Havacılık Tarihinin En Korkunç Kazası: Tenerife Faciası

xApollon

Centipat
Katılım
15 Nisan 2020
Mesajlar
705
Makaleler
4
Çözümler
2
Adeta film gibi olan havacılık tarihinin en korkunç kazası olan bu facia, 27 Mart 1977'de gerçekleşti. Sisli bir Pazar günü Tenerife Adası’nın en büyük şehri Santa Cruz de Tenerife’de yaşanan kaza, arkasında yüzlerce cansız beden, binlerce yaşlı göz, iki dev Boeing 747 enkazı ve tüm dünyaya büyük bir ders bıraktı.

O gün Gran Canaria Uluslararası Havalimanı terminalinde, terörist bir grup tarafından saksıya yerleştirilen bir bomba patlamış ve bu patlamada bir kişi yaralanmıştı. İkinci bomba ihbarını alan yetkililer alanı hava trafiğine kapatmış ve tüm uçakları komşu ada Tenerife’de bulunan Los Rodeos Havalimanı’na yönlendirmişlerdi. Havalimanı günün Pazar olması ile zaten yeterince yoğun iken yönlendirilen trafiğin etkisiyle iyice karışacaktı.

Los Rodeos’taki hava trafik kontrolörlerinin işi her geçen dakika daha karmaşık bir hal alıyordu. Yoğunluk nedeniyle uçakların park etmeleri için yer bulmak gittikçe zorlaşıyordu. Hava trafiğine kapanan Gran Canaria’dan buraya yönlendirilen Pan Am ve KLM’nin dev Boeing 747’leri de alana inmiş ve park halinde bekliyorlardı.

KLM'nin kaptan pilotu Van Zanten, kaybettikleri süreyi değerlendirmek için yakıt almaya karar verdi. Ancak bunun hayatının hatası olduğunu çok geçmeden anlayacaktı. Pan Am uçağı KLM’nin arkasındaydı ve KLM uçağı yakıt ikmali yaptığı için de arkasında beklemeye devam etmek zorundaydı.

İçinde bir an önce hedefledikleri yer olan Gran Canaria’ya varmak için sabırsızlanan yüzlerce yolcu olan onlarca uçak kalkış için sıra bekliyordu. Ama içlerinde en aceleci olan KLM’nin kaptanı Van Zanten’di. Çünkü KLM, o yıllarda uçuş saati limitlerini aşan pilotlarla ilgili ciddi yaptırımlar uyguluyordu. Van Zanten ve ekibinin Gran Canaria’ya varmadan limitlerini doldurmaları demek, tüm yolcuların, yeni uçuş ekibi gelene kadar otele yerleştirilmesi demekti. Sicilinde böyle bir olay görmek istemeyen Van Zanten olabildiğince çabuk havalanmak istiyordu.

Yakıt ikmali sonrası Pan Am ve yolcuları tekrar uçağa alan KLM, kuleden aldıkları talimatla havalimanının sahip olduğu tek pistte önlü arkalı ilerlemeye başladılar. Kuleden gelen talimatlara göre önde olan KLM, pist başına gelip 180 derecelik bir dönüş yapacak ve kalkış konumuna geçecekti. Bu sırada arkasındaki Pan Am uçağı da C3 taksi yolunu kullanarak pisti terk edecekti. Ancak C3 olarak adlandırılan taksi yolu bir Boeing 747’nin dönebileceğinden çok daha dar bir açıya sahipti. Bu nedenle Pan Am bir sonraki taksi yolu olan C4’e yöneldi.

s-2a1a337f1ba0795e4083b13980f34ea1cf0e6bd4.jpg


Bu sırada her iki uçak da kule ile iletişim problemleri yaşıyordu.
Üstelik sık sık bulutların arasında kaybolan bu havalimanında yer radarı yoktu ve hava trafik kontrolörlerinin pisti görmesine engel olacak yoğunlukta bir sis vardı. Kalkış pozisyonunu alan KLM’nin kaptanı Van Zanten iyice sabırsızlanmaya başlamıştı ki motorlara kalkış için güç vermeye başladı.

İkinci pilot kalkış izni almadıkları konusunda Van Zanten’i uyarmış ve o da motorlara giden gücü kesip uçağı durdurup ikinci pilota kalkış için izin istemesini söylemişti. Kule, izin isteyen KLM uçağına kalkış sonrası rotası ile ilgili talimat verdiği sırada karakutu kayıtlarında tekrar motorların sesi duyuluyor. Yani bu, Van Zanten'in izni beklemeden motorlara güç vermeye başladığı anlamına geliyor. Tecrübeli pilotun bu aceleci tavrının altında, giderek yoğunlaşan sis yüzünden havalimanının uçuşlara kapatılması stresini yaşadığı düşünülüyor.


Kalkış sonrası talimatlar bittikten sonra kuleden beklemelerine yönelik talimat geldi.
Ancak bu sırada KLM kalkış için pistte hızlanmaya başlamıştı bile. Kule’den gelen bu talimat karakutu kayıtlarında tam olarak şöyle geçiyordu: “Ok… Stand by for take-off, I will call you./Tamam, kalkış için bekleyin. Size haber vereceğim.”

Ne yazık ki bu talimatın sadece "Ok" kısmı duyuluyordu.

Bu konuşmaların hemen ardından Pan Am uçağı hala pistte olduğunu bildirse de, bu ses de KLM uçağının kokpitinde cızırtılardan ibaretti. Durumdan şüphelenen KLM’nin uçuş mühendisi ve ikinci pilot, Kaptan Pilot Van Zanten’i pistte olması muhtemel Pan Am uçağı konusunda uyarsalar da Zanten kendinden emindi ve pistte hızlanmaya devam ediyordu.

s-58e9a728e2da250a06662a051f4b95f6b3be09ed.jpg

KLM uçağı kalkış için pistte hızlanmaya başladığında görüş mesafesi 300 metreye kadar düşmüştü. Oysa kurallar kalkış için en az 700 metre görüş mesafesi olması gerektiğini söylüyordu. İletişim sorunlarının yanına yoğun sis de eklenince felaket kaçınılmaz oldu.

Sis nedeniyle birbirini çok kısa mesafe kala farkeden iki uçakta panik hakimdi.

Pistteki Pan Am uçağını gören KLM’nin kaptan pilotu Van Zanten can havli ile uçağı yükseltmeye ve tam karşısındaki Pan Am uçağının üzerinden geçirmeye çalıştı. Bu sırada Pan Am uçağının kaptan pilotu motorlara tam güç vererek pistten uzaklaşmaya çalışıyordu. KLM uçağının kalkıştan hemen önce depolarını Amsterdam’a geri dönecek kadar yakıt ile doldurması, Pan Am uçağının üstünden geçecek kadar havalanmasına engel oldu ve KLM uçağı yaklaşık 260 km/s hızla Pan Am uçağına çarptı.

Çarpışma esnasında Pan Am uçağı burnunu C4 taksi yoluna doğru çevirmişti. Yani çarpışma tam olarak kafa kafaya değildi. KLM uçağı, Pan Am uçağına sağ tarafından çarpmıştı.

Pan Am uçağının üst kısmına çarpan KLM uçağının sağ uçtaki motoru, Pan Am kokpitinin hemen arka tarafını parçaladı. Pan Am uçağının üstünden geçmek için havalanmaya çalışan KLM uçağı çarpışma anından sonra bir miktar daha yükseldi ve yaklaşık 150 metreye çıktıktan sonra yere çakıldı. Yere düştükten sonrada yaklaşık 300 metre pistte sürüklenmeye devam etti.

Pan Am uçağında hayatta kalanlar uçağı sağ kanadın üzerinden yürüyerek terk etmeye çalıştı. Çarpışmadan hemen önce motorlara tam güç verildiği için motorlar hala tam gücüyle çalışıyordu. İkinci pilot motorları kapatmak istedi fakat çarpışmanın şiddeti ile uçaktaki tüm sistem hasar görmüştü ve motorları kapatmak olanaksızdı.

Pan Am uçağının tüm gücüyle çalışan motorları kısa bir süre sonra parçalanmaya başladı. Motorlardan fırlayan parçalar hayli yüksek hızlara ulaşıyordu. O parçalardan biri uçaktan kaçmaya çalışan bir kabin memurunun da canına mal oldu.

KLM uçağı tam 248 kişiye mezar olmuştu. O gün, güzel vakit geçirmek umuduyla Amsterdam’dan uçağa binip Kanarya Adaları’na ulaşmayı planlayan herkes bir cehennemin ortasına düştü ve tarihin en büyük uçak kazasında hayatı kaybetti. Tabii Robina van Lanschot’u saymazsak. O gün Amsterdam’dan KLM uçağına bindiği halde hayatta kalan tek kişi oydu, nitekim 235 yolcusu ve 14 mürettebatıyla Amsterdam’dan havalanan KLM uçağında 249 değil 248 kişi hayatını kaybetmişti.

Robina van Lanschot, uçak planlanmayan bir şekilde Santa Cruz de Tenerife’ye indikten sonra bu adada yaşayan erkek arkadaşının yanına gitmek için hemen orada uçaktan ayrıldı ve tekrar binmedi. Böylece hiç kimsenin canlı olarak kurtulamadığı KLM uçağında yolcu listesinde ismi bulunduğu halde hayatta olan tek isim o oldu.

Pan Am uçağında ise kayıp daha büyüktü.

380’i yolcu 16’sı mürettebat olmak üzere 396 kişiyle Los Rodeos’tan havalanmayı planlayan uçakta 335 kişi hayatını kaybetmişti. Pan Am uçağında hayatını kaybedenler arasında, uçakta kabin memuru olarak bulunan ve Tenerife faciasında hayatını kaybeden tek Türk olan 1946 doğumlu Aysel Sarp Buck’ta bulunuyordu.

61 kişinin hayatta kaldığı Pan Am uçağında pilotlar ve uçuş mühendisi de hayatta kalanlar arasındaydı. Bu özelliğiyle Tenerife faciası yolcuların büyük çoğunluğu hayatını kaybettiği halde pilotların hayatta kaldığı ender uçak kazalarından biri olma özelliğini taşımaktadır.


Dünya tarihinin en kanlı havacılık faciasında tam 583 kişi hayatını kaybetti.

"Havacılık tarihi/kuralları kanla yazılmıştır..."
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Yukarı