İslam hakkındaki düşünceleriniz neler?

Orta Çağ masallarından biridir.

Dinlerin uyduruldugu donemde ne sorgulayacak kapasitede toplumlar vardı ne de iddia edilen şeyleri açıklayacak teknoloji. Gunumuz teknolojisi aracılığıyla insanlar bilgiye marus kala kala öğrenecekler, geçmişte olduğu gibi bütün dinler tarihin tozlu rafların da yerini alacak.
 
"Sakın şüphe edenlerden olma." der.
Misal bu ayeti ben de okudum. Ancak hiç sizin anladığınız şekilde anlamadım.

Şüphem varsa şüphe ettim;
ki bu sorgulamama sebep oldu, delil aramama ve ardınca da bulduğum mantıkî delille ikna olmama.

İşin özü: şüphe hali "şüphe etme" diyerek durdurulacak bir hal değildir. Ancak hedefi işaret etmek için bu.
Ki şüphesizlik, saf imandır ve bu bir Müslüman için ana hedeftir. Yani Rabbimiz burada "şüphe etme" derken zirve hedefi gösteriyor.

Arapça biliyorsan meâlsiz hüküm ver. Allah sana "Anlayasın diye kitap indirdim." diyorsa o kitabı anlamak zorundasın.
Ya Arapça öğreneceksin ya da çevirilere bakacaksın. İkisini de yapamıyorsan Allah'ın emrine uymamışsın demektir. Allah yüce varlığının anlaşılmasını, idrak edilmesini ve kendi varlığına inanılmasını isterken ve bunun üzerine güzel bir kitap indirirken sen anlamak yerine sadece inanmayı seçersin.
Bu konuda size katılıyorum.

Sadece, bazı mealler ya da ayetler diyeyim "yanlı/taraflı" çevrilmiş olabiliyor, buna karşı uyanık olmak gerek. Meali yazan her kimse, kendi fikrine göre yorum katarak çevirmiş olabiliyor yani.

Bu konuda en uç örneklerden bir ayet: Ahkâf 5.

İnternetteki malum sayfalardan kontrol ettiğimde, Elmalılı Hamdi Yazır (orjinali) ve belki şu an unuttuğum 1-2 kişi haricinde kimse doğru çevirmemişti bu ayeti.

[Çoğu tarafından söz konusu yanlış çevrilen kelimeler: "men" ve "dua". Türkçedeki karşılıkları "kimse" ve yine "dua" olmalıydı. (Veya "dua" ile anlamca aynı anlama işaret eden "çağırma, yalvarma" da kabul edilebilir.)

Ancak kontrol ederseniz göreceksiniz ki çoğu meal "dua" yerine "tapmak" demiş.
"Kimse" yerine de "şey veya put."

Konu uzamasın diye bu kadar bilgiyle geçiyorum, merak edenler bu yanlışların sonucundaki inanç kaymalarını araştırabilirler.]

Bu arada modern bilimin olmadığı yıllarda, çevrilen kimi ayetler de: "Buradaki kasıt ne olabilir ki?" diye düşenen kişinin aklında beliren fikre göre yazılmış olabilir.

Yani Kur'an-ı Kerim'in Arapçası sabit. Ama mealler? O Arapça kelimelerden kim ne anlıyorsa, işte o.

Tefsirler de benzer bu arada; her tefsir, yazarının bakış açısından izler taşır.

İşin özü: Maalesef Kur'an-ı Kerim elimizde olsa da, gerçek bilgiye net ulaşmak hâlâ uğraş ister durumda.

Not:

Neyse ki insanın aklını karıştıracak türde çokça ayet yok. Çoğunluğu bugün herkes tarafından benzer meallendirilmiş, kolay anlaşılır ifadeler.

Yani uyarayım derken çok da korkutmuş olmayayım kimseyi.
 
Son düzenleme:
@Huzurla Kal , mesajınızı genel perspektiften ele alarak söylediklerinizde haklısınız diyebilirim. Bu yüzden kimse %100 objektif olamaz, olsa bile herkes her şeyi aynı şekilde ele almaz.

Hangi fikir/inanç seçilirse seçilsin, o inanç kişiye zamanla doğru gelmeye başlıyor.

Bu kısıma katılmıyorum çünkü bir fikir/inanç zaten doğru geldiği için seçilir. Aslen seçilmeyen, toplum ve ailenin normlarından edinilen ve seçildiği sanılan fikirler yanlış olsa bile insanlara doğru gelmeye başlar.

Mesela ben, İslam'ın bazı konularında, hem lehine hem de aleyhine çıkarılabilecek yorumlarda (ikisinin arasında kalma durumunda) nötr kalmayı seçmiştim. Aciz beynime ve duygularıma seçim yapmak doğru gelmiyordu. Kimisine göre iyiye bakmak gerekir, kimisine göre kötüye bakmak gerekir. Bu konuda kimseye laf etmemek lazım çünkü belirli perpektiflerin doğru ya da yanlış gelmesi, yetiştirilme tarzından psikolojik sebeplere kadar çok fazla şeyden etkileniyor.

Bireylerin mutlaka bilmesi gereken tek bir şey var: Kim; neyi seçerse seçsin, o sadece onun inancı olacaktır ve evrensel bir nitelik taşımayacaktır.
Dünya'daki insanların buna çok uzak olduğunu görüyorum. Hristiyan, Müslüman, Yahudi vb. aileler, kendi inançlarını mutlak gerçekler olarak görerek bütün insanlara ona göre davranmaya çalışıyorlar. Ateizm, deizm ya da diğer teizm türlerini benimseyen insanlar da kendi görüşlerini mutlak gerçekler sanarak her fikre ve dine atıp tutabiliyorlar.

Kendimden örnek vereyim: Ben insan olarak acizliğimi kabul ederek, ben de dahil kimsenin net bir şekilde bilemeyeceğini düşünerek agnostisizmi benimsediğimi söylediğimde de "bilinmezlik" kelimesini görenler direkt "Sen bir şey bilmiyorsun, araştır. Boşluğa düşmüşsün." diyorlar. Buradaki "bilmiyorsun" kelimesi de "kafadan atma, umursamamak" anlamlarına geliyor ama durum öyle değil mesela... Müslüman olsaydım ve Kur'an ayetleri bu konuda katı olmasaydı bile agnostik Müslüman olurdum. Bilginin doğruluğu bile tartışmaya açıkken insanlar, "En doğru bilgiyi ben biliyorum." diyorlar.

Bu mesele, bir noktadan sonra da yormaya başlıyor.

Kimse inanç ve fikirlerini diğer insanların mantığına oturtmak zorunda değil, ta ki bir tartışmaya girene kadar.
Bu yüzden kurukuruya ateist, Müslüman vesaire olup; adamakıllı sebepler sunmadan karşı inançlara laf edenleri sevmiyorum.

Aynı zamanda, gerçek hayatta bana yöneltilen sorular hep "İnanmaman için sebep ne?" şeklindeydi. Kendimi "... en doğruyu ben bilirim demiyorum ama bence..." şeklinde düşüncelerimi aktararak ifade ediyordum. Acaba kimse "İnanmam için sebep ne?" sorunusu sormuş muydu? Bense, bu konularda tartışmak istemediğim ve yorulduğum için bu soruyu onlara sormamıştım.
 
Son düzenleme:
Bu kısıma katılmıyorum çünkü bir fikir/inanç zaten doğru geldiği için seçilir.
Bu kısmen doğru. Yani sonuç olarak: evet doğru geldiği için seçilir.

Ancak ilk etapta, zihne sadece "olasılık değerlendirmeleri" ile gelir bu.
Bu şüpheyi doğurur ve bu arada belli bir yön, herhangi bir açıdan daha cazip gelir (doğruluğundan emin olunmasa bile)

Ve bu caziplik işte, kişiyi "o bilginin doğru olduğuna inanmasına" götürür.

Yani en başta, ilk sırada doğru olduğuna inanç yok.
En başta, sadece: "bu doğru olursa, kişiye ne kazandıracağı" şeklinde bir alt caziplik var. Ve bu caziplik, kişiyi o fikre inanmak için "kişisel doğruluklar" üretmeye götürüyor.
Hani sizin de dediğiniz gibi: sadece kendisini bağlayan, evrensel doğru olmaktan uzak doğruluklara...

Aslen seçilmeyen, toplum ve ailenin normlarından edinilen ve seçildiği sanılan fikirler yanlış olsa bile insanlara doğru gelmeye başlar.
Bu kısımda ise net hemfikiriz, evet: kişide sorgulama yoksa, neyden etkilendiyse o yönde inanmaya devam eder kişi.
Ta ki kendisini rahatsız eden herhangi bir şeyle karşılaşana kadar kolay kolay sorgulama hali de gelmez.

Bu arada Agnostizm hakkında çok derin bilgim yok, sadece terim olarak anlamını biliyorum. Ve tahminen bu inançtaki herkes için tek bir geçerli sebep de yoktur. Yani ilgili herkesteki durum farklıdır.

Bu açıdan, neden bu inançtasınız veya neden İslamı seçmediniz; hem bilemem, hem de tahminen çok derinliklerde bir sebebe binaen bu.
Aklınıza ilk gelen cevabın bile ardında, daha derinde, kalbinizdeki bir soru ve ona verdiğiniz cevaba göre olmalı.

Bu tamamen size özel ve derin bir konu olmalı yani ve açıkçası - tahmin edersiniz zaten, ben de Müslümanlığı seçmenizi isteyenlerdenim ancak - böyle bir durumda bunun için yapılacak ikna çalışmalarının hiçbir etkisi olmayacağını düşünüyorum. Bu, gerçekten samimiyetle gerçeği arayan birinin, kalbinin çok derinliklerinde, "kendi başına" ulaşacağı bir farkındalık sebebiyle olabilir ancak;
veya bu olmazsa, sizin de özetle dediğiniz gibi: ikna etme çabaları ancak kalbi yorgunluk sebebi olacaktır.

Bu açıdan, benim size verebileceğim tek tavsiye: kalbinizin sesini dinleyin. En derinliklerde, hangi görüşte huzuru net bulursanız, orada kalmak üzere.

Ki bilirsiniz, bir Müslüman olarak ben Allah'ın daima kullarını gözetlediği ve onların yolculuğuna eşlik ettiği inancındayım. Ve bugün birisi Allah'a inanmasa da, ve ama samimi bir şekilde gerçeği arayıştaysa: Allah onu görüyor.

Ve herhangi birini, özellikle de samimi, sorgulayan, araştıran birini Allah görüp dururken: benim veya herhangi birinin çokça çabalamasına gerek yok.
Ki asıl çabalayacak olsak, belki inanacak olsanız bile bunun tersine iter sizi. Bu tüm insanlarda böyledir. Bu yüzden dinde zorlama yoktur, olmamalıdır.

Bu yüzden sizi herhangi bir mantığa değil, kalbinizin derinliklerindeki "huzuru bulacağınız noktaya" davet ediyorum.
Bence en nihayetinde o nokta İslam olacaktır; ama tabii bu benim evrensel olmayan zannım : ) Belki de size net huzur veren başka bir inanç olacak kim bilir...
Ve bu durumda ben de "yanılmışım" demekten öteye gidemem.
Ama yine de davetim: sadece kalbinize... O sizi, asıl doğruya götürecektir. Yeter ki onun gerçek anlamda, tam anlamıyla huzur bulduğu noktaya dikkat kesilin.
 
Son düzenleme:
İlk emri "OKU" olan bir kitap. İlme ve irfana bu kadar önem veren bir dinin buyruğunu yerine getirmeyip okumayan Müslüman olduğu söylenen topluluk kendinden sorumludur. Kusursuz bir din, fazlaca kusurlu inananlar. İslam'da bir kusur yok. Dolayısıyla şüphesiz iman ediyorum.
 
İlk emri "OKU" olan bir kitap. İlme ve irfana bu kadar önem veren bir dinin buyruğunu yerine getirmeyip okumayan Müslüman olduğu söylenen topluluk kendinden sorumludur. Kusursuz bir din, fazlaca kusurlu inananlar. İslam'da bir kusur yok. Dolayısıyla şüphesiz iman ediyorum.

Haklısınız.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Geri
Yukarı