan uzunca bir yazıya denk geldim. Yazıyı yazan arkadaş, yuval noah harari gibi düşünürlerden referanslar vererek, Atatürkçülük, milliyetçilik, devlet, din ve genel olarak tüm "izm"lerin insan uydurması (kurgusal) hikayeler olduğunu savunuyordu. "bayrak alt tarafı bir kumaştır, sınırlar hayali çizgilerdir, ben 21. yüzyılda bu ilkel kabilecilik oyunlarına dahil olmak istemiyorum, ben sadece bireyim" minvalinde, oldukça keskin ve yer yer üstten bakan bir üslubu vardı. Haliyle bu yazıya çok sert, öfke dolu tepkiler geldi.
Olayın "haklı/haksız" kavgasından ziyade "neden" kısmına odaklanmak istedim.
Olaylara tamamen materyalist ve "teknik" bir gözle bakan, duyguları, maneviyatı, tarihsel mirası ve toplumsal hafızayı "gereksiz yük" olarak gören, kendini toplumdan soyutlamış bir zihniyet var. Bu bakış açısına göre biyolojik olarak hepimiz sadece insanız ve geri kalan her şey "masal"
Sizlere sormak istediğim, tartışmak istediğim hususlar şunlar:
Sizce bu "ben hiçbir şeye inanmıyorum, sadece bireyim" tavrı, gerçekten zincirlerini kırmış, aydınlanmış bir zihniyetin ürünü mü? Yoksa kendi kültürüne, tarihine ve toplumuna tamamen yabancılaşmış, köklerini kaybetmiş ve nihilizme (hiççiliğe) sürüklenen bir neslin bunalımı mı?
İsviçre veya Norveç'te bir kafede otururken "milliyetçilik saçmadır, sınırlar kalksın" demek kolay olabilir. Ama Türkiye gibi jeopolitik olarak "ateş çemberi" sayılabilecek bir coğrafyada, bu tür "aşırı bireyci ve pasifist" düşünceler bir lüks müdür? Yoksa hayatta kalma gerçeklerimize aykırı bir safdillik midir?
Bu tür yazılara gelen aşırı sert tepkilerin sebebi sizce sadece "kutsallara saygısızlık" mı? Yoksa toplum bilinçaltında, "eğer bu değerleri kaybedersek bizi bir arada tutan hiçbir şey kalmaz ve dağılırız" korkusuyla bir hayatta kalma refleksi mi gösteriyor?
İnsan, bir aidiyet (aile, vatan, millet, inanç) hissetmeden, sadece "bireysel haz ve mantık" üzerine kurulu bir hayatla gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa bu arkadaşların savunduğu şey, insan doğasına ve psikolojisine aykırı bir ütopya mı?
Fikirlerinizi, hakaret boyutuna varmadan, analitik bir çerçevede paylaşırsanız sevinirim. Bu "kopuş" nereye gidiyor?
Teşekkürler.
@TeamOFMind @Eldrithc @atlaas düşüncelerinizi almak isterim.
Son düzenleme: