Command & Conquer Red Alert İncelemesi

Recep Baltaş

Technopat
Yönetici
Katılım
14 Ağustos 2010
Mesajlar
69.232
Çözümler
864
Beğeniler
98.554
Yer
İstanbul
COMMAND & CONQUER RED ALERT (1996) - Hitler Yoldan Çekildi!

7’den 77’ye oyunseverler, marşlar dile geldiği zaman kalplerine ve ellerine hakim olamayan adrenalin ve zeka egzersizi bağımlıları ve boş zamanlarında, odalarını toparlarken bile kendi kendilerine emir vermekten haz duyan oyun bağımlıları! Sıkıntıdan tırnaklarımızı kemirttiren, gözlerimizi her gün raflara kilitleyen bunalımlı bekleyişimiz nihayet sona erdi! “Command & Conquer Red Alert”, tüm ihtişamıyla artık yanıbaşımızda. Kapağından müziğine, görsel zenginliğinden oynanış konforuna ve elbette mouse’umuzla üzerine geldiğimizde ellerimizin kaşınmasına yol açan, “ne olur bizi yönetin” diye bağıran envai çeşit ünitesine kadar efsane serimiz “Command & Conquer”ın, nadir hazlar vaat eden bu bölümü hakkında kağıda dökülecek elbette çok şey var.

“İlk oyunu oynayanlar bilirler” diye başlamak istiyorum, “Command & Conquer”ın ana fikri, “Tiber” adı verilen bir maden ve bu madenin peşinde olan “İyi” ve “Kötü”nün savaşıydı. Ne var ki yeni oyunumuzda, geçmiş bölümlerden tanıdığımız “GDI” veya “NOD” gruplarını göremeyeceğiz.
Eskiyi sevenlerin “Off, Kane’siz ‘CC’ olur mu?” diye haykırdığını duyar gibiyim. Buradan haykırışlarınız karşısında hepinize ayrı ayrı öpücükler yolluyorum :) ve bu soruya “hem de öyle bir olur ki, Kane bile geri gelmek ister” şeklinde bir cevap yapıştırılabileceğini kanıtlamak üzere yazıma başlıyorum.

“Ne? Yine mi Dünya Savaşı?”

Oyunumuz , tahmin edebileceğiniz gibi II. Dünya Savaşı’nda geçiyor, ancak bu savaş artık ezberlediğimiz bir II. Dünya Savaşı sahnesi değil. Oyunumuzun senaryosunu kısaca özetleyip farklılığın ne olduğunu görelim: “Command & Conquer”da ünlü fizikçi Albert Einstein bir zaman makinesi icat eder ve tüm risklerine karşın bu cihazı kullanmaktan çekinmez. Einstein’ın kendini ışınladığı yer ise 1926 yılının Almanya’sıdır. Hitler henüz dünyaya gözlerini açmamış, bir vitamin hücresidir ve Einstein’ı görünce aralarındaki el sıkışmadan doğan enerji – ya da ‘akım’ mı demeliyim? – sonucunda Einstein başladığı yere geri döner ve heyecanlı yardımcısına şöyle deme lüksünü kendinde bulur: “Hitler is out of the way” – Hitler yolumuzdan çekildi!

İlginç bir Başlangıç

Peki şimdi ne olacak? Adolf Hitler’siz bir İkinci Dünya Savaşı düşünebiliyor musunuz? Belki bizim hayal gücümüz böylesi bir olasılığı hesap edemiyor ama güzide firmamız Westwood bunu düşünmeye cesaret etmiş.

“Command & Conquer” oyuncularına iki ayrı tarafı seçme şansı sunuyor: “Allies” yani Müttefikler ve “Soviet” yani Sovyetler.

Oyunu kurduktan sonra demoları bitirdiğinizde otomatikman “Allies” campaing’inde oyuna başladığınızı göreceksiniz. Bunun nedeni ilk CD’de müttefik kuvvetlerle, ikinci CD’de ise Sovyetlerle oynamanıza izin olması. Bu yüzden “Ben Müttefiklerle oynamam, yaşasın Rusya!” gibi istisnai bir ruh haline sahipseniz ana menüye geri dönmeniz gerekecek – tabii ki bu oyunu açtığımız ilk zaman için geçerli.

Oyuna dönecek olursak açıkçası taraflardan birbirinden çok farklı binalara sahip olduklarını söyleyemeyeceğim. Bu alandaki en büyük farklılık defans binalarında ve teknoloji merkezlerinde kendini gösteriyor. Gerçek ve göze çarpan ayrım ise üniteler bağlamında oluşturulmuş. Müttefikler genel olarak daha ucuz ve güçsüz birimlere sahipken Sovyetler daha pahalı ve dayanıklı ünitelere sahip Ekonomi ise kurduğumuz “Rafineri” binalarıyla birlikte şekilleniyor. Buradaki sistem ilk oyundan tanıdığımız ve bildiğimiz şekilde işliyor. Ore Truck adlı toplayıcılarımız basitçe “mineral” ismi verilen madenleri toplayıp rafinerimize döküyorlar. Yani ekonomimiz aynen “C&C 95”tekinden farksız. Bu bilgiyi de paylaştıktan sonra ünitelerimizin neler olduğuna bir göz atalım.

Müttefikler

Infantry: Infantry’ler taşıdıkları makineli tüfeklerle özellikle diğer piyade birimlerine karşı çok güçlü olan piyadeler.

Rocket Soldier: En büyük özellikleri hem karaya hem de havaya saldırı yapabilmek olan bu üniteler, bina veya zırhlı, her türlü üniteye karşı kullanılabilecek güçlü birimler. Ne yazık ki Rocket Soldier’larımız normal infantry’lerle bire bir bir savaşta güçsüz kalıyorlar.

Engineer: oyundaki ortak birimlerden birisi olan mühendislerimiz silahsız piyade üniteleri oalrak karşımıza çıkıyorlar. Fakat sakın silahsız olmalarına bakmayın, mühendislerin oyundaki en tehlikeli birimler olduklarını söylemek yanlış olmaz. Mühendisler iki farklı özellikle göz dolduruyorlar: ilk olarak kendi binalarını tamamen onarma yeteneğine sahipler. İkinci özellikleri ise oyunun stratejisini doğrudan etkileyen bir özellik. Mühendislerimiz herhangi bir düşman binasına girdiklerinde binanın enerji barının 5’te 1’lik bir kısmını anında buharlaştırabiliyorlar. Düşman binasına beşinci mühendisinizi de soktuktan sonra bu binanın enerji barını kırmızıya düşürmüş oluyorsunuz ve bina sizin kontrolünüze geçiyor. Velhasıl beş mühendisi bir binaya sokmak çoğu zaman bir “heyecan fırtınasına” davetiye çıkartmak demek. Ama merak etmeyin, bu ayrıntılar da oyunumuzda düşünülmüş. Herhangi bir binaya normal birimlerle saldırarak enerjisini kırmızıya düşürdükten sonra tek bir mühendis ile de binaya sahip olabilirsiniz. Bu da düşmanınızın kafasında bir ünlem işaretinin belirmesine yetiyor.

Light Tank: İsminden de anlaşılabileceği gibi bu ünitemiz hafif zırhlı bir ünite ve düşük zarar verme özelliğine sahip. Buna karşın oyunun en hızlı tank birimi olduğunu söyleyebiliriz. Eğer iyi kontrol edilebilirlerse çok can yakıyorlar.

Aiedium Tank: Bu birimimiz ise oyundaki fiyat/performans karşılaştırmasında lider olabilecek bir ünite. Orta seviye zarar verebilen, orta güçte bir zırh taşıyan ve uygun fiyatıyla ilgi çeken bir savaş makinesi. Tam anlamıyla II. Dünya Savaşı ortalama müttefik zekasının bir ürünü.

Ore Truck: Ağır zırhlarıyla maden toplamakta kullanılan bu araçlar olmazsa olmazlarınız. Ore Trucklarınız yaptığınız her rafineri binasından sonra otomatik olarak ordunuza katılıp en yakınınızdaki mineral cevherlerini topluyorlar. Bu mineraller de size para olarak geri dönüyor. Ayrıca “War Factory” binasında da üretilebilmekteler. Ne yapın edin yok olmalarına izin vermeyin ama elbette düşmanınızınkileri de yok etmekten kaçınmayın.

Artillery: Oyunun en dayanıksız zırhlı birimi olan Artillery’lerimiz ortalama bir tankın iki katı mesafeye atış yapabiliyorlar. Ne var ki ancak saldırdıkları birim sabit duruyor ise ciddi bir zarar verebiliyorlar. Eğer saldırdıkları birim hareketli ise Artillery’lerin bütün çabaları boşa gidebiliyor. Artillery’lerinizin mümkün mertebe ordunuzun arkasında bulunmalarında fayda var. Infantry yani zırhsız piyadelere karşı ise çok kullanışlılar.

Thief: Bu üniteyi ürettikten sonra kısa bir şok yaşayabilirsiniz. Çünkü barakalarımızdan çıkan ünitenizin tipi “Üç Silahşörler”den herhangi birini andırıyor! Şoku atlattıktan sonra “thief”lerinizi doğrudan doğruya rakibinizin rafineri binalarına sokarak zengin bir hayata doğru ilk adımlarınızı atabilirsiniz.

Spy: Spy’larımızı, müttefiklerin bir adım öne geçtiği bir piyade birimi olarak sınıflandırabiliriz. Tamamen görünmez olan bu üniteyi ancak bekçi köpekleri fark edebiliyor. Spy’ımız, herhangi bir düşman binasında neler olup bittiğini görmemizi sağlıyor. Örneğin “War Factory”ye giren bir spy, size en son üretilen ünitenin ne olduğunu söyleyebilir.

APC: Hafif zırhlı piyade taşıma aracı. Kendisini korumak için bir anti-piyade makinelisine sahip ve 5 kişiye kadar taşıma kapasitesi var. Çok hızlı olduğundan dolayı hantal piyadelerinizi savaş meydanına götürmek için birebir.

Tanya: Hahaha…. İşte en seveceğiniz piyade biriminiz. Kendisi inanılmaz bir komanda olmakla beraber aynı zamanda son derece güzel bir bayan. Elindeki iki adet magnezyumla herhangi bir piyade ünitesini …….. uzak köşesinden öldürme yeteneğine sahip. Ayrıca taşıdığı “C4” patlayıcılarıyla herhangi bir binayı birkaç saniyede yok edebiliyor. Özetle, defans binası olmayan bir bölgeyi bir dakika içinde haritadan silebiliyor. Ta ki karşısına zırhlı bir birim çıkıncaya kadar. Ne yazık ki “Tanya”mız zırhlı birimlerle karşılaştığında ancak boş boş bakmayı biliyor.

Mobile G.A.P Bu hafifi zırhlı ve hızlı üniteyle hem ordunuzun bir bölümünü görünmez yapabilir hem de düşman radarına yaklaşarak radarı tamamen bozabilirsiniz.

Sovyet Birimleri

Grenadier: Müttefikler gibi normal infantry’lere sahip olan Sovyetler, “Rocket Soldier” yerine “Grenadier”i kullanıyorlar. Ellerindeki el bombaları sayesinde düşman piyadelerine ölüm saçan Grenadier’ler aynı zamanda zırhlı birimlere ve binalara karşı da etkililer. Grenadier’lerin tek sorunları öldükleri zaman patlamaları ve eğer yanlarında arkadaşları olan piyadeler varsa onları da yanlarında götürmeleri.

Heavy Tank: İki namluya sahip ve fiyat açısından müttefiklerin en pahalı tankından bile pahalı olan bir tank “Heavy Tank”. Ağır zırhı ve yüksek ateş gücüyle Sovyetler’i oynarken en çok üretmek isteyeceğiniz birim.

V2 Rocket: Tıpkı müttefiklerin “Artillery” birimi gibi son derece dayanıksız olan V2’ler ancak sabit birimlere yüksek hasar verebilme özelliğine sahip. Çok yavaş atış yapmasına rağmen, isabet ettiği bir tankın enerjisini yarıya indirebiliyor. En önemli özelliği ise çok uzak mesafeden atış yapabilmesi.

Mine Layer: Bünyesinde 5 adet mayın bulunduran bu araçla istediğiniz yere mayın döşeyebilir ve üstünden geçen birimlere ağır hasar verebilirsiniz. Mine Layer’ınızın mayını bittiğinde ise üzülmenize hiç gerek yok. Aynı hızda “Service Depot” binasına yollayın ve beş mayınlık cephaneliğini ağzına kadar doldurun.

Mammoth Tank: Evet, şimdi Tank denildiğinde aklınıza gelen tüm görüntüleri unutma vakti. “Bir tank böyle olamaz!” diyebilirsiniz ama Mammoth Tank görebileceğiniz en farklı cihazlardan bir tanesi. Aynen Heavy tanklardaki gibi çift namluya sahip ve üzerinde taşıdığı roketler sayesinde hava birimlerine saldırırken aynı zamanda üzerine gelen piyadeleri “kolay yoldan” yok edebiliyor. Mammoth Tank’ın oyunun en pahalı birimi olduğunu söylememize gerek yok sanırız. Rakibinize heyecanlı bir çatışma yaşatmak istiyorsanız Mammoth Tank emrinizde!

Deniz Birimleri

Müttefik Deniz Birimleri


Gun Boat: Son derece ucuz olan bu birimler hafif derecede hasar verme kabiliyetine sahipler. En kötü özellikleri ise karaya yapacakları saldırılarda düşman tanklarının menziline girmekten kurtulamamaları.

Destroyer: En kullanışlı deniz birimi olduğunu söyleyebileceğimiz Destroyer’lerimiz, denizaltılara karşı iki adet bomba atabiliyor ve güdümlü çift üzesi ile hem uçan birimlere hem de kara birimlerine rahatça saldırabiliyor.

Cruiser: Denizden karaya saldırabilen tek ünitemiz Cruiser. Açıkçası iyi korunan iki adet “Cruiser”ınız varsa oyun sizindir. Çok uzun mesafeden atış yapabilme özelliklerinin yanında tek seferde iki atış birden yapabilen Cruiser’lar ortalama dört isabetli atış ile oyundaki herhangi bir binayı haritadan silebilirler. Cruiser’ların dezavantajları ise uzak mesafe atışlarının bazen haritanın ilgisiz yerlerine gitmesi ve sadece denizden karaya saldırabilmeleri. Yani Cruiser’larınız denizaltıların karşısında sadece yok olmayı bekleyen demir yığınlarından ibaret.

Transport: Hem müttefiklerin hem de Sovyetlerin sahip olduğu bu birim, tahmin edebileceğiniz gibi denizde ünite taşımaya yarıyor. Herhangi bir birimden 5 adet taşıma kapasitesine sahip.

Sovyet Deniz Birimleri

Submarine:
Transport dışında Sovyetlerin sahip olduğu tek deniz birimi olan Submarine’ler ateş etmek istemediği sürece suyun altında bekleme özelliğine sahip. Submarine’leriniz, yani denizaltılarınız üç isabetli atışla bir destroyeri denizin dibine gömebilir.

Gelelim göklerin efendilerine, yani hava birimlerine

Müttefik Hava Birimleri

Helipod: Helipod, ne yazık ki müttefiklerin zayıflığını her şeyiyle ortaya koyan hava birimleri. Anti-piyade ve anti-bina olmak üzere iki çeşidi olan Helipod’ların en büyük sorunları, atış yapmak için havada asılı kalmaları ve herhangi bir anti-air ünitesinin tuzağına düştüklerinde daha cephanelerini harcamadan yok olmaları.

Sovyet Hava Birimleri

Yak Attack Plane: Bu kullanışlı ve pek konforlu hava gereciyle herhangi bir piyade birimini, cephanenizin sadece %30’unu kullanarak yok edebilirsiniz. Bu da demek oluyor ki yaklaşık 8-9 Yak ile herhangi bir binayı havaya uçurmanız işten bile değil.

MIG: Sovyet MIG’leri, size pahalı olduklarını unutturacak derecede güçlü ve kullanışlı ünitelerden. 5 adet MIG’den oluşan bir filoyla yapamayacağınız şey az. MIG’ler özellikle binaların korkulu rüyası olmaya aday. 3 MIG ile saldırdığınız bölgedeki defans binalarını paramparça edip huzur dolu bir saldırıya komutanlık edebilirsiniz.

Birimlerimizi ve her birinin nelere kadir olduğunu açıkladıktan sonra kısaca hangi bina ne işe yarıyor bir bakalım.

MCV (Mobile Construction Yard)

MCY adlı cihaz, bir “Construction Yard” oluşturmanızı sağlıyor. Bu cihazı çalıştırdıktan sonra sağdaki menümüzde, yapabileceğiniz binaları göreceksiniz. Bina yapım sisteminin aynen C&C 95’teki gibi olduğunu belirtmeliyiz. Anlayacağınız gibi iki oyun arasında çok büyük farklar yok. Tabii ki “CY” bu oyunda da ordumuzun her şeyi. CY’niz yok olduğu taktirde eğer campaign oynuyor iseniz en son save’inize geri dönün. “Skirmish” mode’daysanız şayet, “Tech Center”, “War Factory” ve “Service Depot” binalarınız varsa yeni bir CY üretebilirsiniz.

Power Plant ve Advance Power Plant

Oyunun temelindeki güç ihtiyacımızı gidermemizi sağlayan Power Plant’lerimiz, oyun boyunca en çok inşa edeceğimiz binalar. İlk power plant’inizi yaptıktan sonra eğer yeriniz dar değilse “Advance Power Plant”i de yapmanız mantıklı olacaktır.

Barracks
Barracks’lar kısacası her türlü piyade biriminizin hayata merhaba dediği binalar.

Rafinery: Rafinerileriniz topladığınız mineralleri paraya dönüştürmeye yarıyor.

War Factory: War Factory’ler, bütün zırhlı ünitelerinizin üretildiği merkezler olma özelliğine sahip.

Radar Dome: Haritamızda sağ üst köşede size yeni bir hayat açılmasını sağlayan binalarımız Radar Dome’larımız.

Sub Pen: Sub Pen’ler Sovyetlerin deniz birimlerini ürettikleri merkezler olarak işlev görüyor.

Naval Yard: Naval Yard’lar ise Müttefiklerin Deniz birimlerini ürettikleri darphaneler diyebiliriz.

Technology Center: Her iki ırk için de ileri teknoloji isteyen birimlerin üretimini aktif hale getiren binalar Technology Center’lar. Bu noktada Müttefiklerin ciddi bir avantajı olduğunu söylemeliyiz. Çünkü bir Tech Center kurar kurmaz üretim menünüzde kendiliğinden bir uydu oluşacak. Yaklaşık 8 dakika sonra otomatik olarak fırlatılan bu uydu sizin için bütün bir haritayı görünür kılacak. Bu özelliğin ne kadar büyük bir avantaj olacağını bir düşünün.

GAP: Sadece müttefiklere ait olan bu binadan iki adet inşa ederek üssünüzü görünmez kılabilirsiniz.

Cronossfare: Cronossfare, oyunumuzun senaryosunun bütününe anlam kazandıran bir bina ve bu binayı oyun içinde kullanabiliyor olmak gerçekten heyecan verici. Cronossfare, herhangi bir birimimizi bir yerden başka bir yere, yaklaşık 6 dakika boyunca ışınlamamızı sağlıyor.

Iron Curtain: Sovyet yaratıcılığı söz konusu olunca durmak lazım. Iron Curtain isimli yapımızın özellikleri sayesinde herhangi bir birimimiz yine yaklaşık altı dakika boyunca ölümsüz olabiliyor.

Nuclear Bomb
İşte savaşın “mertliğinin bozulduğu” nokta burası! Ama çok kaygılanmamıza gerek yok. Birimimizin ismi her ne kadar “Nuclear Bomb” olsa da, etkisi düşündüğünüz kadar büyük değil. Ortalama bir binanın enerjisini yarıya indirebilirken herhangi bir “Power Plant” bölgesine atıldığı taktirde bir anda hepsini yok edebilir. Nükleer bombaların etki alanlarında piyadeler kül olurken tanklar çok az bir hasarla patlamayı atlatabiliyorlar. Açıkçası “Nuclear Bomb”umuz saldırı öncesinde kullanabileceğimiz bir “hava saldırısı” gerecinden çok üstün değil.

Flametower: Sovyetlerin insan kızartma projesinin ürünü olan bu bina yakınına gelen her üniteye bir büyücü edasıyla ateş topları fırlatıyor. Piyadeleriniz anında kızarırken Flametower’lar zırhlı araçlara ancak hafif hasar veriyor.

Pill Box ve Como Pill Box: Müttefiklerin anti-piyade binaları olan Pill Box’lar tek atışta herhangi bir piyadenin enerjisini kırmızı seviyeye indirme gücüne sahip. Çok seri ateş ettikleri için Pill Box’ın karşısına çıkan piyadeler daha karşılık veremeden yok oluyor.

Müzik Ruhun Gıdasıdır

Gelelim oyunumuzun atmosferini renklendiren, her şeyi daha heyecanlı kılan etmenlere. Bir oyunun müziği bir insan oğlunu nasıl, ne şekilde etkileyebilir ve oyun sevdalısı bir genci ne kadar değiştirebilir? Sadece müzik sayesinde oyun oynarken bir insan ne kadar gaza gelebilir?
Westwood’un bu sorulara cevabı çok ağır olmuş: “Hell March”, yani “Cehennem marşı”, “bir oyun müziği ancak bu kadar olur” dedirtiyor. Müziklerin bestecisi olan Frank Kelepcki isimli bünye daha önce “Eye of the Beholder”da yaptığı gibi yine muhteşem melodilerle aklımızı almaya hazır bekliyor. İlk oyunun müziklerinin altında da imzası olan Klepacki, besteleriyle Command & Conquer’ı bir destan havasına sokuyor. Emin olun “Hell Marsch”ın çaldığı her an, saldırganlık dürtünüz ve yok etme arzunuz beklemeksizin harekete geçecek. Elinizde bir tankınız bile olsa, düşmana doğru ilerlemeden duramayacaksınız. İşin ilginç tarafı, ne zaman ortalama sayıda bir birliğe sahip olsanız aniden çalmaya başlayan melodi yine bu “Hell March”.. Bendeniz bu durumun sırrına vakıf olamadım ama müziğin yükselişiyle birlikte içimden gelen duyguyu pekala tanımlayabiliyorum: “Saldır! Saldır! Saldır”

Tüm bu ayrıntıların yanı sıra, tanklara verdiğimiz fiyat aralığı oyun içinde kendini ciddi biçimde hissettiriyor. Piyadeler konu olunca ise her cinsten üretmek zorunda kalacağınızı bilmelisiniz.

Herşeyiyle beni cezbeden “C&C Red Alert”in genelinde en büyük eksisi ise kısır döngüden kurtulmayı başaramamış olması. Oyunun, özellikle “End Game” bölümündeki stratejisi, hala en güçlü üniteden onlarca üretip düşmanın üzerine salma yöntemini aşacak komplikeliğe sahip değil ve ilk oyunda da göze batan bu hatanın devam ettiğini gören ben bu açıdan oldukça üzüldüm.

Veiche Reporting

Command & Conquer’ın masaya yatırdığımız bu bölümünde tam anlamıyla bir dengenin hakim olduğunu söyleyebiliriz. Her iki tarafın da birbirine karşı ne tam anlamıyla bir üstünlüğü ne de birinin diğerine karşı aşırı bir zayıflığı bulunuyor. Ne var ki yapay zekada bazı sorunlar gözden kaçmıyor. Mesala bendeniz üssümü gayet güçlüce düzenledikten sonra ekonominin belini doğrultmakla uğraşırken bir anda sınırlarımda beliren düşman birimleri “Ore Truck”larıma saldırdı. Ben de karşılığında elbette hepsini yok etmekten geri durmadım. Biraz daha ileride düşman Ore Truck’larını görmemle misilleme adına onlara saldırmam da bir oldu. Ama ne yazık ki şimdi “saldırmaz olaydım” diyorum. Zira yapay zekamızın yönettiği düşman, elinde ne var ne yok üzerime saldırmaktan geri durmadı ve malumunuz, bu oyun heyecanım yapay zekanın işgüzarlığı sayesinde biraz kısa kaldı.

Yine normal şartlarda oyunumuzdaki tüm birimlerin kendilerine verilen komutları gayet düzgün bir şekilde yerine getirebiliyorken yapay zekanın ilginçliklere yol açmaktan kaçınmadığı durumlar da oluyor. Örneğin 20 kadar tankla bir köprüden geçmeye çalışırken, köprünün öteki tarafına tıklayarak tanklarınıza “İlerle!” emri verdikten hemen sonra sıra ile geçmeye çalışan tanklarınızın arkada kalan grubu sıkıntıdan veya heyecan isteğinden “şuracıktaki” düşman üssünün etrafından dolaşmaya çalışabiliyorlar.

Son Söz

Eğer “C&C 95’i sevdiyseniz Command & Conquer Red Alert kaçırmamanız gereken bir oyun. Hele ki daha önce strateji oynamadıysanız, müzikleriyle, seslendirmeleriyle ve oynanışındaki rahatlığıyla tam anlamıyla bir “hit” oyun olmaya aday “Command & Conquer Red Alert” sizi tam kalbinizden vurabilir. II. Dünya Savaşı’nın Adolf Hitler denilen adam olmaksızın nasıl bir şekil alacağın görmek, defalarca oynanmış bir senaryoya tamamen farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorsanız işte size muhteşem bir fırsat!

Oyun güncellenmiş ve Windows 8 ile çalışmaktadır. Satın almak için:

Command & Conquer The Ultimate Edition - Prigin
 


Yukarı