İslam hakkında düşüncelerim

Falcon 9

Decapat
Katılım
1 Ağustos 2023
Mesajlar
383
Çözümler
1
Daha fazla  
Cinsiyet
Erkek
Öncelikle bence, “vahiy” dediğimiz şey, Cebrail geldi, Hz. Muhammed’in gözüne göründü, vahyi verdi gitti — öyle değil yani. “Ey Muhammed! Yeni vahyin şudur: ‘Herkesin dereceleri yaptıklarınadır.’ (En‘âm 132)” şeklinde mi oluyor? Bence Olmuyor.

Kafamızdaki vahyin gelme mantığını değiştirmek gerekir. Vahiy dediğimiz şey bilinçsel olarak gelir. Şöyle örnek vereyim: Hani “beyne çip takacağız ve dilleri öğrenmeden konuşacağız” tarzı bilim kurgu fikirleri var ya — hah, aynen öyle. Tabii ki çip takılmadı ama bir nevi bilinçsel, zihinsel bir bağlantı ile geldi. Peygamber Efendimiz de bunu insanların anlayabileceği şekilde aktarmaya çalıştı.

Hani bazen içinde bir duygu oluşur da kelimelerle tarif edemezsin ya — onun binlerce katı gibi düşün. Bizim bildiğimiz bu 4 boyutlu dünyadaki her şey fiziksel ve maddesel şeylerle sınırlı. Peki, sen gidip de yaratıcı katında — kaç boyut yukarıda, zihninin alamayacağı şeyleri — nasıl aktaracaksın? Tabii ki kelimelerle, fiziksel dünyadan sembollerle.

Cehennem sizce fiziksel bir yer mi? Ne gezsin orada “zakkum”, “ateş”, “kaynar su”? Bunlar sadece azabın, acının maddesel dünyadaki sembolleri. Eğer orada sadece “Sizin hiçbir güzel yiyeceğiniz yoktur.” yada ''Sizin için orada sonsuz azap vardır.'' deyip geçseydi, etkili olmazdı. Neden? Çünkü günümüzde bile bazı anlatımlarda anlatımın daha güçlü olması için örnekler verilir. Burada da olduğu gibi, daha iyi anlaşılması için semboller kullanılır.

Yani Kur’an’daki her şey birer semboldür; Kur’an, anlatıldığı gibi sadece kelimelerin düz anlamı değildir. Mesela cennet için “şaraptan dereler”, “sınırsız cariyeler” gibi ifadeler geçer. Cennette ne gezsin cariye, ne gezsin şaraptan dere? O dönem insanlarını en çok tatmin eden ve mutlu eden şeyler bunlar olduğu için bu örnekler seçilmiştir.

Ayet diyor ki: “Kur’an apaçık bir kitaptır.” bazılarıda diyor ki: “Allah, bunu apaçık anlattığını söylüyor neden hadislere ihtiyaç duyuyoruz.''
Orada Cebrail gelip “Kur’an apaçık bir kitaptır.” demiyor ki. Hz. Muhammed, dönemin şartlarına göre o kitabı açıklanabilecek en iyi şekilde açıkladığını kastediyor.

Diyorlar ki: “1400 yıl önce yollandı bu kitap, şimdi yine yollansın o zaman. Bazı insanlar 1400 yıl öncesini anlayamayabilir.'' Dediğim gibi, Allah gidip de “Arap Yarımadası’ndaki Muhammed’i seçeyim.” demedi; Hz. Muhammed bu seviyeye layık hale geldi ve birdaha onun ibisi gelmedi ve gelmeyecek.

Bazı kişiler yanlış anlayıp “Ne demek, sen Kur’an’ı Muhammed mi yazdı diyorsun?” diyecekler ama evet, mesele şu: Allah kelime kelime dikte etmedi. Onu şöyle açıklayayım: Bazen bir arkadaşını sadece bir bakışmayla anlarsın ya, o sana hiçbir şey söylemez ama sen ne demek istediğini sezersin. O duyguyu anlatmak istesen 50 farklı şekilde anlatırsın. Vahiy de buna benzer bir şeydir. Allah gönderir, peygamber onu insan diline, yazıya çevirir.

Allah’ın kelamı neden her dile kusursuz çevrilmiyor? Sonuçta “mutlak güç sahibi Allah’ın kelamı” diyorlar. Ama bunlar Allah’ın doğrudan kelamı değil; Allah kelimelerle konuşmaz. Bu kitap, bizim gibi aciz insanların az da olsa fikir yürütebilmesi için gönderilmiştir.
Belki de bu kitap bu yıllarda gelseydi, bilinçaltı, nörobilim ya da gelişmiş psikoloji sayesinde gelen vahiyler daha derin ve anlaşılır bir şekilde yazı diline dökülebilirdi. Ama 1400 yıl önce geldi maalesef, ve o dönemin bilimi bu kadarını açıklamaya yetti.

Şimdi diyeceksiniz ki, “E o zaman Allah yine bir peygamber seçsin ve onunla kitap göndersin.”
Allah bunu yapamaz, çünkü birini seçerse onun iradesine ve kaderine müdahale etmiş olur. Bu yüzden yapmaz. İnsanlardan birinin o bilinç seviyesine kendi çabasıyla ulaşması gerekir; ama maalesef bu da imkânsızdır. Günümüz teknolojileri insan zihnini o kadar öldürüyor ki bir insan o zihin-bilinç seviyesine ulaşamaz.

Şimdi, “Kendi kendine sorup cevaplamışsın.” diyebilirsiniz. Evet, belki burada net bir şey yok gibi duruyor ama aslında anlatmak istediğim şey şu:
Neden vahiyler bu kadar karmaşık ve kapalı?
Yani neden hadislere ihtiyaç duyuyoruz? Neden Allah araya 1-2 kelime daha koyup daha açık bir şekilde anlatmamış? — işte bunlara kendimce cevap vermeye çalıştım.

Benim en büyük problemim kendimi tam olarak ifade edememem. Muhtemelen sizde bunu okuyunca bu ergen ne anlatıyor yine hangi tiktok videosunu izlemiş diyeceksiniz.
Dediğim gibi, bazı şeyleri kelimelerle açıklayamazsınız. Ben bile burada demek istediklerimi kelimelerle tam olarak ifade edemedim.
Koskoca başka boyutların, mutlak yaratıcının nasıl kelimelerle anlatılmasını bekliyorlar — anlamıyorum.
 
Cehennem sizce fiziksel bir yer mi? Ne gezsin orada “zakkum”, “ateş”, “kaynar su”? Bunlar sadece azabın, acının maddesel dünyadaki sembolleri. Eğer orada sadece “sizin hiçbir güzel yiyeceğiniz yoktur.” ya da "sizin için orada sonsuz azap vardır." deyip geçseydi, etkili olmazdı. Neden? Çünkü günümüzde bile bazı anlatımlarda anlatımın daha güçlü olması için örnekler verilir. Burada da olduğu gibi, daha iyi anlaşılması için semboller kullanılır.

Yani kur'an'daki her şey birer semboldür; kur'an, anlatıldığı gibi sadece kelimelerin düz anlamı değildir. Mesela cennet için “şaraptan dereler”, “sınırsız cariyeler” gibi ifadeler geçer. Cennette ne gezsin cariye, ne gezsin şaraptan dere? O dönem insanlarını en çok tatmin eden ve mutlu eden şeyler bunlar olduğu için bu örnekler seçilmiştir.

Hocam ama bu dedikleriniz bariz bir şekilde manipülasyon oluyor. Yani Tanrı o insanları kendi dinine inandırmak için böyle örnekler kullanarak onların inanmasını mı sağlayacaktı?
 
Son düzenleme:
Hocam bu dedikleriniz bariz bir şekilde manipülasyon oluyor. Yani Tanrı o insanları kendi dinine inandırmak için böyle örnekler kullanarak onların inanmasını mı sağlayacaktı?
Hayır, nasıl anlatayım… Allah, her şeyi olduğu gibi Hz. Muhammed’e gösterdi ya da zihnine yükledi — artık nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Bilinçsel bir bağlantı ile bir farkındalık sağladı diyeyim. Hz. Muhammed de kazandığı bu farkındalığı, fark ettiği gerçeklikleri gerek kendi isteğiyle gerek Allah’ın emriyle insanlara anlatabileceği en iyi şekilde aktardı.

Bu da ancak maddesel ve fiziksel dünyanın örnekleriyle mümkün olabilirdi; çünkü farklı boyutları asla hayal dahi edemeyen insanlara başka türlü anlatamazsın. O da bu örneklerle bir nebze olsun insanlara aktardı.
 
Hayır, nasıl anlatayım… Allah, her şeyi olduğu gibi Hz. Muhammed'e gösterdi ya da zihnine yükledi — artık nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Bilinçsel bir bağlantı ile bir farkındalık sağladı diyeyim. Hz. Muhammed de kazandığı bu farkındalığı, fark ettiği gerçeklikleri gerek kendi isteğiyle gerek Allah'ın emriyle insanlara anlatabileceği en iyi şekilde aktardı.

Bu da ancak maddesel ve fiziksel dünyanın örnekleriyle mümkün olabilirdi; çünkü farklı boyutları asla hayal dahi edemeyen insanlara başka türlü anlatamazsın. O da bu örneklerle bir nebze olsun insanlara aktardı.

Şimdi oturdu hocam. Açıkladığınız için teşekkür ederim.

Yazınız çok güzel olmuş elinize sağlık.
 
Din dediğiniz olay, tamamen manipülasyon.

Her insanda mistik olaylara karşı bir zafiyet mevcut. Din de onlardan biri.

Ben de birilerini istediğim gibi yönetmek, tüm elektronik cihazlara erişimim olsun istiyorum.
İnsanların birbiri ile kavga etmek yerine, barış ve mutlak huzur içinde yaşamasını istiyorum.

Dinler size mutlak mutluluk ve huzuru vadediyor. Dinler tarihinin başlangıç - gelişim süreci ile tabilerinin sayısı arttıkdan sonraki sürecini incelediğinizde, bir zorbalık olduğunu görüyorsunuz.

İslam için bunu konuşacak olursak; abbasi ve 2 emevi dönemi en belirgin olanı. Peygamber denilen kişinin önem verdiği çocuk ve torunlarına yapılan katliam ile sürgünler.
Hristiyan'lık için örnekleme yapacak olursak, ispanyol engizisyon dönemi çok fazlası ile büyük uç örnek.

Yahudi dönemi biraz karışık. Çok fazla gerçek belge yok. Ama günümüzdeki gazze çok net örnek olmaya yeterli. Yahudiler tüm tarihleri boyunca (7 krallık dönemi sonu da dahil), tekrar eden bir şekilde sürgün ve katliam ile sonuçlandı. Bu dine mensupların topluca sürgün ve katliam sebebi ne olabilir diye güzel bir soru var akılda.

Musa'nın kendi çocukları olduğu halde, yahudi dini süresinde önemsiz kalmışlar. Dini ise Harun'un çocukları yönlendirmiş. Bugün bile onlar yönlendiriyor.

Bugün camilerde sürekli musa hikayeleri/kıssaları anlatılır. Musa bu kadar fasih bir şekilde konuşuyor ise, o zaman (islama göre) harun neden peygamber oldu? Kur'an şu şekilde Harun'un peygamber oluşunu anlatıyor : "dilimdeki ukdeyi çöz, sözlerim anlaşılır olsun. Bana bir vezir (yardımcı) ver, o da kardeşim harun olsun"
Arapçasını merak eden için :
Rabbişrah lî sadrî. Ve yessir lî emrî. Vahlul ukdeten min lisânî. Yefkahû kavlî. Vec’al lî vezîran min ehlî, Hârûne eḣî
(ben her gün bir ayet paylaşıp, kendini dindar göstermeye çalışan bir din taciri/asalak değilim)
Yani Harun'un peygamber olma sebebi, peltek ve çok celalli olan Musa'nın sözlerini ve sözlerindeki manaların insanlara daha belirgin açıklayıcı şekilde aktarılması. Daha da garibi ise, musa ile kardeşi (veya abisi) olan harun ile birliktelik süresi çok kısa. Ama ne hikmet ise onun amacı ve davranışlarını kolaylıkla tercüme edeceğine inanılır. Garip din gerçekleri.

Tüm dinlerde, insanın yaratılış amacı adı altında mistik bir hikaye ile başlar. Nerede ise hepsinin başlangıcı aynı hikayedir. Adem ve havva. İslam teolistler, buna, kaynak birliği diyor.

Benzer bir hikayeyi de, kendilerine ateist diyenler, uzaylı yaratıcılar ile anlatır. Okumadım. Bazılarının kısa videolarını seyretmeye başlayınca, yerine sci-fi film açıp seyrettim. Daha fazla mutlu oldum. Yani korkutucu anlattıkları. Gerçeklik ile uzak yakın alakası bana göre yok. Velevki gerçek ise, herhangi bir din adamının anlattıklarından farkı da yok benim açımdan. Her iki anlatıma göre halim harap. Çünki hayatım boyunca kimseye zarar vermemeye çalışıyorum. Buna inancı farklı olanlar dahil. Kediye kızmam elimi tırmaladığı için. Kendim kaşındım. Seveyim diye onun özel hayatına/bedenine müdahele ettim çünki.

Her şeyin sonunda bir mutlak yaratıcı arama gerekçesi nedir diye bir soru ve bunu cevaplayan ama cevap sonunda, kendisine maddi ve manevi bir uluhiyet veren hacı-hoca-şeyh/papaz/haham dediklerimiz ortada kalıyor. Onlar zevk sefa içinde yaşarken, tabileri ise "sabır" ile sınanır.

Benzer durum diğer dinlerde de mevcut. Kiliseler okuma yazma bilen, bilginin kaynağı - Tanrı adına bağışlayıcı ve Tanrı'nın sesi olan nokta iken, haricinde ne kadar zengin olursa olsun; diğerlerini cahil bırakan yönetim kısmı. Şu anki eğitim planında türev ve integral vb birçok konuyu lise eğitim planından kaldıranlar gibi. Yerine sosyal adı altında din dersleri getirildi. Okuması meslek edinmesi gereken çocuk ve gençler, cemaat evlerine, cuma - bayramlarda sadece dolan camilere yönlendiriliyor. Bazı camiler bayramda bile dolmuyor. Bazı sokaklarda birden fazla cami var. Ama 3-4 büyük mahallede bir adet hastane var. Bazı şehirlerimizde bir adet hastane var. Yıllardır aynı hastalık sebebi ile iyileşmeyen insanlar. Bu iyileşmeyen hastalıklar diğer ülkelerde tek seferde çözülüyor iken, bizde ölene kadar çektiriyor.

Siz gerçekten bir şeyleri okuma ve bilimsel çalışmaya başladığınızda, tüm dinler önemsizdir. Hayata olan saygıyı öğrenirsiniz.
Eğer bilim sonucu mutlaka bir dine bağlanma durumunda ise, mutlaka kimsenin bilmediği büyük bir hata yapmışsınızdır o bilimsel çalışma anında. Kendinize kefaret arıyorsunuz herhangi bir din içinde.

İslam açısından ilk emir olan "oku" emri, sadece hoca-şeyh-mehdi dediklerinize mi farz?
Bir de mehdi denen kişi vardır her din içinde. Zorbalığa uğramışları kurtaracak ve zalimlerden mazlumların intikamını alıp, tüm insanlığa huzur - barış getirecek bir uluhi denecek bir kişi...
Yok daha neler.
Sen asırlar boyunca insanların mazlum olmasına izin ver, elindeki sihirli değnek ile bir kişi tüm zorbalıkları bitirecek ve mazlumların intikamını alacak? Peki yaşanmışlıklar ve her hayat sahibinin sahip olması gereken huzur nerede? Sadece cennet dediğin yere mi ait?

Sen kendin tabii olduğun dinin kurallarını başkasının sözleri ile inandığını sanıyorsun. Dünyada her türlü melaneti yap, sonra dini lider olduğunu söylediğin papaz veya şeyhe gel "tövbe ettim" de. Biraz da minder altına ne bırakırsan. Bakmışsın ki, aniden tüm yediğin haltlar için sana kefaret yolu amacı söylenmeye başlar. Ama bu amaç mutlaka maddi olması gerek. Özellikle de o şahsın bulunduğu kısma. Yani sen binler milyonlarca kişinin her türlü hakkına - hayatına tecavüz et, onların yiyeceklerini emeklerini işlerini malını mülkünü elinden zorla al. Sonra da biri sana yapacağın maddi (din merkezine) yardımlar ile günahlarını hafifleteceğini veya sıfırlayacağını söylesin.

Ne güzel.
cennet aç kapını geliyommmm.
Huriler neredesiniz?


Kendilerine ateist diyenlerde farklı hikayeler yazmaya başladı. Bunların büyük kısmının bugünlerde oldukça popüler YouTube kanalları ve takipçisi var. Ateistlik de artık bir din ve geçim yolu. Adamı dinliyorum bana bir sürü herhangi bir dine ait olmayan kuralları bir tarafından uydurup veya olan kuralları şeyler hocalar gibi kendi fikir ve bakış açıları ile yorumluyorlar. Arkasına da size daha farklı futuristik - mistik hikayeler ile bir din anlatıyorlar.

Hatta kendisine ateist deyip, İslam hakkında her türlü kötü söz ve davranışlarda bulunup, daha sonra soluğu İsrail de - Vatikan da alanlar da var. İşte size güncel ateizm.
Ateizm'in herhangi bir din ile sorunu olamaz. Ama dine tabi olanların aiteistler ile veya kendi inandıkları haricindeki herkes ile sorunları var. Öldürmek - malına - canına - namusuna sahip olmak.

Kabirde çekeceğiniz azabı hafifleten - yürüdükçe sebap kazandıran terlik satan - cennet de 70 bin huri vaat eden ile, futuristik hikayeleri ile kendisine ateist diyen arasında bir fark göremiyorum.

Size dünya ya geliş amacınızı veya yaratılış hikayesi anlatamayacağım maalesef.
Çünkü benim din tacirliği gibi bir amacım yok.

Önerebileceğim tek şey;
Hem kendini hem de çevrenizdeki her varlık için barış - huzuru sağlayacak bir hayatı yaşamanız.
 
Son düzenleme:

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı