Modern gençlikte ideolojilerin reddi ve toplumsal aidiyetin sosyolojik analizi

  • Konuyu başlatan lieys
  • Başlangıç Tarihi
  • Mesaj 18
  • Görüntüleme 462

lieys

Hectopat
Katılım
6 Temmuz 2022
Mesajlar
1.662
Makaleler
1
Çözümler
1
Merhaba,

Bir not düşerek başlamak istiyorum. Bu konuyu herhangi bir fikri savunmak, bir değeri aşağılamak ya da siyasi bir tartışma başlatmak için açmıyorum. amacım, son dönemde sosyal medyada ve forumlarda sıkça karşımıza çıkmaya başlayan, kendini "dünya vatandaşı" olarak tanımlayıp toplumsal değerleri reddeden düşünce yapısını ve buna verilen toplumsal refleksleri sosyolojik açıdan masaya yatırmak, sizlerin de bu konudaki fikirlerini duymaktır. Sizden rica ediyorum okurken bunu göz önünde bulunduralım.

Geçtiğimiz günlerde oldukça tartışma yaratan uzunca bir yazıya denk geldim. Yazıyı yazan arkadaş, yuval noah harari gibi düşünürlerden referanslar vererek, Atatürkçülük, milliyetçilik, devlet, din ve genel olarak tüm "izm"lerin insan uydurması (kurgusal) hikayeler olduğunu savunuyordu. "bayrak alt tarafı bir kumaştır, sınırlar hayali çizgilerdir, ben 21. yüzyılda bu ilkel kabilecilik oyunlarına dahil olmak istemiyorum, ben sadece bireyim" minvalinde, oldukça keskin ve yer yer üstten bakan bir üslubu vardı. Haliyle bu yazıya çok sert, öfke dolu tepkiler geldi.

Olayın "haklı/haksız" kavgasından ziyade "neden" kısmına odaklanmak istedim.

Olaylara tamamen materyalist ve "teknik" bir gözle bakan, duyguları, maneviyatı, tarihsel mirası ve toplumsal hafızayı "gereksiz yük" olarak gören, kendini toplumdan soyutlamış bir zihniyet var. Bu bakış açısına göre biyolojik olarak hepimiz sadece insanız ve geri kalan her şey "masal"

Sizlere sormak istediğim, tartışmak istediğim hususlar şunlar:

Sizce bu "ben hiçbir şeye inanmıyorum, sadece bireyim" tavrı, gerçekten zincirlerini kırmış, aydınlanmış bir zihniyetin ürünü mü? Yoksa kendi kültürüne, tarihine ve toplumuna tamamen yabancılaşmış, köklerini kaybetmiş ve nihilizme (hiççiliğe) sürüklenen bir neslin bunalımı mı?

İsviçre veya Norveç'te bir kafede otururken "milliyetçilik saçmadır, sınırlar kalksın" demek kolay olabilir. Ama Türkiye gibi jeopolitik olarak "ateş çemberi" sayılabilecek bir coğrafyada, bu tür "aşırı bireyci ve pasifist" düşünceler bir lüks müdür? Yoksa hayatta kalma gerçeklerimize aykırı bir safdillik midir?

Bu tür yazılara gelen aşırı sert tepkilerin sebebi sizce sadece "kutsallara saygısızlık" mı? Yoksa toplum bilinçaltında, "eğer bu değerleri kaybedersek bizi bir arada tutan hiçbir şey kalmaz ve dağılırız" korkusuyla bir hayatta kalma refleksi mi gösteriyor?

İnsan, bir aidiyet (aile, vatan, millet, inanç) hissetmeden, sadece "bireysel haz ve mantık" üzerine kurulu bir hayatla gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa bu arkadaşların savunduğu şey, insan doğasına ve psikolojisine aykırı bir ütopya mı?

Fikirlerinizi, hakaret boyutuna varmadan, analitik bir çerçevede paylaşırsanız sevinirim. Bu "kopuş" nereye gidiyor?

Teşekkürler.

@TeamOFMind @Eldrithc @atlaas düşüncelerinizi almak isterim.
 
Son düzenleme:
Fikirlerinizi, hakaret boyutuna varmadan, analitik bir çerçevede paylaşırsanız sevinirim. Bu "kopuş" nereye gidiyor?
Konu için teşekkürler, sağlıklı bir tartışma ortamının varlığı umuduyla. İlk olarak "analitik çerçeve"nin mümkün olmadığını belirterek başlamak isterim. Keza zaman zaman benim de uyamadığımı düşündüğüm bir tabirdir. Ne demek istiyorum? Örneğin Fransız devrimini tartıştığımız bir konu olsun; konu hakkında kapsamlı bir yorum yapabilmem için öncelikle 18. Yüzyıl sonu insanının düşünce yapısını, nasıl düşündüğünü ve dünyayı nasıl gördüğünü anlamam gerekecektir. Bunun içinde o dönemde yazılmış bir çok tarihi metini ve romanı okumam gerekiyor. Bunu bir kenara bırakıyorum, dediğim gibi analitik çerçeve çoğu zaman oldukça zor

Merhaba,
Bu tür yazılara gelen aşırı sert tepkilerin sebebi sizce sadece "kutsallara saygısızlık" mı? Yoksa toplum bilinçaltında, "eğer bu değerleri kaybedersek bizi bir arada tutan hiçbir şey kalmaz ve dağılırız" korkusuyla bir hayatta kalma refleksi mi gösteriyor?
Toplumun değerlerine saygısızlık yapılıyorsa saygısızlık, yapılmıyorsa basit bir kolektif bütünlük refleksidir.

Merhaba,
Sizce bu "ben hiçbir şeye inanmıyorum, sadece bireyim" tavrı, gerçekten zincirlerini kırmış, aydınlanmış bir zihniyetin ürünü mü? Yoksa kendi kültürüne, tarihine ve toplumuna tamamen yabancılaşmış, köklerini kaybetmiş ve nihilizme (hiççiliğe) sürüklenen bir neslin bunalımı mı?
Duruma göre değişir, "zincirlerini kırmış ve aydınlanmış birey" portresini çizmek oldukça güç keza bu tabir özneldir.

Merhaba,
İsviçre veya Norveç'te bir kafede otururken "milliyetçilik saçmadır, sınırlar kalksın" demek kolay olabilir. Ama Türkiye gibi jeopolitik olarak "ateş çemberi" sayılabilecek bir coğrafyada, bu tür "aşırı bireyci ve pasifist" düşünceler bir lüks müdür? Yoksa hayatta kalma gerçeklerimize aykırı bir safdillik midir?
Burada tarihsel ve mekansal bağlama göre sormanızı takdir ederek; evet, topluma göre aşırı bireyciliktir. Fakat bahsettiğiniz ülkeler için normal bir tartışma konusudur.
Geçtiğimiz günlerde oldukça tartışma yaratan uzunca bir yazıya denk geldim. Yazıyı yazan arkadaş, yuval noah harari gibi düşünürlerden referanslar vererek, Atatürkçülük, milliyetçilik, devlet, din ve genel olarak tüm "izm"lerin insan uydurması (kurgusal) hikayeler olduğunu savunuyordu. "bayrak alt tarafı bir kumaştır, sınırlar hayali çizgilerdir, ben 21. yüzyılda bu ilkel kabilecilik oyunlarına dahil olmak istemiyorum, ben sadece bireyim" minvalinde, oldukça keskin ve yer yer üstten bakan bir üslubu vardı. Haliyle bu yazıya çok sert, öfke dolu tepkiler geldi.
İnsanları suçlamıyorum keza yazımda kelime seçimim büyük oranda hatalıydı. İnsanlar bunu bir nefret söylemi olarak algıladı. Harari'yi örnek gösterme sebebim, aklıma bu konuyu basit bir şekilde ele alan başka bir yazar gelmemesiydi. Ayrıca evrimsel antropoloji bilgisine de güveniyordum.

Yumuşatmak gibi mi? Herhalde @swxlvr adlı arkadaştan bahsediliyor.
Muhtemelen, konuyu şimdi gördüm. Pek bir önemi yok ekranımdaki bir kaç pikselden başka bir şey değil, hayatıma somut bir etkisi yok fakat yine de yazacağım. Kavanozun dışını görmeleri umuduyla.

Dünyanın her toplumunda, hemen hemen her zümresinde ve tarihi kesiminde farklı zeka ve kültür seviyelerine sahip insanlar olur; bu durum oldukça normaldir keza sistemler böyle döner, buna göre tasarlanır. Mental sağlığın için bunları göz ardı edip hayatına bakarsın. Keza 21. Yüzyıl dünyası stoacı insanlar için tasarlandı. Aksi takdirde yaşam oldukça güç olacaktır. Herhangi bir sektörde ortalamanın üstü pozisyonlara gelmiş insanlara bakarsanız ne demek istediğimi kavrayabilirsiniz.

Çoğunun basit argümantasyon, temel diyalektik, mantık ve bilgisi/eğitimi veyahut gerçek hayatta münazara deneyiminin olmadığını; ortaya atılan x argümanını ve düşüncesini genelleştirme, ad hominem mantık safsatasına vurma gibi birden fazla aksiyonlarını gözlemleyerek rahatlıkla anlayabilirsiniz. Büyük ihtimal hayatında tek bir felsefe kitabını bile baştan sona okumadıkları da eklenebilir. Saygılar.

Bahsi geçen konu
 
Son düzenleme:
@lieys Sizden beni etiketlemenizi isteyecektim, tam üstüne açtınız :=)

Evet, bahsi geçen konuyu okudum, hatta daha erken görmediğim için üzüldüm.

İsviçre veya Norveç'te bir kafede otururken "milliyetçilik saçmadır, sınırlar kalksın" demek kolay olabilir. Ama Türkiye gibi jeopolitik olarak "ateş çemberi" sayılabilecek bir coğrafyada, bu tür "aşırı bireyci ve pasifist" düşünceler bir lüks müdür? Yoksa hayatta kalma gerçeklerimize aykırı bir safdillik midir?

Daha çok 1800'lerde başlayan ve 2. Dünya Savaşı ile iyice yayılan yeni dünya düzenine uyum gösterilmemesi olabilir. Yani, yer yanlış değil, zaman yanlış. Gerçi daha önce de böyle bir dünya düzeni yoktu ama.

Sizce bu "ben hiçbir şeye inanmıyorum, sadece bireyim" tavrı, gerçekten zincirlerini kırmış, aydınlanmış bir zihniyetin ürünü mü? Yoksa kendi kültürüne, tarihine ve toplumuna tamamen yabancılaşmış, köklerini kaybetmiş ve nihilizme (hiççiliğe) sürüklenen bir neslin bunalımı mı?

Penguenin gündem olmasına bakılırsa bu doğru olabilir. Köklerini kaybetmektense, onlardan şüphelenmek olabilir. Aydınlanmış zihniyet değil, yıllar önce bilinen şeylerin yeniden keşfi veya fark edilmesi olabilir ancak.

Bu tür yazılara gelen aşırı sert tepkilerin sebebi sizce sadece "kutsallara saygısızlık" mı? Yoksa toplum bilinçaltında, "eğer bu değerleri kaybedersek bizi bir arada tutan hiçbir şey kalmaz ve dağılırız" korkusuyla bir hayatta kalma refleksi mi gösteriyor?

Bu değerlerin ortadan düzgün bir şekilde kalkması için tüm dünya dengesinin bozulması gerekir. Zor iş. Bunu bilenler bunu engellemek istiyor veya hoş karşılamıyor olabilir.

İnsan, bir aidiyet (aile, vatan, millet, inanç) hissetmeden, sadece "bireysel haz ve mantık" üzerine kurulu bir hayatla gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa bu arkadaşların savunduğu şey, insan doğasına ve psikolojisine aykırı bir ütopya mı?

Bahsettiğim en karmaşık ve değişik düzenlerde bile sosyallik şarttır. Bu artık insan dünyasının düzenini geçmiştir.
 
Konu için teşekkürler, sağlıklı bir tartışma ortamının varlığı umuduyla. İlk olarak "analitik çerçeve"nin mümkün olmadığını belirterek başlamak isterim. Keza zaman zaman benim de uyamadığımı düşündüğüm bir tabirdir. Ne demek istiyorum? Örneğin Fransız devrimini tartıştığımız bir konu olsun; konu hakkında kapsamlı bir yorum yapabilmem için öncelikle 18. Yüzyıl sonu insanının düşünce yapısını, nasıl düşündüğünü ve dünyayı nasıl gördüğünü anlamam gerekecektir. Bunun içinde o dönemde yazılmış bir çok tarihi metini ve romanı okumam gerekiyor. Bunu bir kenara bırakıyorum, dediğim gibi analitik çerçeve çoğu zaman oldukça zor

Analitik çerçevenin zor olduğuna katılıyorum, tarihi bağlamı bilmek elbette şart. Ama biz şu an 18. yüzyıl Fransa'sını değil, 2026 Türkiye'sini ve bu coğrafyanın güncel reflekslerini konuşuyoruz. Bir olayı anlamak için bazen yüzlerce yıl geriye gitmek gerekse de, bugünkü toplumsal tepkiyi ölçmek için sokağa bakmak, bugünün şartlarını okumak yeterli olabiliyor. Yani konuyu çok akademikleştirip bugünden koparmayalım.

Toplumun değerlerine saygısızlık yapılıyorsa saygısızlık, yapılmıyorsa basit bir kolektif bütünlük refleksidir.

Burada bir sebep-sonuç ilişkisi var aslında. Senin 'basit bir refleks' dediğin şey, o toplumun savunma mekanizmasıdır. Saygısızlık algısı oluştuğu anda bu refleks devreye girer. Yani
toplum için bu bir 'basitlik' değil, bir 'varoluş' meselesi. Tepkinin şiddeti de buradan geliyor.

Duruma göre değişir, "zincirlerini kırmış ve aydınlanmış birey" portresini çizmek oldukça güç keza bu tabir özneldir.

Aydınlanmış birey tanımı elbette özneldir, haklısın. Ama asıl sormak istediğim şu. Bir insan toplumun değerlerinden kopunca 'aydınlanmış' mı oluyor, yoksa sadece 'yabancılaşmış' ve yalnızlaşmış mı oluyor? Aradaki o ince çizgiyi kaçırıyor olabilir miyiz? Bence asıl tartışılması gereken yer burası.

Burada tarihsel ve mekansal bağlama göre sormanızı takdir ederek; evet, topluma göre aşırı bireyciliktir. Fakat bahsettiğiniz ülkeler için normal bir tartışma konusudur.

Kesinlikle katılıyorum, bağlam her şeydir. Norveç veya İsviçre'de sınır güvenliği, terör ya da beka sorunu olmadığı için insanların 'milliyetçilik gerekli mi?' diye tartışması çok olağan, hatta entelektüel bir hobi. Ama bizim coğrafyamızda bu konu bir 'fikir' değil, hayatta kalma meselesi. Sorun senin fikrinin 'yanlış' olması değil, yanlış coğrafyada, yanlış zamanda savunulması. Yani Türkiye şartlarında bu düşünce 'standart' değil, biraz lüks gibi kalıyor.

İnsanları suçlamıyorum keza yazımda kelime seçimim büyük oranda hatalıydı. İnsanlar bunu bir nefret söylemi olarak algıladı. Harari'yi örnek gösterme sebebim, aklıma bu konuyu basit bir şekilde ele alan başka bir yazar gelmemesiydi. Ayrıca evrimsel antropoloji bilgisine de güveniyordum.

Kelime seçiminin ve üslubunun hatalı olduğunu, maksadını aştığını kabul etmen çok değerli. Zaten insanları kızdıran şey Harari'nin fikirleri değil, o fikirlerin sunuluşundaki 'üstten bakan' tavırdı. O üslup gidince geriye fikir tartışması kalıyor ki bu sağlıklı olanı. Harari'ye gelince, teoride/kitapta yazdıkları antropolojik olarak doğru olabilir ama Türkiye pratiğinde, bu coğrafyanın sert gerçekliğinde o teoriler insanları hayatta tutan 'manevi' kadar işlevsel olamıyor maalesef.
 
Analitik çerçevenin zor olduğuna katılıyorum, tarihi bağlamı bilmek elbette şart. Ama biz şu an 18. yüzyıl Fransa'sını değil, 2026 Türkiye'sini ve bu coğrafyanın güncel reflekslerini konuşuyoruz. Bir olayı anlamak için bazen yüzlerce yıl geriye gitmek gerekse de, bugünkü toplumsal tepkiyi ölçmek için sokağa bakmak, bugünün şartlarını okumak yeterli olabiliyor. Yani konuyu çok akademikleştirip bugünden koparmayalım.



Burada bir sebep-sonuç ilişkisi var aslında. Senin 'basit bir refleks' dediğin şey, o toplumun savunma mekanizmasıdır. Saygısızlık algısı oluştuğu anda bu refleks devreye girer. Yani
toplum için bu bir 'basitlik' değil, bir 'varoluş' meselesi. Tepkinin şiddeti de buradan geliyor.



Aydınlanmış birey tanımı elbette özneldir, haklısın. Ama asıl sormak istediğim şu. Bir insan toplumun değerlerinden kopunca 'aydınlanmış' mı oluyor, yoksa sadece 'yabancılaşmış' ve yalnızlaşmış mı oluyor? Aradaki o ince çizgiyi kaçırıyor olabilir miyiz? Bence asıl tartışılması gereken yer burası.



Kesinlikle katılıyorum, bağlam her şeydir. Norveç veya İsviçre'de sınır güvenliği, terör ya da beka sorunu olmadığı için insanların 'milliyetçilik gerekli mi?' diye tartışması çok olağan, hatta entelektüel bir hobi. Ama bizim coğrafyamızda bu konu bir 'fikir' değil, hayatta kalma meselesi. Sorun senin fikrinin 'yanlış' olması değil, yanlış coğrafyada, yanlış zamanda savunulması. Yani Türkiye şartlarında bu düşünce 'standart' değil, biraz lüks gibi kalıyor.



Kelime seçiminin ve üslubunun hatalı olduğunu, maksadını aştığını kabul etmen çok değerli. Zaten insanları kızdıran şey Harari'nin fikirleri değil, o fikirlerin sunuluşundaki 'üstten bakan' tavırdı. O üslup gidince geriye fikir tartışması kalıyor ki bu sağlıklı olanı. Harari'ye gelince, teoride/kitapta yazdıkları antropolojik olarak doğru olabilir ama Türkiye pratiğinde, bu coğrafyanın sert gerçekliğinde o teoriler insanları hayatta tutan 'manevi' kadar işlevsel olamıyor maalesef.
Peki sizin düşünceleriniz neler? "Eleştiri" bağlamında üst seviye bir yazı ama sonuçta mesaj büyük oranda yapay zeka tarafından yazılmış gibi göründüğü için soruyorum. Saygılar
 
Peki sizin düşünceleriniz neler? Mesaj yapay zeka tarafından yazıldığı için soruyorum. Saygılar.

Yapay zekayı kullanmayı severim. Ama promptu giren, yani fikrin sahibi benim, o yüzden cevapların geçerliliği değişmiyor.

Benim öz fikrim, senin anlattığın o 'dünya vatandaşı' profili, tuzu kuru toplumların hobisi. Bizim gibi coğrafyalarda insanlar tutunacak dal arar. Milliyetçilik veya ideolojiler, o dalın ta kendisi. Sen dalı kesmeye çalışınca insanlar 'düşüyoruz' sanıp korkuyor ve sana kızıyor. Olayın özü bu korkuyu anlamakta yatıyor bence.
 
Yapay zekayı kullanmayı severim. Ama promptu giren, yani fikrin sahibi benim, o yüzden cevapların geçerliliği değişmiyor.

Benim öz fikrim, senin anlattığın o 'dünya vatandaşı' profili, tuzu kuru toplumların hobisi. Bizim gibi coğrafyalarda insanlar tutunacak dal arar. Milliyetçilik veya ideolojiler, o dalın ta kendisi. Sen dalı kesmeye çalışınca insanlar 'düşüyoruz' sanıp korkuyor ve sana kızıyor. Olayın özü bu korkuyu anlamakta yatıyor bence.
Katılıyorum. Aynı durum Hindistan'da da var.
 
Merhaba,

Bir not düşerek başlamak istiyorum. Bu konuyu herhangi bir fikri savunmak, bir değeri aşağılamak ya da siyasi bir tartışma başlatmak için açmıyorum. amacım, son dönemde sosyal medyada ve forumlarda sıkça karşımıza çıkmaya başlayan, kendini "dünya vatandaşı" olarak tanımlayıp toplumsal değerleri reddeden düşünce yapısını ve buna verilen toplumsal refleksleri sosyolojik açıdan masaya yatırmak, sizlerin de bu konudaki fikirlerini duymaktır. Sizden rica ediyorum okurken bunu göz önünde bulunduralım.

Geçtiğimiz günlerde oldukça tartışma yaratan uzunca bir yazıya denk geldim. Yazıyı yazan arkadaş, yuval noah harari gibi düşünürlerden referanslar vererek, Atatürkçülük, milliyetçilik, devlet, din ve genel olarak tüm "izm"lerin insan uydurması (kurgusal) hikayeler olduğunu savunuyordu. "bayrak alt tarafı bir kumaştır, sınırlar hayali çizgilerdir, ben 21. yüzyılda bu ilkel kabilecilik oyunlarına dahil olmak istemiyorum, ben sadece bireyim" minvalinde, oldukça keskin ve yer yer üstten bakan bir üslubu vardı. Haliyle bu yazıya çok sert, öfke dolu tepkiler geldi.

Olayın "haklı/haksız" kavgasından ziyade "neden" kısmına odaklanmak istedim.

Olaylara tamamen materyalist ve "teknik" bir gözle bakan, duyguları, maneviyatı, tarihsel mirası ve toplumsal hafızayı "gereksiz yük" olarak gören, kendini toplumdan soyutlamış bir zihniyet var. Bu bakış açısına göre biyolojik olarak hepimiz sadece insanız ve geri kalan her şey "masal"

Sizlere sormak istediğim, tartışmak istediğim hususlar şunlar:

Sizce bu "ben hiçbir şeye inanmıyorum, sadece bireyim" tavrı, gerçekten zincirlerini kırmış, aydınlanmış bir zihniyetin ürünü mü? Yoksa kendi kültürüne, tarihine ve toplumuna tamamen yabancılaşmış, köklerini kaybetmiş ve nihilizme (hiççiliğe) sürüklenen bir neslin bunalımı mı?

İsviçre veya Norveç'te bir kafede otururken "milliyetçilik saçmadır, sınırlar kalksın" demek kolay olabilir. Ama Türkiye gibi jeopolitik olarak "ateş çemberi" sayılabilecek bir coğrafyada, bu tür "aşırı bireyci ve pasifist" düşünceler bir lüks müdür? Yoksa hayatta kalma gerçeklerimize aykırı bir safdillik midir?

Bu tür yazılara gelen aşırı sert tepkilerin sebebi sizce sadece "kutsallara saygısızlık" mı? Yoksa toplum bilinçaltında, "eğer bu değerleri kaybedersek bizi bir arada tutan hiçbir şey kalmaz ve dağılırız" korkusuyla bir hayatta kalma refleksi mi gösteriyor?

İnsan, bir aidiyet (aile, vatan, millet, inanç) hissetmeden, sadece "bireysel haz ve mantık" üzerine kurulu bir hayatla gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa bu arkadaşların savunduğu şey, insan doğasına ve psikolojisine aykırı bir ütopya mı?

Fikirlerinizi, hakaret boyutuna varmadan, analitik bir çerçevede paylaşırsanız sevinirim. Bu "kopuş" nereye gidiyor?

Teşekkürler.

@TeamOFMind @Eldrithc @atlaas düşüncelerinizi almak isterim.

Merhaba, olayı aşırı basite indirgeyerek yazacağım. Tüm eleştirim neye biliyor musunuz? O konu açıldığı zaman tüm yazıyı okudum ve bir nebze katıldım. Çünkü millete aidiyet ve dine aidiyet tamamen insanları birleştirmek için yapılan yapay şeyler. En temelleri düşündüğümüzde bunların hiçbir önemi yok ve anlamsız. Benim takıldığım nokta bu yazıları yazan kişinin bannerında Amerika bayrağı bulunması, bu arada Amerika'ya bir düşmanlığım yok Suriye bayrağı olsa da aynısını diyecektim. Ben konusunda bundan bahsettiğimde de anında görüp kaldırması zaten bana büyük komedi geldi. Kendisi bile içinde bulunduğu çelişkinin farkında değil sanırım. Genelde bu kadar uç noktalarda konuşup uç noktalarda düşünce paylaşan kişiler karakterleri, kişiliği, davranışları, düşünceleri, kafa yapısı tam oturmamış ergenler oluyor. Basitçe 3-5 tane marjinal ordan burdan Youtube'dan/Insta'dan gördüğü kelimeleri kullanan, başkalarının düşüncelerini bire bir kopyalayıp sağda-solda kendi fikriymiş ve yüzde yüz doğruymuş gibi satan herkes kendini düşünür gibi şeyler sanıyor. Kullandığınız kelimelerin bir çoğuna hakim değilim konuyla ilgilenmediğim için, hepsini okurken internetten takıldıklarıma bakıyorum, bunları öğrenmek zor değil. Cümlede kullanmak zor değil.

Peki benim dediklerime karşı düşünceleriniz nedir?



Evet, yapay zekaya düzelttirme Prompt'u vermek güzel oluyor. En azından işimi kolaylaştırıyor. Size de öneririm.
Hayır, kesinlikle onları kullanamazsınız (!). Çünkü kendisi bolca düşünür dinlemiş, kullanılan kelimeleri ezberlemiş ve bize onların en uç noktalarındaki düşüncelerini anlatıyor, çünkü kendi fikrini edinecek olgunlukta ve yeterlilikte olduğunu sanmıyorum.
 
Benim takıldığım nokta bu yazıları yazan kişinin bannerında Amerika bayrağı bulunması, bu arada Amerika'ya bir düşmanlığım yok Suriye bayrağı olsa da aynısını diyecektim. Ben konusunda bundan bahsettiğimde de anında görüp kaldırması zaten bana büyük komedi geldi. Kendisi bile içinde bulunduğu çelişkinin farkında değil sanırım.
Evet sen yazdığında kaldırdım zaten bana da saçma geldi. Amerika bayrağı koymamın sebebi Amerika'yı sevmemden kaynaklı değil. 1773'ü temsil etmesinden kaynaklıydı şu an sadece Gadsden var.

 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı