İslam hakkındaki düşünceleriniz neler?

O mesajdaki ayetlerden bahsetmiyorum. "Dine eklemenin de Allah tarafından Peygamber aracılığıyla yapıldığını anlayabilesiniz." cümlenize işaret eden ayetlerden bahsettim. Koruyacağını neden teyyit etmemiş?
Teyit etmiş. Onlarca ayette Peygamberin de dinin kaynağı olduğunu belirtmiş, dinin merkezine yerleştirmiştir. Ardından ayetlerde, ihtilafa düşeceğimiz konular olacağından, bu konularda Peygamberi hakem kılmayanın iman etmemiş olacağından bahsetmiştir. Buradan anlıyoruz ki Kur'an zaten Peygamberin hakemliği üzerinde tartışma olacağına işaret etmiş ve bu anlaşmazlığa da son noktayı koymuştur.

Peygamber de bizzat kendisi ümmetim 73 fırkaya ayrılacak demiştir ve bu fırkalardan yalnızca birinin cennete gireceğinden bahsetmiştir. Bu durum Âl-i İmrân Suresi 7. Ayet'in işaret ettiğine benzer:
"Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. "

Ayetlerdeki "yalnızca" ifadelerini kafamıza göre siliyor muyuz? Ayetler birbirleriyle çelişirse bunları birbirine geçirip ortaya yeni bir formül mü çıkarmalıyız?
"Yalnızca" ifadesinin mantığını Kur'an'ın bütüncül yaklaşımını kavrayın diye belirttim. Ayetlerin çelişmesi için ayetlerin bağlamına uygun olmayan bir ifade gereklidir. Yalnızca ifadesinin elçi bağlamında çelişki doğurmadığını çünkü elçiye gerekli anlamın yine Kur'an ile sağlandığını belirttim.

Ayrıca yazdım ama mesaj gitmemiş: "Allah kimseye zulmetmez." dediğiniz cümleye ithafen kime göre ne zulüm? Zulüm için cehennem mi şart? Sürünerek yaşayan insanlar zulüm görmüyorlar mı? Bu birisine tavsiye verip sonrasında "Benim alakam yok, sen kendi başını belaya soktun." demekle aynı şey değil mi? Tanrı her zaman iyi olmak zorunda mı?
Zulüm için tek başına cehennem şart değildir. Cehennem kişinin kendisine yaptığı zulümler zincirinin son halkasıdır. Sürünerek yaşamanız size haksızlık yapıldığı manasına gelmez çünkü Allah her kişiye hakkı olanı taksim ettiğinde sizin sürünerek yaşamanız göz ardı edilmez. Tavsiye verilmesine rağmen tavsiyeye uymayanın seçimi kişiyi bağlar. İdeal yaşamı tarif etmeden ideal yaşamdan sorumlu tutmak "Benim alakam yok, sen kendi başını belaya soktun." mantığına uyardı. Kişi ideal yaşamın, gücünün yettiği kısmıyla sorumludur.

Ve soruma cevap olmamış: "Neden Kur'an'a eklenmiyor da hadislere ekleniyor?"

Buna cevap olarak "Korumamış olamaz." diyorsunuz. Bu bir cevap değil. Kur'an'da peygamberin eşlerine bile ayetler bulunurken namaz gibi önemli hususlarda hadislere başvuruyoruz.
Çünkü Peygamber dinin kaynağı olarak Allah tarafından seçiliyor. Peygamberin kaynak olduğundan söz edip bu kaynağın eklemesinin olmaması çelişki doğururdu. Peygamberin kaynak oluşu ise zatını değil Allah'ı işaret eder çünkü onun konuşması da vahiyledir.
 
Son düzenleme:
Teyit etmiş. Onlarca ayette Peygamberin de dinin kaynağı olduğunu belirtmiş, dinin merkezine yerleştirmiştir. Ardından ayetlerde, ihtilafa düşeceğimiz konular olacağından, bu konularda Peygamberi hakem kılmayanın iman etmemiş olacağından bahsetmiştir. Buradan anlıyoruz ki Kur'an zaten Peygamberin hakemliği üzerinde tartışma olacağına işaret etmiş ve bu anlaşmazlığa da son noktayı koymuştur.
Bu teyit olmuyor. O ayetler bir anlaşmazlık yaşandığında (yani peygamber yaşarken) peygamberi hakem olarak seçmeyi ve ona danışmayı emreder. İtaat kısmını artık geçtim, orada iş karışık zaten. Aynı noktaya çıkıyorsunuz: "Korumamış olamaz."

Peygamber de bizzat kendisi ümmetim 73 fırkaya ayrılacak demiştir ve bu fırkalardan yalnızca birinin cennete gireceğinden bahsetmiştir. Bu durum Âl-i İmrân Suresi 7. Ayet'in işaret ettiğine benzer:
"Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. "
Bu ayet bile tartışılabilir. Buna göre; Kur'an'da, kitabın kendisine inanmayanlara "kalpleri mühürlenmiştir" şeklinde yaftalama yapılır ve "Onlar müteşâbih ayetlerin peşine düşerler." şeklinde suçlu psikolojisi oluşturulur. Kur'an'ın (sırf bu ayete göre bile) bizden istediği şey hep olumlu ayetleri düşünmektir. Tanrı objektif ve adaletli değil midir? İnsanlar objektif olarak hem "müteşâbih" ayetleri hem de "muhkem" ayetleri ele alamazlar mı? Aldıklarında ve kafalarına "müteşâbih" ayetler takıldığında direkt "kalpleri eğri" mi oluyorlar?

"Yalnızca" ifadesinin mantığını Kur'an'ın bütüncül yaklaşımını kavrayın diye belirttim. Ayetlerin çelişmesi için ayetlerin bağlamına uygun olmayan bir ifade gereklidir. Yalnızca ifadesinin elçi bağlamında çelişki doğurmadığını çünkü elçiye gerekli anlamın yine Kur'an ile sağlandığını belirttim.
Yine sadece Kur'an'ın lehine düşünmüş oluyorsunuz. Önerme mantıklarını size aktardım. Ayetlerin bağlamına uygun olmayan ifadeden neyi bekliyorsunuz? Kur'an'da bir ayet "Kimsenin günahı kimseye yüklenmez, herkes kendi aleyhine inkâr eder." derken diğer ayetlerin birinde "Onlar, yoldan çıkardıkları kişilerin günahlarının bir kısmını yükleneceklerdir." şeklinde bir bağlam mı istiyorsunuz? Buradan da şunu mu çıkarmalıyız: "Kimse kimsenin günahını yüklenmez ama insanları dinden çıkaranlara istisna sunulmuş." Ya da Allah'ın, 1 müslümanın 10 kişiye galip geleceğini belirttiği ayetin sonrasındaki ayette "Allah sizdeki yükü bildi ve hafifletti." şeklinde girişle artık 1 müslümanın 2 kişiye galip geleceğini belirttiği gibi bir bağlam mı? Cümleler nettir. Allah'ın kullarına mı yumuşak davranması gerekiyor kulların mı Allah'ın kitabına yumuşak davranması gerekiyor?

Bütün bunlar toplandığında Kur'an'ın bizden istediklerini objektif davranarak başka bir din için kullanırsak ve o dinde de benzer çıktıları alırsak ve hatta o dine inanmaya başlarsak sonucu ne olacak? Beni ikna edecek şey tanrıdır. Yanlış bir tanrıya iman (benzer dinlere göre) cehennemi getirir. Bu yüzden her dine sürekli olumlu yaklaşmak tehlikelidir.

Çünkü Peygamber dinin kaynağı olarak Allah tarafından seçiliyor. Peygamberin kaynak olduğundan söz edip bu kaynağın eklemesinin olmaması çelişki doğururdu. Peygamberin kaynak oluşu ise zatını değil Allah'ı işaret eder çünkü onun konuşması da vahiyledir.
Peygamber kendi kafasında göre dine ekleme yapabiliyor mu?

Çünkü Peygamber dinin kaynağı olarak Allah tarafından seçiliyor. Peygamberin kaynak olduğundan söz edip bu kaynağın eklemesinin olmaması çelişki doğururdu. Peygamberin kaynak oluşu ise zatını değil Allah'ı işaret eder çünkü onun konuşması da vahiyledir.
Ayrıca yine soruma net cevap vermemişsiniz (verememişsiniz demiyorum).
Neden "Ey peygamberin eşleri..." şeklinde başlayan ayetler hadiserde kalıp bize ibadetlerin detaylarını verecek cümleler Kur'an'a geçirilmemiş? Kur'an'da emir var emri uygulamamızı sağlayacak kullanma kılavuzu yok. Kılavuzu bulmak için de hadislere gidiyoruz. Kurduğunuz cümle çok manasız.

Yukarıdaki soruya verilecek cevap "Allah bu bilgileri Kur'an'a eklememiştir (yani hadislere bırakmıştır) çünkü sebebi şudur şudur şudur..." şeklinde olur.
 
Son düzenleme:
Teyit etmiş. Onlarca ayette Peygamberin de dinin kaynağı olduğunu belirtmiş, dinin merkezine yerleştirmiştir. Ardından ayetlerde, ihtilafa düşeceğimiz konular olacağından, bu konularda Peygamberi hakem kılmayanın iman etmemiş olacağından bahsetmiştir. Buradan anlıyoruz ki Kur'an zaten Peygamberin hakemliği üzerinde tartışma olacağına işaret etmiş ve bu anlaşmazlığa da son noktayı koymuştur.

Peygamber de bizzat kendisi ümmetim 73 fırkaya ayrılacak demiştir ve bu fırkalardan yalnızca birinin cennete gireceğinden bahsetmiştir. Bu durum Âl-i İmrân Suresi 7. Ayet'in işaret ettiğine benzer:
"Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. "


"Yalnızca" ifadesinin mantığını Kur'an'ın bütüncül yaklaşımını kavrayın diye belirttim. Ayetlerin çelişmesi için ayetlerin bağlamına uygun olmayan bir ifade gereklidir. Yalnızca ifadesinin elçi bağlamında çelişki doğurmadığını çünkü elçiye gerekli anlamın yine Kur'an ile sağlandığını belirttim.


Zulüm için tek başına cehennem şart değildir. Cehennem kişinin kendisine yaptığı zulümler zincirinin son halkasıdır. Sürünerek yaşamanız size haksızlık yapıldığı manasına gelmez çünkü Allah her kişiye hakkı olanı taksim ettiğinde sizin sürünerek yaşamanız göz ardı edilmez. Tavsiye verilmesine rağmen tavsiyeye uymayanın seçimi kişiyi bağlar. İdeal yaşamı tarif etmeden ideal yaşamdan sorumlu tutmak "Benim alakam yok, sen kendi başını belaya soktun." mantığına uyardı. Kişi ideal yaşamın, gücünün yettiği kısmıyla sorumludur.


Çünkü Peygamber dinin kaynağı olarak Allah tarafından seçiliyor. Peygamberin kaynak olduğundan söz edip bu kaynağın eklemesinin olmaması çelişki doğururdu. Peygamberin kaynak oluşu ise zatını değil Allah'ı işaret eder çünkü onun konuşması da vahiyledir.

Anlamıyorsunuz sanırım, Microsoft'un CEO'su bir asistanını ile alt kata dosya yollayınca asistanın doayqyı değiştirme hakkı mı oluyor

@Loyalty571 Hocam Hinduizm İslam'dan daha eski, hangisi doğru dindir sence?

Yani, ilk insanda tevhid inancı vardır, diyecektir hocam. Erkencisiniz.
 
Bu teyit olmuyor. O ayetler bir anlaşmazlık yaşandığında (yani peygamber yaşarken) peygamberi hakem olarak seçmeyi ve ona danışmayı emreder. İtaat kısmını artık geçtim, orada iş karışık zaten. Aynı noktaya çıkıyorsunuz: "Korumamış olamaz."
Korumaması ayetle çelişir diyorum. İslam dini fıtrat dinidir. Dünün sorunlarının bugün de yaşanması kaçınılmazdır. Hakemlik yaptıklarının da bilinmesi hakemliğe imanın gereğidir. Bilmediğinize iman edemezsiniz.

Bu ayet bile tartışılabilir. Buna göre; Kur'an'da, kitabın kendisine inanmayanlara "kalpleri mühürlenmiştir" şeklinde yaftalama yapılır ve "Onlar müteşâbih ayetlerin peşine düşerler." şeklinde suçlu psikolojisi oluşturulur. Kur'an'ın (sırf bu ayete göre bile) bizden istediği şey hep olumlu ayetleri düşünmektir. Tanrı objektif ve adaletli değil midir? İnsanlar objektif olarak hem "müteşâbih" ayetleri hem de "muhkem" ayetleri ele alamazlar mı? Aldıklarında ve kafalarına "müteşâbih" ayetler takıldığında direkt "kalpleri eğri" mi oluyorlar?
Kendisine inanmayanların kalplerinin mühürlendiğini yaftalama olarak nitelemeniz bakış açınızın hatalı olmasından kaynaklanıyor. Allah kişinin kendine yaptığı zulümlerin ve boş uğraşların kalbini kararttığını yani bu mührün de kişinin kendine yaptıklarının sonucu olarak ifade eder. Kur'an yalnızca olumlu ayetleri düşünmenizi istemez. Beklenti, dengedir. Kişinin korku ile ümit arasında yaşantısını sürdürmesidir. Kişinin, hakkında Allah'ın ve Resulü'nün açıklama yapmadığı meselelere kafa yorması kişiyi bağlar. Ayette bu kişilerin peşine düştüklerinin kendilerini saptırdığından bahseder. Allah açık kapı bırakır. Açık kapının hikmeti de size verdiği akıldandır. Kötü olmadan iyilik anlamsızlaşır.

Yine sadece Kur'an'ın lehine düşünmüş oluyorsunuz. Önerme mantıklarını size aktardım. Ayetlerin bağlamına uygun olmayan ifadeden neyi bekliyorsunuz? Kur'an'da bir ayet "Kimsenin günahı kimseye yüklenmez, herkes kendi aleyhine inkâr eder." derken diğer ayetlerin birinde "Onlar, yoldan çıkardıkları kişilerin günahlarının bir kısmını yükleneceklerdir." şeklinde bir bağlam mı istiyorsunuz? Buradan da şunu mu çıkarmalıyız: "Kimse kimsenin günahını yüklenmez ama insanları dinden çıkaranlara istisna sunulmuş." Ya da Allah'ın, 1 müslümanın 10 kişiye galip geleceğini belirttiği ayetin sonrasındaki ayette "Allah sizdeki yükü bildi ve hafifletti." şeklinde girişle artık 1 müslümanın 2 kişiye galip geleceğini belirttiği gibi bir bağlam mı? Cümleler nettir. Allah'ın kullarına mı yumuşak davranması gerekiyor kulların mı Allah'ın kitabına yumuşak davranması gerekiyor?
Gerçekten aynı yerde dolanıp duruyoruz. Yahu ayetler birbirini tamamlar. Bağlamdan çıkarılmayan literal okumalar hatalıdır diyorum. Kişinin kendi günahını yüklenmesinden bahsedilip dinden çıkardığınız kimseye de atıf yapılıyorsa Allah, dinden çıkarttığınız kimseleri de sizin kendi günahınız olarak saydığı anlamına gelir. Ayetlerin bağlamına tam anlamıyla uygun ve zerre çelişki barındırmayan ayetleri sağa sola budaklandırarak çelişkili hale getirmeye çalışıyorsunuz. Siz bir kelimenin anlamını da öncelikle ayetlerde aramalısınız. Elçi deniyorsa elçinin tanımı nedir? Bunun cevabı da Kur'an'da aranır. Sizin kendi arzularınıza göre tanımladığınız elçi kavramında değil.

Bütün bunlar toplandığında Kur'an'ın bizden istediklerini objektif davranarak başka bir din için kullanırsak ve o dinde de benzer çıktıları alırsak ve hatta o dine inanmaya başlarsak sonucu ne olacak? Beni ikna edecek şey tanrıdır. Yanlış bir tanrıya iman (benzer dinlere göre) cehennemi getirir. Bu yüzden her dine sürekli olumlu yaklaşmak tehlikelidir.
Allah sizi ikna etmek zorunda değildir. Allah doğruyu ve yanlışı apaçık tarif etmiştir. Doğruyu ya da yanlışı seçmek sizin sorumluluğunuzdadır. Kur'an'ın sizden istediklerini de nefsinize uyarak çeşitli alanlarda kullanmanız sizi İslam dairesinden çıkarır. Kur'an bir bütündür. Başka bir dinin içinde Kur'an'da yazan bir iyiliği yapmanız sizi Müslüman yapmaz. Müslüman olmak bütüncüldür. Bir kısmını alıp diğer bir kısmını bırakmak dini tahriftir.

Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Bakara Suresi 85. Ayet)

Peygamber kendi kafasında göre dine ekleme yapabiliyor mu?
Kendinden düşünmeyenin kendi kafasına göre ekleme yapması düşünülebilir mi? Onun açıklaması da Allah'tandır. Vahiy sadece Kur'an değildir.

Ayrıca yine soruma net cevap vermemişsiniz (verememişsiniz demiyorum).
Neden "Ey peygamberin eşleri..." şeklinde başlayan ayetler hadiserde kalıp bize ibadetlerin detaylarını verecek cümleler Kur'an'a geçirilmemiş? Kur'an'da emir var emri uygulamamızı sağlayacak kullanma kılavuzu yok. Kılavuzu bulmak için de hadislere gidiyoruz. Kurduğunuz cümle çok manasız.
Çünkü Allah bunu istiyor. Nasıl bir mana istiyorsunuz anlamıyorum. Allah açıklayıcı, hakem, itaat makamı olarak Peygamberini seçmiş. Açıklaması istenene, açıklaması için çeşitli alanlar bırakması da elçilik görevinin parçasıdır, tutarlılıktır. Peygamberlerin eşlerinden bahsetmesi bütün konuları baştan sona anlatması gerektiği anlamına gelmez. Kur'an bir özdür. Bu özden anlamı çıkaracak olan da Hz. Muhammed'dir. Kişinin kendi aklı değil.

@Loyalty571 Hocam Hinduizm İslam'dan daha eski, hangisi doğru dindir sence?

Daha eski olması bir kriter değildir. Hak mesaj Hz. Adem'den beri ortaktır. İnsanların bu mesajı tahrif etmesi ile Allah, Peygamberleri göndermiştir. Hz. İsa da tek olan Allah'a iman edip yalnız ona sığınmıştır. O'nun mesajı tahrif edilip Hz. İsa Tanrı konumuna getirilmiş, Hz. Muhammed de son peygamber olarak hak olanı tasdik için gönderilmiştir.

Anlamıyorsunuz sanırım, Microsoft'un CEO'su bir asistanını ile alt kata dosya yollayınca asistanın doayqyı değiştirme hakkı mı oluyor
Microsoft'un CEO'su asistanıyla vahiy yoluyla konuşabiliyorsa evet, değiştime hakkı oluyor. Hz. Muhammed'in vahiy ile konuştuğunu anlamanız gerekiyor.
 
Son düzenleme:
Kendinden düşünmeyenin kendi kafasına göre ekleme yapması düşünülebilir mi? Onun açıklaması da Allah'tandır. Vahiy sadece Kur'an değildir.
Karşılaştırın
Microsoft'un CEO'su asistanıyla vahiy yoluyla konuşabiliyorsa evet, değiştime hakkı oluyor. Hz. Muhammed'in vahiy ile konuştuğunu anlamanız gerekiyor.

Daha yorum yapmıyorum.
 
İnandığım dindir. Ancak öyle hoca falan dinlemeyi sevmiyorum. Çarpıtıyorlar sürekli. Kuranın mealini okumak harammış! Yürü git oradan. Ondan sonra millet Kuran'ı anlamadan dine nefret besliyor. Cübbelinin meşhur Sidiki Şerif mizahı mesela. İdrarını içmiş cennete gireceği kesinleşmiş. Oysa aynı peygamber değil midir kızına babası Peygamber diye rahat olmamasını söyleyip, kendi sonunu bile bilmediğini söyleyen…

Öyle hacı hoca katmadan, Kur'ana göre inanmak gerekli.
 
Bir kere inandıktan sonra asla şüphe etmene izin vermez. Bu ayetlerle sabittir. Ee, Türkiye'deki çocukların çok büyük bir kısmının daha Allah'ın ne olduğunu öğrenmeden Müslüman olarak yetiştirilmesi durumunda sorgulama sıkıntıya düşer. Bu insanlar da sorgulamaktan korkar.
Merhabalar,

Burada bazı şeyler kısmen karışmış. Türkiye'deki çocukların Müslüman olarak yetiştirilmiş olmaları, onların ergenlik sonrası "bir birey olarak kendilerinin isteyerek İslamı tercih etmeleri gerektiği" gerçeğini değiştirmiyor.
Ki dinde zorlama yoktur, ergenlik sonrası akıl baliğ olan çocuklar, kendileri isteyerek ve severek seçerseler "inanmış" olurlar.

Ki bilirsiniz, Müslüman olmanın şartlarından en temeli akıl baliğ olmak. Bu da en az ergenliğe girmekle mümkün. (Tabii aileler bu fırsatı veriyor mu? Hayır. Ve bu İslam'ın suçu değil, ailelerin cahilliğinin sonucu.)

Bu arada geçmişteki İslami toplumların diğer dinlerle bir arada ve karışık olmadığını düşünürsek, onların çocukları - başka inançlarla tanışmadığı için - İslamı devamen ve olağan olarak seçmiştir.

Ancak günümüzde, TV ve bilhassa internet sayesinde, çeşit çeşit inanç gençlerin önünde.
Ve gençler haliyle düşünüyor:
"Kim haklı?"

Ve bunca seçenek içinde kalmak doğrusu onları çok bocalattırıyor görünüyor. Bilhassa derin felsefi bilgi/farkındalık gerektirenler çok zorlayıcı.

Her halükârda, benim gibi 44 yaşında birinin bile algılamakta zorlanacağı birçok konuyla 12-15 yaşlarında karşılaşmak ve taraf seçmek çok zor.
Ve bilhassa, Müslüman ailede doğanların üzerindeki baskı, onları daha çok duygusal olarak zorluyor diye gözlemliyorum.
Ki bu baskıdan, artı toplumdaki çeşitli İslami grupların yanlış hallerinden ötürü İslam'dan nefret edip, kendilerini hiç düşünmeden öteki taraflara atabiliyorlar. Kimisi Ateist, kimisi Deist; kimisi adını bile bilmediğim, hatırlamadığım türlerden.

Ve en korkuncu:

Hangi fikir/inanç seçilirse seçilsin, o inanç kişiye zamanla doğru gelmeye başlıyor.

Bu süreçte, insanların seçtikleri inançları anlamlandırma eğilimi var gibi görünüyor; psikolojik olarak benimsenen inanç daha "doğru"ymuş gibi algılanabiliyor.
"Kavrama zekâları eşit" diyeceğimiz birçok insanın: kiminin A inancı, kiminin B inancı, kiminin C inancına bağlanmasının başka açıklaması yok.

Yani bu iş, bu yönelimler saf zekâ ile ortaya çıkmıyor.
Temelde çok daha duygusal bir yönelim söz konusu; bakış açısına göre kalbin/vicdanın huzur bulduğu yer doğru kabul ediliyor.
Ta ki orada kişiyi rahatsız eden çok ciddi bir şey çıkana kadar.
Veya terk edilen görüşte, daha önce gözden kaçırılmış bir anlam, bir değer fark edilene kadar.

Bu arada ben Müslümanım. Ve, misal Ateist veya Deistlerin rahatsız olarak buğz ettiği ayetleri ben de gördüm. Ama ben o ayetlerden rahatsız olmadım. Çünkü, onları rahatsız eden bakış açıları ile bakmadım onlara.
Benim bakış açımı yönlendiren mantık üzere o ayetler ve genel olarak İslam bana rahatsızlık vermiyor.

Ve tekraren: zekâ olarak bu kişiler eksik değil, tam tersine sıklıkla çok zeki kişiler.
Ancak dediğim gibi:
Bakış açıları, okuduğu şeyleri duygusal işlemeleri bambaşka bir yerden.

Ve bu işte onları soğutuyor.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı