The Witcher 2 – Assassins of Kings İncelemesi:
İlk oyunun o kendine has, biraz "kaba saba" ama ruh dolu yapısından sonra, CD Projekt Red’in bir devrime imza attığı o noktadayız. The Witcher 2: Assassins of Kings. Sadece bir devam oyunu değildi bu oyun. Bugün bile türün en iddialı örneklerinden biri sayılmasının arkasında, tavizsiz yapısı ve oyuncunun zekasına duyduğu saygı yatıyor.Bugün bunu inceleyeceğiz hocalarım.
Oynanış Kısmı
Witcher 2’nin dövüş sistemi için "zor" demek yetersiz kalır; bu sistem resmen disiplin istiyor. Geralt burada bir süper kahraman değil; her ne kadar mutasyona uğramış olsa da, sırtına yediği iki kılıç darbesiyle yere serilebilen bir ölümlü. Oyun, modern aksiyon oyunlarının aksine sizi şımartmıyor. Kalabalık bir haydut grubunun içine palas pandıras dalarsanız, kendinizi daha ne olduğunu anlamadan yükleme ekranında bulursunuz.Burada hayatta kalmak bir sanat. Quen işaretiyle kalkan kurmak, düşmanların arkasına geçmek için sürekli yuvarlanmak (roll) ve Aard ile alan açmak temel refleksleriniz olmalı. Ancak oyunun asıl kalbi, kılıç çekilmeden önceki o sessiz anlarda, yani meditasyonda atıyor. Çatışma sırasında iksir içememek, oyuncuyu "Geleceği görmeye" zorluyor. "Bu ormanda neyle karşılaşacağım? Hangi yağı sürmeliyim? Kaç tane bomba hazırlamalıyım?" gibi sorular, sizi sıradan bir oyuncudan gerçek bir Witcher’a dönüştüren yegane unsurlar. Yetenek ağaçlarındaki (Kılıç, İşaret, Simya) keskin ayrım ise, oyunu bitirdiğinizde "Bir de simyacı olarak mı denesem?" dedirtecek kadar derin.
Hikâye: Politik Satrancın Kanlı Kareleri
Witcher 2, ilk başta kişisel bir intikam hikâyesi gibi başlasa da, çok geçmeden sizi kıtanın kaderini belirleyen -oyunun adında da geçtiği gibi- devasa bir politik entrikanın tam ortasına bırakıyor. Bir takım olaylar oluyor ve siz tüm bu karmaşanın ortasında hem gerçeği öğrenmeye hem de hayatta kalmaya çalışıyorsunuz.Blurlu kısımlar bazı oyuncular için spoiler içerebilir diye blurladım, bilginize.
Oyunun en büyük başarısı ve bugün bile ders olarak okutulması gereken yönü, ikinci bölümdeki o devasa kırılma noktasıdır. Iorveth mi yoksa Roche mu? Bu seçim, sadece bir diyalog ya da bir ara sahne değiştirmiyor; oyunun yaklaşık %40’ını, yani koca bir bölümü tamamen farklı bir haritada, farklı karakterlerle ve farklı bir bakış açısıyla oynamanıza neden oluyor. Bu, oyun dünyasında eşine az rastlanan bir cesaret örneği. Seçimlerinizin ağırlığı "iyi" veya "kötü" üzerinden değil, "seçtiğin tarafın bedelleri" üzerinden hissettiriliyor. Gri alanların bu kadar iyi işlendiği çok az anlatı var.
Atmosfer ve Dünya Tasarımı
Açık dünya çılgınlığının dünyayı bazen "boş ve anlamsız" kıldığı günümüzde, Witcher 2’nin bölge bazlı tasarımı ilaç gibi geliyor diyebilirim. Her bölge (Flotsam’ın tekinsiz ormanları, askeri kampların çamuru, Loc Muinne’in antik görkemi) kendine ait bir ekosisteme sahip. Haritalar devasa değil ama inanılmaz derecede yoğun.
Her köşede bir detay, her NPC’nin yüzünde o dünyanın getirdiği yorgunluk var. Savaşın kapıda olduğunu sadece kralların konuşmalarından değil; köylerdeki huzursuzluktan, askeri kamplardaki propaganda afişlerinden ve insanların size olan nefret dolu bakışlarından anlıyorsunuz. Görsel sunum, REDengine’in gücüyle birleşince ortaya çıkan o dokulu ve kirli dünya, fantezi türünün en gerçekçi tasvirlerinden biri olmayı sürdürüyor.
Müzikler ve Ses Tasarımı
Müzik kullanımı, ilk oyunun o mistik-folklorik yapısından biraz daha dramatik ve tehditkâr bir orkestral yapıya evrilmiş. Savaş anlarında yükselen o kaotik ritimler adrenalinizi körüklerken, politik tartışmalarda arkaplanda çalan yaylılar durumun ciddiyetini iliklerinize kadar hissettiriyor. Seslendirme kadrosunun başarısı ise her karaktere ayrı bir derinlik katıyor; hele ki her bir ses, o karakterin geçmişindeki yorgunluğu veya hırsı yansıtacak kadar özenle seçilmiş.Yalan olmasın müziklerin isimlerini hatırlamıyorum bulmayı da uğraşmak istemiyorum açıkçası.
İlgilenen hocalarım için playlist'ini bırakıyorum.
Oyunun Teknik Yapısı
2011 yılında piyasaya çıktığında bilgisayarları dize getiren -hem iyi hem kötü anlamdaGenel Değerlendirme
The Witcher 2: Assassins of Kings, RPG türüne "olgunluk" getiren bir yapım. Sabırlı olmayı bilen, hikâyeyi sadece okumayıp bizzat şekillendirmek isteyen ve zorlandığında pes etmek yerine strateji geliştiren oyuncular için bir başyapıt. Teknik hantallıkları ve ilk sahnelerdeki dik zorluk eğrisi, aşılması gereken bir sınav gibi; ancak bu sınavı verdiğinizde, modern oyun dünyasında nadiren karşılaşacağınız kadar derin ve tatmin edici bir serüvenin kapıları açılıyor.Son olarak, bu yazıyı okuyup zaman ayırdığınız için teşekkür ederim hocalarım.
Eğer merak edip de oynamak isteyen hocalarım varsa umarım bu inceleme onlara da yardımcı olmuştur.
Keyifli oyunlar dilerim.