Bu kısıma katılmıyorum çünkü bir fikir/inanç zaten doğru geldiği için seçilir.
Bu kısmen doğru. Yani sonuç olarak: evet doğru geldiği için seçilir.
Ancak ilk etapta, zihne sadece "olasılık değerlendirmeleri" ile gelir bu.
Bu şüpheyi doğurur ve bu arada belli bir yön, herhangi bir açıdan daha cazip gelir (doğruluğundan emin olunmasa bile)
Ve bu caziplik işte, kişiyi "o bilginin doğru olduğuna inanmasına" götürür.
Yani en başta, ilk sırada doğru olduğuna inanç yok.
En başta, sadece: "bu doğru olursa, kişiye ne kazandıracağı" şeklinde bir alt caziplik var. Ve bu caziplik, kişiyi o fikre inanmak için "kişisel doğruluklar" üretmeye götürüyor.
Hani sizin de dediğiniz gibi: sadece kendisini bağlayan, evrensel doğru olmaktan uzak doğruluklara...
Aslen seçilmeyen, toplum ve ailenin normlarından edinilen ve seçildiği sanılan fikirler yanlış olsa bile insanlara doğru gelmeye başlar.
Bu kısımda ise net hemfikiriz, evet: kişide sorgulama yoksa, neyden etkilendiyse o yönde inanmaya devam eder kişi.
Ta ki kendisini rahatsız eden herhangi bir şeyle karşılaşana kadar kolay kolay sorgulama hali de gelmez.
Bu arada Agnostizm hakkında çok derin bilgim yok, sadece terim olarak anlamını biliyorum. Ve tahminen bu inançtaki herkes için tek bir geçerli sebep de yoktur. Yani ilgili herkesteki durum farklıdır.
Bu açıdan, neden bu inançtasınız veya neden İslamı seçmediniz; hem bilemem, hem de tahminen çok derinliklerde bir sebebe binaen bu.
Aklınıza ilk gelen cevabın bile ardında, daha derinde, kalbinizdeki bir soru ve ona verdiğiniz cevaba göre olmalı.
Bu tamamen size özel ve derin bir konu olmalı yani ve açıkçası - tahmin edersiniz zaten, ben de Müslümanlığı seçmenizi isteyenlerdenim ancak - böyle bir durumda bunun için yapılacak ikna çalışmalarının hiçbir etkisi olmayacağını düşünüyorum. Bu, gerçekten samimiyetle gerçeği arayan birinin, kalbinin çok derinliklerinde, "kendi başına" ulaşacağı bir farkındalık sebebiyle olabilir ancak;
veya bu olmazsa, sizin de özetle dediğiniz gibi: ikna etme çabaları ancak kalbi yorgunluk sebebi olacaktır.
Bu açıdan, benim size verebileceğim tek tavsiye: kalbinizin sesini dinleyin. En derinliklerde, hangi görüşte huzuru net bulursanız, orada kalmak üzere.
Ki bilirsiniz, bir Müslüman olarak ben Allah'ın daima kullarını gözetlediği ve onların yolculuğuna eşlik ettiği inancındayım. Ve bugün birisi Allah'a inanmasa da, ve ama samimi bir şekilde gerçeği arayıştaysa: Allah onu görüyor.
Ve herhangi birini, özellikle de samimi, sorgulayan, araştıran birini Allah görüp dururken: benim veya herhangi birinin çokça çabalamasına gerek yok.
Ki asıl çabalayacak olsak, belki inanacak olsanız bile bunun tersine iter sizi. Bu tüm insanlarda böyledir. Bu yüzden dinde zorlama yoktur, olmamalıdır.
Bu yüzden sizi herhangi bir mantığa değil, kalbinizin derinliklerindeki "huzuru bulacağınız noktaya" davet ediyorum.
Bence en nihayetinde o nokta İslam olacaktır; ama tabii bu benim evrensel olmayan zannım : ) Belki de size net huzur veren başka bir inanç olacak kim bilir...
Ve bu durumda ben de "yanılmışım" demekten öteye gidemem.
Ama yine de davetim: sadece kalbinize... O sizi, asıl doğruya götürecektir. Yeter ki onun gerçek anlamda, tam anlamıyla huzur bulduğu noktaya dikkat kesilin.