İslam ve laiklik aynı anda desteklenebilir mi?

  • Konuyu başlatan fl3y
  • Başlangıç Tarihi
  • Mesaj 258
  • Görüntüleme 6.553
Dediklerimin nokta atışı olduğunu net bir şekilde ispatlıyorsunuz aslında. Aile; karşı iki cinsin, belirli şartlar altında, karşılıklı rızası ile kurulur. Bu aile kurumunun devamlılığı için cinsiyet gibi kavramların yoruma açık olmaması gereklidir. Nikahı "toplumsal bir adet" olarak görüşünüz de bahsettiğim gibi aslında içi boş ama süslü sözlerle savunulan zehirli ideolojinin sizdeki yansımasıdır. Toplumdaki dehşet verici ahlakî yozlaşmayı ve sosyal çürümeyi fark etmemek neredeyse imkansızdır. Bu yozlaşma ve çürüme cinsiyet, ahlak gibi temel kavramların içinin boşaltılması, belirsiz bir özgürlük anlayışından ileri gelir.

Bu bağlamda, yaptığınız zina görünüşte bir gecelik, iki kişi arasındaki ilişki olarak görünse de toplumda zamanla normalleşmesi ile eşler arasında hayati olan güvenin yokluğu, ortada kalan çocuklar, ergin olmadan yaşanan ilişkiler, nikahın gereksizliği, tatminsizlik neticesinde cinsiyet karmaşası, bu karmaşanın doğurduğu onlarca sorun ve saymadığım nicesi olarak kendini gösterecektir.

Ben zorluk içerisinde yaşamıyorlar demedim. Hasta olan birçok insan, birçok sorunla karşılaşıyor. Cinsiyetini bile oturtamamış bir bireyin sağlıklı olması beklenemez.

"Milyonlarca" uzman mı? Konuyu araştırsanız "milyon" tane makale çıkmaz. Referans, referanstır. Aksi yönde referansı da siz gösterin.


Makaleleri bırakın, bu ayetleri okuyun. Sizin için bulabildiğimi derledim. Bu ayetler ışığında anlaşamıyorsak bu iş benden çıkmıştır. Ben hidayet verici değilim.

1- Casiye Suresi, 18. Ayet:
"Sonra da seni dinden bir şeriat (bir hukuk ve hayat yolu) üzere kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin arzularına uyma."
(Arapçası: Summe cealnâke alâ şerîatin mine’l-emri...)

2- Maide Suresi, 48. Ayet:
"...Sizden her biriniz için bir şeriat (şir'aten) ve bir yol belirledik..."

3- Şura Suresi, 13. Ayet:
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye Nuh'a vasiyet ettiğini, sana vahyettiğimizi... sizin için de din (hukuk) kıldı (Şera'a)."

4- Nisa Suresi, 65. Ayet:
"Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar."

5-Hırsızlık Cezası (Maide Suresi, 38. Ayet):
"Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."

6- Zina Cezası (Nur Suresi, 2. Ayet):
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun. Allah’ın dinini uygulama hususunda onlara karşı acıma duygunuz kabarmasın..."

7- Kısas (Öldürme ve Yaralama) (Bakara Suresi, 178. Ayet):
"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı..."

8- Bakara Suresi, 282. Ayet (Müdayene/Borçlanma Ayeti):
"Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın... İki de şahit tutun..."
(Bu ayet, devletin ve toplumun ticari hayatını düzenleyen, kayıt altına almayı (bürokrasiyi) emreden, hukuki bir düzenlemedir.)

9- Nisa Suresi, 11-14. Ayetler:
Allah bu ayetlerde mirası kimin ne kadar alacağını (1/2, 1/4, 1/8, 2/3 gibi oranlarla) kuruşu kuruşuna belirlemiştir. Ve 14. ayetin sonunda şöyle der:
"Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun sınırlarını (hudûd - yasalarını) aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehenneme sokar."
(Miras paylaşımı, kişiler arası bir hukuk (muamelat) konusudur ve Kur'an bunu detaylandırarak kanunlaştırmıştır.)

10- Nisa Suresi, 105. Ayet:
"Biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!"

11- Maide Suresi, 49. Ayet:
"Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan sakın."

12- Maide Suresi, 50. Ayet:
"Yoksa onlar (İslam öncesi) Cahiliye hükmünü (yönetimini) mi istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel olan kim vardır?"
(Ayet açıkça iki seçenek sunar: Ya Allah'ın hükmü (Şeriat) ya da Cahiliye hükmü. Üçüncü bir yol yoktur.)

13- Maide Suresi, 33. Ayet:
"Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların (eşkıya/terörist) cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir..."
(Bu ayet, devletin kamu güvenliğini sağlamak için uygulaması gereken Ceza Hukuku (Ukubat) maddesidir.)

14- Meşhur "Muaz b. Cebel" Hadisi (Hukukun Kaynağı):
Peygamberimiz, Muaz’ı (r.a.) Yemen’e vali ve kadı (hakim) olarak gönderirken sorar:
— "Ne ile hükmedeceksin?"
Muaz: "Allah’ın Kitabı ile."
— "Onda bulamazsan?"
Muaz: "Resûlullah’ın sünneti ile."
— "Onda da bulamazsan?"
Muaz: "Kendi görüşümle (içtihadımla) hüküm veririm."
Peygamberimiz bundan memnun olur ve şükreder.
(Ebu Davud, Akdiye, 11; Tirmizi, Ahkam, 3)
(Bu hadis, İslam'ın ilk gününden itibaren bir yargı hiyerarşisi ve hukuk sistemi (Şeriat) olduğunu kanıtlar.)

15- Kanun Önünde Eşitlik İlkesi:
Soylulardan bir kadın hırsızlık yapınca, ceza almaması için aracı olunmak istenir. Peygamberimiz (s.a.v.) öfkelenir ve o meşhur tarihi cümleyi kurar:
"Sizden öncekilerin helak olma sebebi şuydu: İçlerinden şerefli biri hırsızlık yapınca onu cezasız bırakır, zayıf biri yapınca cezayı uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma da hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!"
(Buhari, Hudûd, 12; Müslim, Hudûd, 8)
(Bu hadis, İslam'ın şahsi bir vicdan meselesi değil, "kanun" ve "yaptırım" içeren bir devlet nizamı olduğunu gösterir.)

Kur'an sadece öğüt kitabı değil, aynı zamanda bir hukuk (Şeriat) kaynağıdır.


Evet, İslam hukukunda "Hukuki Çoğulculuk" denilen bir ilke vardır. Bu ilkeye göre İslam devletinde yaşayan gayrimüslimler (Ehli Kitap), kendi aralarındaki özel hukuk davalarında (evlenme, boşanma, miras, yeme-içme kuralları vb.) kendi şeriatlarına (kutsal kitaplarına) göre yargılanırlar. İslam şeriatı onlara zorla dayatılmaz.

1- "İncil ehli, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların (yoldan çıkanların) ta kendileridir."
(Maide Suresi, 47. Ayet)

2- "İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken, nasıl oluyor da (gelip) seni hakem yapıyorlar? ... (Halbuki onlar sana da inanmıyorlar.)"
(Maide Suresi, 43. Ayet)

3- Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine'ye hicret ettiğinde, yazılı anayasa sayılan "Medine Vesikası"nı hazırladı. Bu anayasanın maddeleri Yahudilerin kendi iç hukuklarında özgür olduğunu garanti altına aldı.

Bir grup Yahudi, zina eden bir çifti yargılaması için Peygamberimize getirdiler (kendi kitaplarındaki cezayı hafifletmek istiyorlardı). Peygamberimiz onlara "Tevrat'ta bunun hükmü nedir?" diye sordu. Onlar hükmü gizlemeye çalışınca, Abdullah b. Selam Tevrat'ı açıp okudu ve Tevrat'taki hüküm neyse o uygulandı.
(Buhari, Hudud, 24; Müslim, Hudud, 28)

Medina Vesikası'ndan örnekler:

Madde 21- Herhangi bir kimsenin bir mü’minin ölümüne sebep olduğu kat’î delillerle sabit olur da, maktulün vesilesi (yani hakkını müdafaa eden) rıza göstermezse, kısas hükümlerine tabi olur; bu halde, bütün mü’minler ona karşı olurlar. Ancak bunlara sadece (bu kaidenin) tatbiki için hareket etmek helal (doğru) olur.

Madde 23- Üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah’a ve Muhammed’e götürülecektir, selam O’na olsun.

Madde 25-a) Benû Avf Yahudleri mü’minlerle birlikte -(İbn Hişam’da bu, “maa” (yani “ile”) olarak; Ebu Ubeyd’de ise “min” (yani “den”) olarak zikredilir)- bir ümmet (camia) teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, mü’minlerin dinleri kendilerinedir. Buna, gerek mevlaları ve gerekse bizzat kendileri dahildirler.

Madde 25-b) Yalnız kim ki haksız bir fiil irtikab eder veya bir cürüm ika eder, o sadece kendine ve aile efradına zarar vermiş olacaktır.

Madde 26- Benû’n-Neccar Yahudileri de Benû Avf Yahudileri gibi aynı (haklara) sahip olacaklardır.
Kur'an'da geçen "şeriat" kelimesi, Arapça kökeniyle "ş-r-'-" kökünden gelir ve literal anlamda "su yolu, akarsu veya içme suyuna giden yol" anlamına işaret eder. Bu mecazi olarak "hayat yolu, yöntem veya takip edilecek yol" şeklinde yorumlanır – dinî bir hayat tarzı veya rehberlik yolu olarak. Klasik lügatlerde (örneğin Lisânü'l-Arab, İbn Manzûr, 13. yüzyıl) "şeriat" su kaynağına giden yolu ifade ederken, dinî bağlamda Allah'ın gösterdiği ahlakî ve manevi yolu vurgular, siyasal bir otorite veya devlet modeli dayatmasını içermez. Örneğin, Casiye Suresi 18'de ("Summe cealnâke alâ şerîatin mine’l-emri...") Peygamber'e hitap eden "şeriat üzere kıldık" ifadesi, bireysel ve topluluk düzeyinde dinî yolu takip etmeyi emreder, ama bu siyasi bir hakimiyet veya kanun zorlaması değildir. Zemahşerî'nin el-Keşşâf tefsirinde (12. yüzyıl) bu, "dinî yöntem ve yol" olarak açıklanır, devlet yönetimiyle ilişkilendirilmez.

Maide 48'de ("...Sizden her biriniz için bir şeriat (şir'aten) ve bir yol belirledik...") şeriat farklı ümmetlere farklı yollar olarak takdir edilir, ki bu çoğulculuğu gösterir – tek tip bir siyasi otorite emri değil. Taberî'nin Câmi'ul-Beyân tefsirinde (9-10. yüzyıl) bu ayet, Allah'ın çeşitli topluluklara farklı rehberlik yolları verdiğini, hayırda yarışmayı teşvik ettiğini vurgular; siyasi bir teokrasi dayatması yoktur. Benzer şekilde, Şura 13'te "şera'a" fiili dinî esasları "yol kılmak" anlamındadır; Râzî'nin Mefâtîhu'l-Gayb'ında (12. yüzyıl) bu, evrensel ahlakî rehberlik olarak yorumlanır, beşerî yönetim şekillerini serbest bırakır.

Benzer şekilde “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmek” ifadeleri de sıkça yanlış anlaşılır. Bu ayetler, hükmün kaynağının Allah olduğunu vurgular; yani değerlerin, adalet ölçüsünün ve ahlaki sınırların ilahi referansa dayanmasını ister. Ama bu, her ayrıntının vahiy tarafından kodlandığı, insan iradesine yer bırakmayan bir yönetim sistemi anlamına gelmez. Zaten Kur’an böyle bir sistem sunsaydı, istişareye (şûrâ), akla ve içtihada bu kadar vurgu yapmasının bir anlamı kalmazdı. “Onların işleri aralarında şûra iledir” ayeti, iktidarın kutsal bir temsil değil, insanlar arası sorumluluk ve denge meselesi olduğunu açıkça gösterir.

Ceza ayetleri (hırsızlık, zina, kısas gibi) genellikle “Kur’an ceza hukuku kuruyor” iddiasının temel dayanağı yapılır. Oysa bu ayetler, klasik fıkıh geleneğinde bile otomatik uygulanacak maddeler olarak görülmemiştir. İspat şartları son derece ağırdır, şüphe halinde ceza düşer, itiraf geri alınabilir. Bu yapı, ceza üretmeye değil, ahlaki caydırıcılığa yöneliktir. Eğer amaç modern anlamda bir ceza devleti kurmak olsaydı, bu kadar yüksek eşikler ve kaçış kapıları olmazdı. Bu yüzden hudud, tarihsel olarak “uygulanmak için değil, uygulanmamak için konulmuş sınırlar” olarak anlaşılmıştır.

Ticaret ve borçlanma ayetleri ya da miras hükümleri de benzer şekilde bireyler arası hukuki-etik düzenlemelerdir. Evet, Kur’an burada detay verir; ama bu detaylar bir devlet aygıtı kurmaz. Polis, savcı, mahkeme, icra sistemi, hapis rejimi çizmez. İnsanlara “adaletle davranın, hakkı gözetin, kayıt altına alın” der. Yani sorumluluğu bireyin ve toplumun vicdanına yükler. Bu, modern pozitif hukuk üretmek değildir; ahlaki bir çerçeve çizmektir.

Muaz b. Cebel hadisi de genellikle ters yönde delil olarak kullanılır. Oysa bu hadis, tam tersine, vahyin her durumu ayrıntılı biçimde düzenlemediğini ve insan aklının devrede olduğunu gösterir. “Kur’an’da bulamazsan sünnete, onda da bulamazsan içtihadına başvur” demek, hukuk üretiminin mekanik değil, insani ve bağlama duyarlı olduğunu kabul etmektir. Eğer Kur’an baştan sona eksiksiz bir hukuk kodu olsaydı, içtihada gerek kalmazdı.

Bütün bunların toplamında ortaya çıkan tablo şudur: Kur’an bir değerler manzumesi, ahlaki ve dinî bir rehberdir. Adaletin kaynağını ilahi iradeye bağlar; ama bu iradeyi temsil ettiğini iddia eden bir siyasal gücü kutsallaştırmaz. “Dinde zorlama yoktur” ilkesi de tam olarak burada anlam kazanır: Sadece iman alanında değil, din adına mutlak tahakküm kurulmasına karşı bir sınır olarak. Kur’an, Allah adına konuşan ama hesap vermeyen bir iktidar modeli kurmaz; tam tersine, iktidarı ahlakla, istişareyle ve sorumlulukla sınırlar.

  • “İslâm dininin iki temel kaynağı vardır: Akıl ve Kur’an. Kur’an akla ters değildir, çünkü ona dayanmaktadır. [...] Zira şimdi nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yapılmasına Kur’an ve İslâm’ın orijinal kültürü izin değil, özellikle emir vermektedir[...] Buna rağmen bin yüz senelik batıni, maniheist ve gnostik kültürlerin etkisi, Müslümanların aklını felce uğrattı, aklı âtıl kıldı ve sonunda akla süikast etmeyi başardı. Böylece içtihat katledildi ve içtihat yapmaya çalışanlar şahıs otoritesine, rivayet sultasına isyankâr sayılarak kâfir ilan edildi; durum böyle de devam etmektedir. İslâm memleketleri bu tekfirci kurum, dernek ve devlet kanunları altında inim inim inlemektedir. Buna karşılık Türkiye’de laikliğin yarım açık penceresinden nefes alınmaktadır” Hüseyin Atay, “Soruşturma”, İslâmiyât, c.1, S.4, 1998, s.256,260.
  • İslamiyet kendi birliği ve esaslarını yıkan irtidâd (İslamiyet’i terk) ve Rafızîlik (İslamiyet esaslarına aykırı mezhep) hareketlerine müsaade etme miş ise de bu, umumî ilim ve fikir hürriyetini hedef tutmadığı gibi, siyasi bir tehlike teşkil etmedikçe fiilen Sünniliğe aykırı mezheplerin mevcudiyetini de tanımıştır[…] dinde cebri red ve rızayı esas kabul eden İslamiyet’in cihad fikrini hâla yanlış anlayanlara bunun asla din değiştirmekle münasebeti olmadığını, [o günün mevcut koşullarının doğal bir sonucu olarak] siyasi ve ideolojik bir mana taşıdığını hatırlatmak kâfidir” Osman Turan, Türkiye’de Mânevî Buhran Din Ve Lâiklik, Boğaziçi Yay., İstanbul, 1993, s.45. Bu yaklaşım tarzı bize, N. Öktem’in, İslam’ın değil, onun yorumlanma biçimini laiklikle çatışacağını veya çatışmayacağını; bu bağlamda, teslimiyetçiliğe yaptığı güçlü vurgular nedeniyle İslam’ın Cebriyeci yorumunun laiklikle çatışacağını, bireysel tercihi esas alması nedeniyle de Mutezileci yorumunun ise laiklikle çatışmayacağını ifade ettiği yorumlarını çağrıştırmaktadır. Bak., Niyazi Öktem, “Dinler ve Laiklik”, Cogito (Laiklik Özel Sayısı), sayı 1, Yaz 1994, s.36-40; İslam ve Laiklik, s.184-186. Ahmet Arslan’ın da benzetilebilecek Sünni-Alevi yaklaşımı için karş., İslam ve Laiklik, s.23.
  • Peygamber bile -bir yaşam süresince- değişmek gereğini duyduğuna göre, İslâm’ın genel kuralları dışındaki uygulama ile ilgili kurallarının, değişen koşullara koşut olarak, öze uygun biçimde değişmesi doğal sayılmalıdır”.“ Ahmet Taner Kışlalı, “İslâm ve Laiklik”, Bülten, Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi Yay., yıl 3, S.10, Eylül 2000, s.22-23
  • “Mekke’de bir ara[...] krallık teklifini reddeden[...] Mekke’de doğrudan doğruya dünyevi iktidara bir ilgi duymayan Hz. Muhammed’in, Medine’de adeta bir devlet kurucusu gibi davranmasının, o zamanki Arabistan’ın sosyo-politik durumu ve şartları ile yakından ilişkili olduğunu önemle belirtmeliyiz. Müslüman siyaset nazariyecileri, Müslüman devletin siyasi temellerini Kur’an’ı Kerim’deki, “Hükmün Allah’a ait olduğu”nu ifade eden ayetlere[...] dayandırmak istemekte[...] Bununla birlikte derinliğine tetkikler, bu ayetlerde söz konusu olanın, siyasi bir hâkimiyet değil, kelâmî bir takdir olduğunu ve ona siyasi hâkimiyet anlamı yüklemenin zorlamadan başka bir şey olmadığını ortaya koyuyor[...] Kur’an’ı Kerim’de devlet ve yönetimle ilgili olarak en azından doğrudan açıklamalar mevcut değildir. Hz. Peygamber’in, Medine’de dini otorite ile dünyevi otoriteyi birleştiriyormuş gibi görünmesi ve bir Peygamber olmasının yanı sıra adeta bir devlet başkanı gibi görünmesi, o zamanın şartlarının bir zorlaması ve sonucundan başka bir şey gibi görünmemektedir. Mekke’de dinî bir amaçla ortaya çıkan ve Müslüman cemaatin önderi olan Hz. Peygamber, yaşadığı toplumun genel durumu ve hususiyle Medine’deki sosyo-politik durum ve şartlar karşısında, tebliğ görevinin yanı sıra, ister istemez dünyevi yükümlülükler ve düzenlemelere de yönelmiştir." Ünver Günay ve diğerleri, Laiklik, Din ve Türkiye, Adım Yay., Ankara, 1997, s.51-52,5960,66,69.
Son bir örnek olarak, Kur’an’ın hukuki ayetlerinin, indiği toplumun mevcut hukuki anlayışıyla büyük oranlı bir yakınlık47 arz etmesi verilebilir. Sosyolojik ifadesiyle hukuki ayetler, organik dayanışmaya dayanan sonraki toplumların iade edici hukukuna karşılık, mekanik dayanışmanın egemen olduğu önceki toplumların cezalandırıcı hukuku icra etmelerinin48 Kur’an’a doğal bir yansıması olarak da görülebilir. Bu nedenle, Kutsal Kitabımız Kur’an’ı Kerim’in hırsızlığa önerdiği el kesme cezası ile beşeri laik hukukumuzun önerdiği hapis cezası arasında bir çatışma görünümü olsa da, gerçekte yani öz anlamda böyle bir şey söz konusu değildir.49 Laik hukuki yapımız eğer hırsızlığa hapis cezasını değil de herhangi bir ödülü önerseydi, ancak bu durumda bir çatışmadan söz edilebilirdi. Hâlbuki mevcut beşeri ceza hukukumuz da, hırsızlığa ağır ceza önermekte, hatta ve hatta, örneğin bir devlet memuru için bu suçu yüz kızartıcı olarak nitelemekte ve görevden süresiz men cezasını50 gerekli görmektedir. Böyle ağır bir ceza ile el kesme arasındaki zahiri farklılığı, özsel farklılık olarak algılamak şüphesiz yanıltıcı olacaktır.51 Böyle bir algılama, vahyin donukluğunu iddia etmeyi veya onun zamanlar üstü niteliğini görmemeyi olabildiğince doğrudan ima etmektedir.
 
Son düzenleme:
Laiklik dinsizlik demek değildir hocam. Ayrıca devletin İslam hukukuyla yönetilip yönetilmediği yöneticileri ilgilendirir bence. Ya zaten Müslüman olan herkes de Müslüman çoğunluğa sahip devletlerde yaşamıyor. ABD'de yaşayan Müslüman gidip şeriat yok diye şeriat gelsin diye mi uğraşacak? Zaten sekülerleşen ve çoğu ülkenin laik olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Şeriatla yönetilen ülkelerin çoğu şeriatla ilgili olmayan rezalet şekillerle yönetiliyorlar. Laik bir sistemde senin inancını etkileyen bir durum yok. Dinini yaşayabiliyorsan senin için yeterlidir bu.
Laiklik, Kur'an ve Sünnet delilleriyle İslam'a zıttır. Bari konuyu okuyun, Allah aşkına. Üstte boşuna mı yazdık bu kadar? Şeriatta herkes Müslüman olmak zorundadır mı yazıyor ya da çoğunluk Müslüman olmak zorundadır mı diyor? Şeriat zaten bu özgürlükleri içerir, bireysel ve toplumsal olayları ayrı olarak değerlendirir. "Dinini yaşayabiliyorsan senin için yeterlidir bu." düzeyine indirgeyemezsiniz. Müslüman olmak için şeriatı kabul etmek zorunludur.
 
Son düzenleme:
Laiklik, İslam dini için, Kur'an ve Sünnet delilleriyle dinsizliktir. Bari konuyu okuyun, Allah aşkına. Üstte boşuna mı yazdık bu kadar? Şeriatta herkes Müslüman olmak zorundadır mı yazıyor ya da çoğunluk Müslüman olmak zorundadır mı diyor? Şeriat zaten bu özgürlükleri içerir, bireysel ve toplumsal olayları ayrı olarak değerlendirir. "Dinini yaşayabiliyorsan senin için yeterlidir bu." düzeyine indirgeyemezsiniz. Müslüman olmak için şeriatı kabul etmek zorunludur. Aksi takdirde kişi, Kur'an ve hadislerin açıklaması ile Müslüman olamaz.
Konuya dahil olduğunuzdan beri sunduğunuz hiçbir argüman maalesef İslamda sizin anladığınız manada bir şeriatı ortaya koymuyor. Çok uzatmaya gerek yok size kısaca İslam çerçevesinde cevap vereceğim.

İslamın Şartları beştir:
  1. Şehâdet etmek,
  2. namaz kılmak,
  3. zekât vermek,
  4. oruç tutmak
  5. hacca gitmektir.
İmanın şartları ise altıdır:

"Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî mine’llāhi teâlâ; ve’l-ba‘sü ba‘de’l-mevti hakk eşhedü en lâ ilâhe illâllāh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlüh"
  1. Allah'a,
  2. meleklerine,
  3. kitaplarına,
  4. peygamberlerine,
  5. âhiret gününe,
  6. kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman ettim.
Şeriat hükümleriyle yönetilen bir devlet istemek ise iman şartı veya İslam şartı değildir. Bu, fıkıh âlimlerinin tarihî yorumu ve beşerî tercihtir – Kur'an'da "şeriat devleti kurun" diye emredici bir ifade yoktur. “Şeriat” kelimesi Kur’an’da geçtiği anlamıyla bir hayat yolu, ahlaki ve dini istikamet demektir. Yani Allah’ın insana gösterdiği değerler bütünü. Senin sandığın manada bir devlet modeli değil. Buna inanmak, zaten Allah’a ve vahye inanmanın doğal sonucudur .Şûra (Şura 38), adalet (Nisâ 135), zulümden kaçınma ve vicdan özgürlüğü (Bakara 256: "Dinde zorlama yoktur") emredilir; yönetim şekli akla, zamana ve topluma bırakılır. Şeriatı "zorunlu devlet modeli" diye dayatmak, bazı radikal yorumların ürünüdür ve Kur'an'ın ruhuna (çoğulculuk, irade özgürlüğü) aykırıdır.

Özetle: Müslümanlık iman ve ibadet şartlarıyla olur. Şeriat devleti istemek iman şartı değildir; bunu şart koşup tekfir etmek ise bid'at ve aşırılıktır.
 
Konuya dahil olduğunuzdan beri sunduğunuz hiçbir argüman maalesef İslamda sizin anladığınız manada bir şeriatı ortaya koymuyor. Çok uzatmaya gerek yok size kısaca İslam çerçevesinde cevap vereceğim.

İslamın Şartları beştir:
  1. Şehâdet etmek,
  2. namaz kılmak,
  3. zekât vermek,
  4. oruç tutmak
  5. hacca gitmektir.
İmanın şartları ise altıdır:

"Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî mine’llāhi teâlâ; ve’l-ba‘sü ba‘de’l-mevti hakk eşhedü en lâ ilâhe illâllāh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlüh"
  1. Allah'a,
  2. meleklerine,
  3. kitaplarına,
  4. peygamberlerine,
  5. âhiret gününe,
  6. kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman ettim.
Şeriat hükümleriyle yönetilen bir devlet istemek ise iman şartı veya İslam şartı değildir. Bu, fıkıh âlimlerinin tarihî yorumu ve beşerî tercihtir – Kur'an'da "şeriat devleti kurun" diye emredici bir ifade yoktur. Şûra (Şura 38), adalet (Nisâ 135), zulümden kaçınma ve vicdan özgürlüğü (Bakara 256: "Dinde zorlama yoktur") emredilir; yönetim şekli akla, zamana ve topluma bırakılır. Şeriatı "zorunlu devlet modeli" diye dayatmak, bazı radikal yorumların ürünüdür ve Kur'an'ın ruhuna (çoğulculuk, irade özgürlüğü) aykırıdır.

Özetle: Müslümanlık iman ve ibadet şartlarıyla olur. Şeriat devleti istemek iman şartı değildir; bunu şart koşup tekfir etmek ise bid'at ve aşırılıktır.
Ben size son cevabımı vermiştim. İslam'ın şartı olan şehadeti doğru anlamadığınız için şartı değildir diyebiliyorsunuz. Fıkıh alimlerinin yorumu olduğunu iddia ediyorsunuz lakin ironiktir ki paylaştığınız kaynaklar ya Atatürkçü Düşünce Derneğin'den ya da mealcilerden. Keşke sağdan soldan kopyalamak yerine kendiniz yazsanız.
 
Ben size son cevabımı vermiştim. İslam'ın şartı olan şehadeti doğru anlamadığınız için şartı değildir diyebiliyorsunuz. Fıkıh alimlerinin yorumu olduğunu iddia ediyorsunuz lakin ironiktir ki paylaştığınız kaynaklar ya Atatürkçü Düşünce Derneğin'den ya da mealcilerden. Keşke sağdan soldan kopyalamak yerine kendiniz yazsanız.
Şehadet, İslam'ın kapısıdır. Şehadet demek:“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh” diyerek Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna kalben tasdik ve dil ile ikrar etmektir. Altında başka bir şey aramanız gerekmiyor. Gayet yalın, anlaşılır ve net.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi tefsirlerini, İSAM’ın akademik veritabanını, klasik eserlerin günümüz baskılarını ve Ehl-i Sünnet’in ana yolunu referans gösteriyorum. Eğer Diyanet’in yayınları veya klasik tefsirler seni “Atatürkçü” diye etiketlemeye zorluyorsa, sorun kaynaklarda değil, senin bakış açında olabilir. Benim getirdiğim kaynaklar “sağdan soldan kopyalama” değil; İslam ilminin ana damarından gelen, herkesin kabul ettiği eserlerdir. Bir metnin doğruluğu logosuna (mantık ve delile), metnine ve bağlamına bakılarak ölçülür – etiketle değil. Eğer yanlış bir ayet yorumu, hatalı bir çıkarım veya bağlam çarpıtması varsa onu göster; ben de düzeltirim veya tartışırız.

Aklın yolu birdir. Benim bu konuda izlediğim çizgi de keyfi değil; mantıklı, sistematik ve yüzlerce akademik çalışma, tefsir geleneği, kavram analizi ve tarihsel bağlam üzerine kurulu. Bu yüzden açıklamalarım, ‘şarttır, öyledir, böyledir’ gibi dayanaksız tekrarların aksine temellidir.
 
Şehadet, İslam'ın kapısıdır. Şehadet demek:“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh” diyerek Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna kalben tasdik ve dil ile ikrar etmektir. Altında başka bir şey aramanız gerekmiyor. Gayet yalın, anlaşılır ve net.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi tefsirlerini, İSAM’ın akademik veritabanını, klasik eserlerin günümüz baskılarını ve Ehl-i Sünnet’in ana yolunu referans gösteriyorum. Eğer Diyanet’in yayınları veya klasik tefsirler seni “Atatürkçü” diye etiketlemeye zorluyorsa, sorun kaynaklarda değil, senin bakış açında olabilir. Benim getirdiğim kaynaklar “sağdan soldan kopyalama” değil; İslam ilminin ana damarından gelen, herkesin kabul ettiği eserlerdir. Bir metnin doğruluğu logosuna (mantık ve delile), metnine ve bağlamına bakılarak ölçülür – etiketle değil. Eğer yanlış bir ayet yorumu, hatalı bir çıkarım veya bağlam çarpıtması varsa onu göster; ben de düzeltirim veya tartışırız.

Aklın yolu birdir. Benim bu konuda izlediğim çizgi de keyfi değil; mantıklı, sistematik ve yüzlerce akademik çalışma, tefsir geleneği, kavram analizi ve tarihsel bağlam üzerine kurulu. Bu yüzden açıklamalarım, ‘şarttır, öyledir, böyledir’ gibi dayanaksız tekrarların aksine temellidir.
"İslam ilminin ana damarından gelen, herkesin kabul ettiği eserlerdir." ciddi misiniz? Dalga mı geçiyorsunuz? Ben size kaynak olarak Kur'an ve sünneti yazdım. Bir sayfa dolusuydu neredeyse. Çeyreğine bile cevap yazamadınız "yapay zekayla". Şimdi burada bilgiçlik taslamayınız. Sizi alttan almaya çalışıyorum ama her seferinde tekrar ediyorsunuz. Ayetler ve sünnet apaçıktır. Siz yapay zekaya beni haklı çıkar derseniz haksız bile olsanız elbette haklı çıkarmaya çalışacaktır. Benim yazdığımı "Kur'an ve sahih hadislerle objektif olarak değerlendir" yazın ve hakikati öğrenin. Ne zaman da kendiniz yazarsınız bir konuyu o zaman beni etiketlerseniz. İyi sosyaller.
 
"İslam ilminin ana damarından gelen, herkesin kabul ettiği eserlerdir." ciddi misiniz? Dalga mı geçiyorsunuz? Ben size kaynak olarak Kur'an ve sünneti yazdım. Bir sayfa dolusuydu neredeyse. Çeyreğine bile cevap yazamadınız "yapay zekayla". Şimdi burada bilgiçlik taslamayınız. Sizi alttan almaya çalışıyorum ama her seferinde tekrar ediyorsunuz. Ayetler ve sünnet apaçıktır. Siz yapay zekaya beni haklı çıkar derseniz haksız bile olsanız elbette haklı çıkarmaya çalışacaktır. Benim yazdığımı "Kur'an ve sahih hadislerle objektif olarak değerlendir" yazın ve hakikati öğrenin. Ne zaman da kendiniz yazarsınız bir konuyu o zaman beni etiketlerseniz. İyi sosyaller.
Hepsini açıkladım şeriat kelimesinin anlamını ve siyasi otorite emreden hiçbir ayet olmadığını açık açık yazdım anlamıyorsanız bu da sizin sorununuz yapabileceğim bir şey yok.
 
Hepsini açıkladım şeriat kelimesinin anlamını ve siyasi otorite emreden hiçbir ayet olmadığını açık açık yazdım anlamıyorsanız bu da sizin sorununuz yapabileceğim bir şey yok.
Hiçbir şey açıkladığınız yok. Yapay zekanın kelime oyunlarını cevap zannediyorsunuz. Aklı başında her insan sizin için saatlerimi harcadığım derlemeyi okusa ne olduğunu anlar zaten. Ben size, hadis ve Kur'an'ı "sıfır tefsirle" kanıt olarak sunuyorum. Siz ise yapay zekanın bulduğu saçma sapan yorumları sunuyorsunuz. Ben hidayet verici değilim. İslam, kendi arzu veya isteklerinize uydurabileceğiniz bir din değildir. "Bana göre", "sana göre" ile Müslüman olunmaz. Kendi fikriniz varsa konu açarsınız, tartışırız. Bir sayfa dolusu yapay zeka saçmalığı ile din anlatılmaz. İyi sosyaller.
 
Hiçbir şey açıkladığınız yok. Yapay zekanın kelime oyunlarını cevap zannediyorsunuz. Aklı başında her insan sizin için saatlerimi harcadığım derlemeyi okusa ne olduğunu anlar zaten. Ben size, hadis ve Kur'an'ı "sıfır tefsirle" kanıt olarak sunuyorum. Siz ise yapay zekanın bulduğu saçma sapan yorumları sunuyorsunuz. Ben hidayet verici değilim. İslam, kendi arzu veya isteklerinize uydurabileceğiniz bir din değildir. "Bana göre", "sana göre" ile Müslüman olunmaz. Kendi fikriniz varsa konu açarsınız, tartışırız. Bir sayfa dolusu yapay zeka saçmalığı ile din anlatılmaz. İyi sosyaller.
AHAHA sen kendinle karıştırdırn herhalde yazdıklarımın hepsi araştırmalar ve çalışmalar sonucu ortaya konmuş akademik eserler. Sen ise sabahtan beri hiçbir şeyi açıklamış değilsin bir ezber tutturmuşsun onu söylüyorsun. Açıklamaların hepsi kurandan zorlama çıkarımlar. islamın şartları ve imanın şartlarında bile böyle bir koşul yokken sizin “laik biri müslüman olamaz demeniz” slogan olarak kalacak. Kendinizi avutmaya devam edin. Ayrıca yapay zekayla cevap veren sensin çok belli oluyor çünkü aynı yerde tıkılıp kaldın. Ben ise konuyu açıyorum medineden farklı eserlerden kaynaklardan örnek gösteriyorum. Herkesin dini kendine ayetini iman alanına indrgiyoruz cevabını zaten sana ancak yapay zeka verebilirdi .

Madem hüküm verici değilsin o zaman ayetleri işine geldiğin gibi zorlama yorumlarla yorumlayamazsın. Fantazi dünyandaki teokratik şeriat devletine ne sünnetlerden ne kurandan ne de tefsirlerden malzeme çıkmıyor. Üzgünüm ama ilkokul ezberlerini kenara bırakman gerekecek. İslamın şartları imanın şartları açık ve belli. “Bana göre müslüman değil” diyen sensin. Laik biri gayet de müslüman olabilir. Sen de tekfirciliğe devam edebilirsin görevin o çünkü.
 
AHAHA sen kendinle karıştırdırn herhalde yazdıklarımın hepsi araştırmalar ve çalışmalar sonucu ortaya konmuş akademik eserler. Sen ise sabahtan beri hiçbir şeyi açıklamış değilsin bir ezber tutturmuşsun onu söylüyorsun. Açıklamaların hepsi kurandan zorlama çıkarımlar. islamın şartları ve imanın şartlarında bile böyle bir koşul yokken sizin “laik biri müslüman olamaz demeniz” slogan olarak kalacak. Kendinizi avutmaya devam edin. Ayrıca yapay zekayla cevap veren sensin çok belli oluyor çünkü aynı yerde tıkılıp kaldın. Ben ise konuyu açıyorum medineden farklı eserlerden kaynaklardan örnek gösteriyorum. Herkesin dini kendine ayetini iman alanına indrgiyoruz cevabını zaten sana ancak yapay zeka verebilirdi .

Madem hüküm verici değilsin o zaman ayetleri işine geldiğin gibi zorlama yorumlarla yorumlayamazsın. Fantazi dünyandaki teokratik şeriat devletine ne sünnetlerden ne kurandan ne de tefsirlerden malzeme çıkmıyor. Üzgünüm ama ilkokul ezberlerini kenara bırakman gerekecek. İslamın şartları imanın şartları açık ve belli. “Bana göre müslüman değil” diyen sensin. Laik biri gayet de müslüman olabilir. Sen de tekfirciliğe devam edebilirsin görevin o çünkü.
Yapay zeka kaynağı kalkınca normale dönmüşsünüz ki direkt "tekfirci" yaftasına başlamışsınız. Sizi tanımak güzel. Kaynağım başta da Kur'an ve hadisti. Son mesajımda da öyle. Sıkışınca her taraftan zorlama, orasından burasından çekiştirilmiş yorumlar ekleyen ben değilim. "Yorumsuz" delillerimi sıralamama rağmen yorum eklediğimi düşünmeniz bile okumadığınızı, kopyala-yapıştır ile geçiştirdiğini kanıtlıyor. Laiklik ile İslam hep zıttı, zıt kalacak. İslam'ın ilk emrinden son emrine kadar bireyden topluma bir inşa söz konusudur. Hz. Muhammed'in devlet başkanı sıfatıyla hükümleri ve siyaseti apaçıktır. İslam'ın şartlarını kuru ezber zanneden yahut Hz. Muhammed'in uygulamalarını sadece döneme hapseden tarafın kim olduğu apaçıktır. Atatürkçü zihniyetinizi uyarlama çabanız beyhudedir.

kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman ettim.
Burayı da düzenleyin. Düzenlemeden kopyalamışsınız. Yapay zeka, Wikipedia linki eklemiş.
 
Son düzenleme:

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni mesajlar

Geri
Yukarı