İçimi döküyorum

İçimi dökmek için yazıyorum.

Okul ve eğitimden başlayayım, 9. sınıftayım ve daha okula bile gidemeden 10. sınıf geldi. İnternet sıkıntısı ve taşınmamızdan dolayı canlı derslere giremedim. Sadece 1. dönemin yarısında girebildim. O da yarım yamalak. TYT ve AYT için çok zor olacak işim. Bunların bahane olmadığını biliyorum.

Şu an 1. ve 2. dünya ülkesi sınıfına giren ülkelerdeki akranlarım büyük ihtimalle ileride nasıl bir yaşantı kuracağını düşünüyorlar. Ben ise, ileride ne okuyacağım, evlensem bile mutlu olabilecek miyim, ekonomik durumum iyi olacak mı, evlensem de evlenmesem de sorumluluklarımı düzgün yerine getirebilecek miyim? tarzı şeyler düşünüyorum. Daha iyi ülkelerde yaşayan akranlarımın da bunları düşündüğüne eminim gerçi. Ama benim kadar olmadığına kesin gözüyle bakıyorum. Benim herhangi bir şeyde 10 üretim yapmak için harcadığım enerji ile muhtemelen daha iyi ülkelerde yaşayanlar 20, 30 belki 50 üretim yapacaklar. Bunları düşünmek çok yoruyor beni. Gece uyumaya çalışırken aklıma geliyor ve uykumu kaçırıyorlar. Bakıyorum daha az gelişmiş ülkelere ve halime şükrediyorum. Ama devletin bana, hatta direk tüm öğrencilere sağladığı imkan 5 ise, aslında 10 olmalı. Her şeyi devletten bekleyemeyiz o da var. Ama şu an başta olanlar ve başa geçebilecekler yapmaları gereken şeyi yaptıkları için övünüyorlar. Örnek olarak, yaşadığım şehirde bazı yerlerde kaldırımlar kötüydü. Onları düzelttiler. Bir süre orada burada bununla ilgili yazılar görmeye başladım. Tamam yaptıklarını gösteriyor olabilirler eyvallah ona. Ama bu yaptıkları ile övünen bazıları vardı. Herkesin görüşü farklıdır tabii ki. Ama bana göre, bir insan yapması gereken şeyi yapıyorsa herhangi bir teşekküre veya iltifata layık değildir. Eğer yapması gerekenden fazlasını yapıyorsa övgü ve iltifat almalıdır (çocukluklardan bahsetmiyorum tabii ki).

Şöyle bir oyun oynayayım, stresten uzaklaşayım diyorum. Ama yapamıyorum. Oyun fiyatlarını geçtim, oyunu oynayacağım cihazı almak bile aşırı pahalı. Gidip 100 TL'ye çok iyi bir sistem dizmek gibi bir hayalim yok. Olamaz zaten. Ama fiyatlara bir bakıyorum, (örnektir ve daha düşük ya da yüksek olabilir) 500 TL olması gereken şeyi 2500 TL'ye satıyorlar. Ve bu sıfır fiyatı. 2. el bazen daha pahalı oluyor. Halkımızın açgözlülüğü ve fırsatçılığı yüzünden 2. el eşya bile alınmıyor. Gidip görmediğim için bilemeyeceğim ama okuduğum kadarıyla yurt dışında insanlar 2. el eşya alıyorlar bir şey alacaklarsa. Ve bizdeki gibi sıfır ürüne yakın ya da daha fazla ücret ödemiyorlar. Çok daha az bir miktar ile alıyorlar. Hangi ürün olduğunu unuttum eskiden görmüştüm. 5 yıl mı ne kullanılmış ürünü sıfır fiyatına satmaya çalışıyorlar. Onların gözünde sadece kutusu açılmış ürünler galiba. Diyorum "Yurt dışından alayım ne alacaksam" o da mümkün değil kur yüzünden. Ya da yurt dışından getirme ücreti 100-150 TL olan ürünü 700-800 TL'ye satan yerler gördüm.

Ne devlete, ne kurumlara güvenim kaldı. Kızılay'a bile kan bağışı yapmaya korkuyorum. Yardım derneklerinin yardım dışında her şeyi yaptığını düşünüyorum desem yeridir.

Halkın cahilliğini hafife alıyormuşum ben. Düzgün Türkçe konuşamayan mı dersin, Atatürk'ün doğum yerini ve tarihini bilmeyen mi dersin, Selanik Yunanistan'da dediğinizde inanmayanlar, Osmanlı'nın ve Türkiye'nin kurucusunu bilmeyenler daha neler neler. En kötülerinden biri "Almanya bizi kıskanıyor" diyenler. Ya anlamıyorum neyimizi kıskanacaklar? 3 tane köprüyü mü, aile sistemiyle yönetilen ülkeyi mi, çöplükten farksız şehirleri mi, yolsuzlukları mı, ülkeye alınan milyonlarca göçmeni mi? Neyi kıskanacaklar? Yöneticiler farklı mı? Değil. Görmüşsünüzdür mutlaka vergi ödemeyen, kaçak sigara satan bakkala "Öyle bakma" ve "Din kardeşimiz" tarzı şeyler söylüyordu. Tamam din kardeşin ama din kardeşin diye kendi ülkenin insanından daha iyi bakmanı mı gerektiriyor? Onlar adı üzerinde "mülteci" Neden ortalama bir Türk vatandaşından daha iyi yaşıyorlar? Mülteci gibi yaşaması gerekmiyor mu onların? Biz zorunda mıyız onlar sahillerde, cafelerde, restoranlarda keyif yaparken çalışmaya? Hayır bir de onların bakım masraflarının çoğu bizim ödediğimiz vergilerden alınıyor. Vergi demişken onun hakkında da bir şeyler yazayım. Yaşlı bir dayı görmüştüm bir videoda "Sıkıştığımız zaman gaz çıkarıyoruz" diyordu Karadeniz'de gaz bulundu dendiğinde. Cidden çok haklı. Her sene yüzde bilmem kaç zam geliyor. Değişmiş midir bilmiyorum ama asgari ücret olarak dünya ortalamasının altındaydık.

Kendi hayatımdan yazarsam, bu yaşıma kadar arkadaşım olmadı neredeyse hiç. Ayrıca neden bilmiyorum ama 2. sınıftan sonra kilo almaya başladım. Doğuştan miyop bir insanım. Ben hatırlamasam bile annemin dediğine göre ilkokulda tahtayı görmediğim için okula gitmek istemiyormuşum. Onlar da okula gitmeme bahanesi ürettiğimi düşünüp doktora bile götürmediler. 5. sınıfın 15 tatilinde gitmiştik. Ve ilkokulda hocanın tahtaya yazdıklarını deftere geçirmem için sürekli tahtanın önüne gidip gelmem gerekiyordu. Bu yüzden sürekli dalga geçiyorlardı. Düşünün hem kilolusunuz hem uzağı göremiyorsunuz. Ve ilkokulda olan o pis zorbaları bilirsiniz. O gibi pisliklerle dolu bir sınıftaydım. Tahtayı yarım yamalak deftere yazabildiğim için diğerlerinden hep 1-0 gerideydim. Buna rağmen hem o zamanlar hem şimdi %80-90'ından daha iyi bir lisedeyim. Öğretmenim ise o maaş ve tatil yüzünden öğretmen olanlardandı. Bir iyiliğini hatırlamıyorum onun. Okul gezisi bile sadece 1 kere yaptık. Kardeşim ise ilkokul hayatı boyunca en az 5-6 defa gitti.

Fazla uzattım. Daha çok yazacağım şey var ama bırakıyorum.
Devran dönene kadar böyle sıkıntılar yaşayacaksınız. Kelimeler yetersiz kalıyor.
 
Ülkenin kalkınma ihtimali sadece ama sadece eğitim olur. Sen çocuğa daha 12-13 yaşındayken sınava sokup hayallerini yıkarsan çocuğu kötü liselere gönderip alkole, sigaraya başlatırsan tabii böyle olur. Sonra cinayette işler adam da öldürür. Bizi yöneten kişiler anca "yol yaptık, köprü yaptık, yok şunu açtık, yok bunu açtık" diyorlar. E bizim işimize yarıyor mu? Sen niye eğitimi modernleştirmiyorsun ki ama yok işlerine gelmez. Mülteciler Türk halkından daha kıymeti onu geçtim. Atatürkçü değilim ama Atatürk gibi inkılapçı bir lider lazım bize.
 
Ülkenin kalkınma ihtimali sadece ama sadece eğitim olur. Sen çocuğa daha 12-13 yaşındayken sınava sokup hayallerini yıkarsan çocuğu kötü liselere gönderip alkole, sigaraya başlatırsan tabii böyle olur. Sonra cinayette işler adam da öldürür. Bizi yöneten kişiler anca "yol yaptık, köprü yaptık, yok şunu açtık, yok bunu açtık" diyorlar. E bizim işimize yarıyor mu? Sen niye eğitimi modernleştirmiyorsun ki ama yok işlerine gelmez. Mülteciler Türk halkından daha kıymeti onu geçtim. Atatürkçü değilim ama Atatürk gibi inkılapçı bir lider lazım bize.

Yarın gel MEB bakanı ol.
 
Birde şöyle düşün 30’ larından gün almış biri olarak adamlar iktidar olduklarında 12 yaşındaydım. Hani diyorlar ya eski Türkiye diye evet az da olsa hatırlıyorum. Sıkıntılar her zaman olacak hayatın gerçeği ne yazık ki. Kendi gözlemim. Sosyal medya insanları daha arsız yaptı. Ya da içlerindekini daha kolay ortaya dökmelerine neden oldu. Cahillik kutsandı. Artık her şey hakkında bilgimiz oldu. Ancak tam olmayan bölük pörçük. Asla umutsuzluğa kapılma. Ne klişe yazdım. Yaşlanıyoruz. Mevcut durumda yapacağın iki şey var ya umutsuz olacaksın haliyle devamında mutsuz. Ya da küçük küçük adımlar atacaksın. Ve umutların olacak peşinden koşacaksın. İlkinde sonuç garantin var. Ama ikincisinde yolun nereye gideceğini çaban belirleyecek.
 
Son düzenleme:
Yeni nesil olarak artık iş bizde sayılır. Bu ülkeyi biz kalkındıracağız.
Sizin mesajınızı alıntılayarak yazıyorum. Ama yaşı genç tüm kardeşlerime bir iki şey söylemek istedim.

Şu anki Z kuşağından (2000 sonrası doğanlar) aşağı yukarı 6 milyon kişi oy kullanacak olası bir 2023 seçiminde. Erken seçim olursa sayı biraz daha azalsa da fark etmez. Yine çok büyük bir sayı bu. Bir önceki kuşak olan ve yaşı 30-35 civarı olan bizler (Y kuşağı diyelim) bizden de önceki kuşağa (X kuşağı diyelim) baskın gelemedik maalesef... İş size kaldı yani... Bize düşen, artık tüm gücümüzle yeni kuşağın alacağı kararlarda onun arkasında durmak. Manipüle etmeden, müdahale etmeden...

Dikkat edin, şu anki 25-40 yaş arası insanların büyük çoğunluğu başarısız olarak nitelendirilebilir. İstediklerine, hayallerine hiç ulaşamamış olanlar çoktur. Etrafınızda da görebilirsiniz. Çünkü en büyük sorun bu neslin ara ürün gibi olmasıdır. Çokça hem maddi hem de manevi anlamda anne-baba bağımlısı, tek başına ayakları yere basamamış, iş bitirici olamamış bir nesildi X kuşağı. Yaşı büyüse de kendisi büyüyemeyen, dolayısıyla büyüklerini dinlemeyi bir faydadan çok alışkanlık hatta takıntı haline getirmiş bir kuşağız biz. Bu yüzden de manipülasyona açık, karar mekanizması çabuk bozulan bireyler olarak yetişenler var bizim aramızda. Bu da aslında bizden öncekilerin hatalarını görmemize fazlasıyla engel oldu.

Ülkenin şu anki yaşlı kesimi ve özellikle 1950-80 arasında doğanlar maalesef darbeler, tuhaf algılar ile şu anki durumun kötü mimarları oldular... Onları anlamak kolay aslında. Korku... O kadar kötü zamanlardan geçmişler ki, haklılar korkmakta... Ama yanlış olan aynı korkunun bir sonraki kuşağa yani bize aktarılmasıydı... Din korkusu, siyaset korkusu, fikir beyan etme korkusu vs derken bizim nesil de birkaç parçaya bölündü. Bir kısmı kendini kurtardı, bilinçlendi. Bir kısmı kendisini kurtarsa da köşesine çekildi, bana dokunmayan bin yaşasın dedi. Diğerleri malumunuz... Hala dünya düzdür diyebilecek seviyedekiler yani...

Bu yüzden dediğiniz doğru. İş sizde. Yaşınızı bilmiyorum ama yeni nesil olarak nitelemişsiniz kendinizi. Ben 30 yaşındayım yüksek ihtimalle biraz yaş farkımız vardır. Bir ağabey tavsiyesi olarak alın naçizane. Ama bu dediklerimi de sorgulayın. Belki ben de eksik veya yanlış söylüyor olabilirim.

1) Her şeyi sorgulayın... Siyaseti sorgulayın, iktidarları sorgulayın, muhalefeti sorgulayın, dini sorgulayın, eğitimi sorgulayın, ekonomiyi sorgulayın. Sorguladıktan sonra inanıp inanmamayı seçin bir şeye. Birisi size gelip bak bu böyledir diyorsa, böyle olmayabileceğini mutlaka düşünün... Başkaları söylüyor diye değil, siz istiyorsunuz diye inanmayı-inanmamayı, yapmayı veya yapmamayı seçin.

2) Eğer bir gün işletme, iktisat vs okursanız ya da okuduysanız karşınıza SWOT analizi diye bir şey çıkacak. Belki biliyor da olabilirsiniz ama ben yine de yazayım. Strengths, Weaknesses, Opportunities, Threats. Yani Güçlü Yönler, Zayıflıklar, Fırsatlar, Tehditler... Hayatın röntgenini çeken bir analizdir bu. Sadece iktisadi veya örgütsel bir analiz değil... Kendinize uygulayın. Güçlü ve zayıf yönlerinizi bulun. Fırsatları kaçırmayın, tehditleri savuşturun. Birey olmak demek bu demektir. Kendinizi tanıyın. Bizim nesilde bunu becerebilen insan sayısı azdı. Ama sizin potansiyeliniz bizden yüksek.

3) İlk önce kendinize güvenin. Her yaptığınız işe kendinize güvenerek başlayın. Başkasına güvenilerek çıkılan yolda ya siz düşersiniz, ya da uçurumun kenarında iken siz feda edilirsiniz... O yüzden kendi ayaklarınız yere basmalı. Bu da eğitim ile olur, şüphe ederek olur. Eğitim de sadece okulda alınan dersler değildir. Çok okumak, kendinizi geliştirmek, eğitimlerin en büyüğüdür.
 
Ben de senin gibiyim. Benim asıl korkum yazılım mühendisliği kazanamamak ve gelecekte evlenirde çocuklarım olursa onları doğru eğitememek. Hayırlısı ne diyeyim. Hobi bul diyenleri salla çünkü insan hobisiyle uğraşırken bile stres yapar. Hayırlısı..
 
Uyarı! Bu konu 5 yıl önce açıldı.
Muhtemelen daha fazla tartışma gerekli değildir ki bu durumda yeni bir konu başlatmayı öneririz. Eğer yine de cevabınızın gerekli olduğunu düşünüyorsanız buna rağmen cevap verebilirsiniz.

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı