Kur'an-ı Kerim Rahman 19-22'deki bilimle tutarsızlık hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hazarcobann

Hectopat
Katılım
9 Aralık 2022
Mesajlar
202
Daha fazla  
Cinsiyet
Erkek
O acı ve tatlı iki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip kavuşmazlar. İkisinden de inci ve mercan çıkar.(Rahman 19-22)

=>Dostlar bugün bilimsel olarak biliyoruz ki tatlı suda mercan kesinlikle yetişmiyor. Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

Tuzlu deniz/göl tuz oranı= 1 litrede 35 gram.
Tatlı deniz/göl tuz oranı= 1 litrede 0,6 gram.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Tatlı ve tuzlu suda ayrıca birbirine karışır. Birbirine karışmama gibi bir saçmalık yok. Renkleri birbirinden farklı gözüktüğü için karışmıyor sanılıyor öyle bir durum yok, göz yanılması sadece. Kutsal sayılan kitapların bilimle alakası yoktur. Mucizelerde yoktur hiçbir kitapta. Bilimle kafa tutmaya çalışan her dinci de yenilmeye mahkumdur.

Biz evrimin ürünüyüz olay bu kadar basit. İster reddedin ister sabahtan akşama kadar inkar edin gerçek bu.

İnsanoğlu var olduğundan beri hayatı anlamdırmaya çalışırken sürekli bir şeyleri tanrıya bağlama hevesiyle yüzlerce tanrıya inanmıştır ve bu günümüzde de maalesef sürmektedir.

Dinler halkı kontrol etmek amacıyla ortaya çıkarılan mitlerden başka bir şey değildir. Şöyle düşünün güvenlik kamerası olan bir yerde hırsızlık yapmazsınız normal olarak değil mi? Yukarıda da bir yaratıcının olduğuna ikna edilmeye çalışılırsanız korkudan daha iyi bir insan olmaya gayret edersiniz. Tabii bunlara rağmen insan suç işliyor o da ayrı. Ahlaklı ve iyi bireyler olmak için dine ihtiyaç yok elbette.

Koskoca evreni yarattığı düşünülen birinin kendisine tapması için insanı yaratması düşünülemez, böyle bir şeye de ihtiyacı da yok ve bu tamamen akıl mantığa uymayan bir durum. Hiçbir şekilde de bunun açıklaması yoktur.

Evrimi eğer bilirseniz otomatik olarak tanrı kavramını da ortadan kaldırmış olursunuz. Gerek canlıların yapısına, gerek evrenin yapısına baktığımızda bir tanrı ürünü olmadığı çok net. Bunu açıkça söylüyorum araştıran, öğrenen herkes durumun farkına varır. İnsan özel olarak yaratılmış bir canlı değil, diğer canlılardan farkımız yok sadece bu dünyada özellikle beynimiz sayesinde özel bir yere sahibiz ama bu özel yere sahip olmamız bizi birinin yarattığı manasına gelmiyor.

İnsanlar ölmeyi kabullenemediği için öldükten sonra cennet gibi yerlerde tekrardan dirileceğinin hayalini kurduğu için dinlere inanmayı seçiyor.

Halbuki hepimiz yıldız tozuyuz. Bugün hayattaysak bu tamamen şans eseri. Eğer ki göktaşı dünyaya çarpıp dinozorları yok etmeseydi bugün hayatta olmuyor olacaktık.
 
Tatlı ve tuzlu suda ayrıca birbirine karışır. Birbirine karışmama gibi bir saçmalık yok. Renkleri birbirinden farklı gözüktüğü için karışmıyor sanılıyor öyle bir durum yok, göz yanılması sadece. Kutsal sayılan kitapların bilimle alakası yoktur. Mucizelerde yoktur hiçbir kitapta. Bilimle kafa tutmaya çalışan her dinci de yenilmeye mahkumdur.

Biz evrimin ürünüyüz olay bu kadar basit. İster reddedin ister sabahtan akşama kadar inkar edin gerçek bu.

İnsanoğlu var olduğundan beri hayatı anlamdırmaya çalışırken sürekli bir şeyleri Tanrı'ya bağlama hevesiyle yüzlerce Tanrı'ya inanmıştır ve bu günümüzde de maalesef sürmektedir.

Dinler halkı kontrol etmek amacıyla ortaya çıkarılan MİT'lerden başka bir şey değildir. Şöyle düşünün güvenlik kamerası olan bir yerde hırsızlık yapmazsınız normal olarak değil mi? Yukarıda da bir yaratıcının olduğuna ikna edilmeye çalışılırsanız korkudan daha iyi bir insan olmaya gayret edersiniz. Tabii bunlara rağmen insan suç işliyor o da ayrı. Ahlaklı ve iyi bireyler olmak için dine ihtiyaç yok elbette.

Koskoca evreni yarattığı düşünülen birinin kendisine tapması için insanı yaratması düşünülemez, böyle bir şeye de ihtiyacı da yok ve bu tamamen akıl mantığa uymayan bir durum. Hiçbir şekilde de bunun açıklaması yoktur.

Evrimi eğer bilirseniz otomatik olarak Tanrı kavramını da ortadan kaldırmış olursunuz. Gerek canlıların yapısına, gerek evrenin yapısına baktığımızda bir Tanrı ürünü olmadığı çok net. Bunu açıkça söylüyorum araştıran, öğrenen herkes durumun farkına varır. İnsan özel olarak yaratılmış bir canlı değil, diğer canlılardan farkımız yok sadece bu dünyada özellikle beynimiz sayesinde özel bir yere sahibiz ama bu özel yere sahip olmamız bizi birinin yarattığı manasına gelmiyor.

İnsanlar ölmeyi kabullenemediği için öldükten sonra cennet gibi yerlerde tekrardan dirileceğinin hayalini kurduğu için dinlere inanmayı seçiyor.

Halbuki hepimiz yıldız tozuyuz. Bugün hayattaysak bu tamamen şans eseri. Eğer ki göktaşı dünyaya çarpıp dinozorları yok etmeseydi bugün hayatta olmuyor olacaktık.

Dedikleriniz o kadar doğru ki. Günümüz Müslüman'ları niyeyse bunları kabullenmek yerine veya mantıklı tutarlı alternatif bir cevap sunmak yerine sürekli orada mecaz vardır orada anlatılmak istenen şundan kasıt ondan maksat orada asıl anlatmak istediği diyorlar hep. Ya bu nasıl bir kitap ki bir türlü anlatmak istediğini anlatmıyor kulu sayfa sayfa tefsir yazmak zorunda kalıyor?
 
Cevap sunmak yerine sürekli orada mecaz vardır orada anlatılmak istenen şundan kasıt ondan maksat orada asıl anlatmak istediği diyorlar hep. Ya bu nasıl bir kitap ki bir türlü anlatmak istediğini anlatmıyor kulu sayfa sayfa tefsir yazmak zorunda kalıyor?
Tefsir derin anlamcılık ile Kuran'ı bilime uydurmaktır. Hiçbir doğruluğu yoktur. Kuran sade ve anlaşılır bir kitaptır ve onlarca ayetinde de bunu söyler. Meal de ne yazıyorsa odur gerisi sahtekarlıktır. 50 tane Arap ülkesi var adamlar kendi dilinde yazılan kitabı sözde anlamıyor bizim ülke müslümanları onlardan daha fazla dinlerini biliyor şeriat ile yönetilen ülkelerdeki uygulamaları reddediyor şaka gibi gerçekten. Tüm kutsal kitapları okuyan biri olarak dinler bilime yenildi, yenilmediklerini kabullenemeyen bu işten kazanç sağlayan kişiler tefsir yoluyla ya da mealleri değiştirerek bilime ayak uydurma çabaları işine giriyor. Her dinci istediği yöne göre kitabı kendine çeviriyor.
 
Bu husus hakkında, 9. yüzyıl tefsircisi Imam Maturidi'nin "Tevilat'ul Kuran"ın'da bile şu geçmektedir;

"Meşhur olan görüşe göre iki denizden maksat tuzlu deniz ile tatlı denizdir, inci ve mercan ise ancak sadece tuzlu denizden çıkar."

Sayfa 234, En'am Suresi tefsiri altındaki not 547.

Bu bilgi zaten o zamanın yakınlarında mevcuttu diye düşünmek zorlama değil ama anlam üzerine düşünmekten ziyade eline kılıç almış sözde aydın lakin eylemde yobazların hükmü, önceki mesajlarda hasıl olmuş zaten.

Islami düşüncenin bilimsel gelişmelerle ilişkileri hakkında ya da islamın düşünsel tartişmaları konusunda fikir edinmek elzem galiba.

Ek not; Imam Maturidi Türk alimidir. Mllliyetçi saçmalıklar da işlemez.
 
Son düzenleme:
Bu husus hakkında, 9. yüzyıl tefsircisi ımam Maturidi'nin "tevilat'ul kuran"ın'da bile şu geçmektedir;

"Meşhur olan görüşe göre iki denizden maksat tuzlu deniz ile tatlı denizdir, inci ve mercan ise ancak sadece tuzlu denizden çıkar."

Sayfa 234, en'am suresi tefsiri altındaki not 547.

Bu bilgi zaten o zamanın yakınlarında mevcuttu diye düşünmek zorlama değil ama anlam üzerine düşünmekten ziyade eline kılıç almış sözde aydın lakin eylemde yobazların hükmü, önceki mesajlarda hasıl olmuş zaten.

İslam'i düşüncenin bilimsel gelişmelerle ilişkileri hakkında ya da İslam'ın düşünsel tartişmaları konusunda fikir edinmek elzem galiba.

İkisinden kasıt ikisi değil mi hocam sen iyi bilirsin. Ayette ikisinden diyor ama birinden olarak mı algılamalıyız. 🤣
 
İkisinden kasıt ikisi değil mi hocam sen iyi bilirsin. Ayette ikisinden diyor ama birinden olarak mı algılamalıyız. 🤣

Yazdığım mesajı okuduğunuza eminsiniz değil mi?

"inci ve mercan ise ancak sadece tuzlu denizden çıkar." diyen zat 9. yüzyılda yaşamış. İnci konusunda hatalıymış ama mercan konusunda bir şekilde doğruya ulaşmış. Mesele hataların bertarafı olmalı sanırım ama bunu ilk fark eden siz değilsiniz galiba ki bu da bir diğer yönlendirme oluşturuyor; acaba benden önce ne düşünüldü?
 
Son düzenleme:
Yazdığım mesajı okuduğunuza eminsiniz değil mi?

"İnci ve mercan ise ancak sadece tuzlu denizden çıkar." diyen zat 9. yüzyılda yaşamış.

Beni ne ilgilendirir 9. yüz yılda yaşamış maturi diye bir adamın yorumu? Ben Allah'in yazdığı ayete bakarım. Ayette diyor ki ikisinden de mercan ve inci çıkar. Güçlü bir Tanrı için çok zor olmasa gerek oraya mercan sadece tuzlu denizden çıkar diye.
 
Beni ne ilgilendirir 9. yüz yılda yaşamış maturi diye bir adamın yorumu? Ben Allah'in yazdığı ayete bakarım. Ayette diyor ki ikisinden de mercan ve inci çıkar. Güçlü bir Tanrı için çok zor olmasa gerek oraya mercan sadece tuzlu denizden çıkar diye.

Eyvallah. Topyekün kabulüm de mercan ve incinin tuzlu su veya tatlı suda olup olmaması mı yani aramamız gereken? Ki bu konu zaten 1300 yıl önce de tartışılıyordu. Bu tartışmalar ya da görüşleri görmezlik, sorunlar hakkındaki çözümlere dair konuşmalara engel oluyor. Sizin şu andaki içsel tartışmaları görmemeniz ya da hakim görüşün güçlü irade ile tekele bağlanması mevzusu bu konunun herhangi bir yerinde olabilir mi?
 
Son düzenleme:
1-Konu içeriğinde ayete verilen anlam yanlış öncelikle, yanlış anlam verip oradan çelişki bulmak ayrı problem o bulunan çelişkiye cevaplar vermeye çalışmak da apayrı problem. Aynı problemi malesef bilimin -görece- yükselişi sebebiyle ayetleri bilimsel yönleriyle ele alıp bir şeyler ispat etmeye çalışanlarda da görüyoruz son yüzyıl içerisinde. Bunun onlarca farklı psikolojik, sosyolojik sebepleri var sayabileceğim ama oraya girmek çok da mantıklı değil şu an.
2-.مرج البحرين يلتقيان
.بينهما برزخ لا يبغيان
.فبأي آلاء ربكما تكذابن
.يخرج منهما اللؤلؤ والمرجان
مرج: salmak, mesela hayvanı çayıra salmak gibi
البحرين: iki deniz ( tuzluluk, tatlılık gibi vasıflar belirtilmemiş, yanı sıfat kullanılmamış. Arapça'da البحرين kelimesi ال ile kullanildiysa yanına nitelemek için bir sıfat gelmesi lazim ki o da başında ال alarak gelmeli, görüldüğü üzere burada öyle bir kelime yok. Yani bahsedildiği gibi tatlılık, tuzluluk söz konusu değil burada.
يلتقيان: burada fiil ikili gelmis, yani iki denizin buluşması, yan yana gelmesi demek zira يلتقي fiili buluşmak, yanyana gelmek anlamlarina geliyor.
برزخ: engel, iki suyun arasındaki toprak parçası, burun gibi anlamlara geliyor.
يبغيان: bu fiil de yine ikili kullanilmis, iki deniz için yani. Zulmetmek, büyüklük taslamak, birinin ötekinin üzerine geçmesi, bir şeyden daha yüksek olmak gibi anlamlara geliyor. Görüldüğü gibi bu fiilde de karışmak gibi bir anlam yok. Ayrıca bu kelimeyle ilgili Kurandaki farklı ayetlere bakılabilir, bu anlamlar dışında karışmak gibi bir anlamda asla kullanılmamış ki az önce açıkladığım gibi kelimenin böyle bir anlamı yok.
.يخرج منهما اللؤلؤ والمرجان: bu ayete gelirsek, ayette "ikisinden inci ve mercan çıkar" deniyor. Bu cümleye bakarak hangisinden incinin ve hangisinden mercanin çıktığını, her ikisinden de inci ve mercan beraber mi çıkıyor yoksa birinden ikisi birlikte otekinden sadece inci veya mercan mi çıkıyor veya birinden sadece mercan ötekinden sadece inci mi çıkıyor anlamamiz mümkün değil. Zira cümle yapısı gereği sadece bu iki denizden bu iki maddenin çıktığıyla ilgili, detay yok. Eğer incinin ve mercanin her iki denizden de çıktığı ifade edilmek istenseydi "...يخرج كل منها" gibi bir ifadeyle gelmesi gerekirdi, buradaki "كل" sözcüğü "her" ikisinden de anlamı katardi cümleye. Oysa ayette böyle bir anlam yok.
Eğer ayeti kendi önkabullerimiz, yanlış bilgilerimiz, geçen yüzyılın eksik bilimsel verileri olmadan okursak: İki denizi kavusmalari icin saldı, aralarında engel, kara parçası, adacık, burun gibi bir şey vardır ki biri diğerinin üzerine gecemez, ötekine üstün olamaz, zulmedemez. Bu ikisinden inci ve mercan çıkar.
Şimdi eğer ben de çıkarım da bulunacak olursam mesela, o dönemde Araplar Kızıldenizi, Basra Körfezini, Umman denizini biliyorlardı. Kendimce ayeti yorumlayacak olsam, Kızıldenizin iki uzantısı ve arasındaki kara parcasindan bahsediliyor diyebilirdim. Basra Körfezi ve Kızıldeniz, aradaki engel de Arap yarimadasidir diyebilirdim. Olayı biraz daha bilimsellestirip her denizin kendine has faunasi, florasi, ekosistemi var belirli noktalarda kesişseler de, birbirlerine suları karissa da netice itibariyle biri ötekinin bütün ozelliklerini yokedip istila edemiyor, her ikisi de varliklarini sürdürüyorlar diyebilirdim. Hem coğrafi konumları itibariyle hem de dökülen nehirler itibariyle bu söylediğim de denizler için uç bir yorum olmazdı üstelik.
Yine de inatla bakan inanmamak için sebepler bulur, inanmak için bakan da inanmak için sebepler bulur.
Not: Arapça biliyorum evet, kelimelerin anlamları için en temel Arapça sözlüklerinden faydalaniyorum, isteyene atabilirim.
Not: Kuran gerçekten herkesin anlayabileceği basitlikte indirilmiş bir kitaptır, uç yorumlara basvurmadan önce basit anlamları düşünmek gerekiyor. 1400 yıl önceki insan anlasın diye inan kitaptan cikaracagimiz ilk anlam 1400 yıl sonraki bilimsel bir gelişmenin sonucu olmamali!
Not: Kuran örnek verirken öncelikli olarak insanların gözünün önünde duran şeylerden örnek verir, zira gördüğümüz, bildiğimiz şeyleri bize düşündürüp içinde duran nimetleri anlamamızı sağlamaktir amacı.

Not: Normalde bilimsel bir çalışmada öne sürülen tez ya çalışmanın neticesinde ya da farklı bir çalışmanın kanıtlanması neticesinde çürütülür. Bilimle Kuran'i karşı karşıya getirip sonra da Kuran'ın tezlerini? çürüten! kişiler çok farklı bir metod uyguluyorlar. Öncelikle Kuran'daki bir ayeti henüz tez aşamasındaki bir olguyla açıklıyorlar, sonra bu tez çürüyünce otomatik olarak ayet de yanlişlanmis oluyor! Halbuki burada boşa düşen iki şey var, birincisi Kuran ayetini bu şekilde yorumlayan kişinin yorumu, ikincisi de ortaya atılan tez.
 
Son düzenleme:

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Yeni mesajlar

Geri
Yukarı