İslam ve laiklik aynı anda desteklenebilir mi?

  • Konuyu başlatan fl3y
  • Başlangıç Tarihi
  • Mesaj 258
  • Görüntüleme 6.567
Ayetlerin iniş sebeplerinin, hadislerin ve uygulamalarının dahil edilmediği, tamamen nefsi yorumlardan ibaret bir çalışma. Uygulamalardan bahsedildiğinde Peygamberi zamanına hapseden, onun sadece bireye hitap ettiğini varsayarak toplumsal hükümlerini hiçe sayan, istişarenin kesin hüküm bulunmayan konularda olduğunu hiçe sayan batıl bir anlayış ve tipik bir mealci portresi görüyorum.
İstişare edilemeyen kesin konular nedir peki? Öyle bir konu yok çünkü dediğim gibi kurandaki tüm ayetler iman alanına ilişkin hatta toplumsal alana iliişkin olanlar bile sadece müslümanlara uygulanabiliyor. ve yukarda da. sıraladığım yüzlerce ayet ve dört halife dönemi dahil tarihteki uygulamalar bunu doğruluyor.

Şeriat dediğin şey tamamen beşeri kaynaklıdır. Kurandaki hüküm ayetlerini kullanarak siyaset ve hukaka dayandarırak sanki kuran idare kitabıymış gibi kendi yorumlarını sınırsızca zorlama yoluyla genişleten batıl bir anlayış ve tipik bir tekfirci portresidir. Hatta şeriatın kendi içinde bilebinlerce tutarsızlık vardır. Müslümanlar bu yüzden hiziplere ayrılmıştır. Bu bile kuranın tekliği ve değişmezliğinin mucizesini ortaya koyuyor.

Kurandaki ayetler açıktır. Yunus suresinde “Allah ben dileseydim herkes iman ederdi vahiyde bulunuyo, şimdi sen onları zorlayacak mısın?” diye. Sern kimsin ki insanları kafir müslüman diye ayırıp Allah adına hüküm verme haddini kendinde görüyorsun.

Peygamberimiz bile dedesini vefatından sonra kendisini bakıp büyüten amcası Ebu Talibi İslama davet etmiş ancak o müslüman olmadı diye kafir ilan etmemiştir. Şimdi çıkmış örümcekler şeriat uygulayalım şeriat uygulamayan kafir olur diyorlar. Önce kendi kapılarının önünü süpürsünler.
 
Son düzenleme:
Bilim hangi ideolojisini kendine kalkan olarak kullanmış söyler misiniz? Hangi çalışmanın önüne geçildi, geçmişte hangi çalışma bunun hasta olduğunu destekleyecek delliler sundu? Siz hangi yetkinlikle bunu hasta olarak tanımlayabiliyorsunuz?
Direkt bu konu hakkında açılmış bir konu vardı. Orada makalelerle deliller sunmuştu bir arkadaş. O makaleleri referansla bu kadar net yazıyorum. Siz de araştırırsanız DSÖ'nün tamamen taraflı kararlarını ve artık otorite olmadığını göreceksiniz.

Genel olarak aile yapısını hedef alan, cinsiyeti keyfi bir tercihe indirgeyen, tanımı olmayan sınırsız ve subjektif "özgürlüğü" kılıf olarak kullanan, nikahı gereksiz ve külfet olarak gören, nikahsız birlikteliği normalleştiren suni ideolojiden bahsediyorum.

İstişare edilemeyen kesin konular nedir peki? Öyle bir konu yok çünkü dediğim gibi kurandaki tüm ayetler iman alanına ilişkin hatta toplumsal alana iliişkin olanlar bile sadece müslümanlara uygulanabiliyor. ve yukarda da. sıraladığım yüzlerce ayet ve dört halife dönemi dahil tarihteki uygulamalar bunu doğruluyor.

Şeriat dediğin şey tamamen beşeri kaynaklıdır. Kurandaki hüküm ayetlerini kullanarak siyaset ve hukaka dayandarırak sanki kuran idare kitabıymış gibi kendi yorumlarını sınırsızca zorlama yoluyla genişleten batıl bir anlayış ve tipik bir tekfirci portresidir. Hatta şeriatın kendi içinde bilebinlerce tutarsızlık vardır. Müslümanlar bu yüzden hiziplere ayrılmıştır. Bu bile kuranın tekliği ve değişmezliğinin mucizesini ortaya koyuyor.

Kurandaki ayetler açıktır. Yunus suresinde “Allah ben dileseydim herkes iman ederdi vahiyde bulunuyor Hz.Yunusa şimdi sen onları zorlayacak mısın?” diye. Sern kimsin ki insanları kafir müslüman diye ayırıp Allah adına hüküm verme haddini kendinde görüyorsun.

Peygamberimiz bile dedesini vefatından sonra kendisini bakıp büyüten amcası Ebu Talibi İslama davet etmiş ancak o müslüman olmadı diye kafir ilan etmemiştir. Şimdi çıkmış örümcekler şeriat uygulayalım şeriat uygulamayan kafir olur diyorlar. Önce kendi kapılarının önünü süpürsünler.
İstişare edilemeyen kesin konular Allah'ın ve Resulü'nün hakkında kesin hüküm verdiği konulardır. Bağlamı oldukça geniştir. Allah'ın Resulü'nün sorulduğu halde sustuğu ve cevaplamadığı konular ise istişareye açık, yorumlanabilir konulardır.

Şeriatın bireysel hükümlerinin sadece Müslümanlara uygulandığı doğrudur. Ben bunun aksini hiç iddia etmedim edemem de, zira şeriat yoruma açık değildir. Toplumsal hükümlerde ise din, dil, ırk gözetilmez ve şeriat, denk bireylere denk biçimde uygulanır.

Asıl, Şeriatı beşeri kaynağa indirgeyip Kur'an ve sünnet kaynağını yok saydığınızda yoruma açık hale gelecektir zira Kur'an ve sünnet objektif ve kesinken, beşeri kaynaklar subjektiftir ve kesinliği yoktur. Tekfirci tabiri ise anlamsızdır. Allah'ın sınırlarını apaçık çizdiği iman dairesini inkar küfürdür. Bu sınırlar keyfi isteklerle şekillenmez ve tarih üstüdür.

"Müslüman olmadı diye kafir ilan etmemiştir" ne demek Allah aşkına? Müslüman olmayan kafirdir zaten. Kafiri neden bir küfür veya hakaret gibi algılıyorsunuz? Gayrimüslim deyince daha mı kibar oluyor?
 
Son düzenleme:
Direkt bu konu hakkında açılmış bir konu vardı. Orada makalelerle deliller sunmuştu bir arkadaş. O makaleleri referansla bu kadar net yazıyorum. Siz de araştırırsanız DSÖ'nün tamamen taraflı kararlarını ve artık otorite olmadığını göreceksiniz.

Genel olarak aile yapısını hedef alan, cinsiyeti keyfi bir tercihe indirgeyen, tanımı olmayan sınırsız ve subjektif "özgürlüğü" kılıf olarak kullanan, nikahı gereksiz ve külfet olarak gören, nikahsız birlikteliği normalleştiren suni ideolojiden bahsediyorum.


İstişare edilemeyen kesin konular Allah'ın ve Resulü'nün hakkında kesin hüküm verdiği konulardır. Bağlamı oldukça geniştir. Allah'ın Resulü'nün sorulduğu halde sustuğu ve cevaplamadığı konular ise istişareye açık, yorumlanabilir konulardır.

Şeriatın bireysel hükümlerinin sadece Müslümanlara uygulandığı doğrudur. Ben bunun aksini hiç iddia etmedim edemem de, zira şeriat yoruma açık değildir. Toplumsal hükümlerde ise din, dil, ırk gözetilmez ve şeriat, denk bireylere denk biçimde uygulanır.

Asıl, Şeriatı beşeri kaynağa indirgeyip Kur'an ve sünnet kaynağını yok saydığınızda yoruma açık hale gelecektir zira Kur'an ve sünnet objektif ve kesinken, beşeri kaynaklar subjektiftir ve kesinliği yoktur. Tekfirci tabiri ise anlamsızdır. Allah'ın sınırlarını apaçık çizdiği iman dairesini inkar küfürdür. Bu sınırlar keyfi isteklerle şekillenmez ve tarih üstüdür.

"Müslüman olmadı diye kafir ilan etmemiştir" ne demek Allah aşkına? Müslüman olmayan kafirdir zaten. Kafiri neden bir küfür veya hakaret gibi algılıyorsunuz? Gayrimüslim deyince daha mı kibar oluyor?
Nikah dediğin şey zaten toplumsal bir adet. Nikahsız birlikte olan olur. Bu sana nasıl zarar veriyor? Tam şu an binlerce insan zina yapıyor. Görmüyorsun, bilmiyorsun ama yapıyor. Yapan kim ve bu gece aile yapısına nasıl zarar verdi bu gece?

Aile yapısını nasil hedef alıyor buna hala cevap vermedin. Aile yapısı nedir, kim nasıl bunu hedef görüyor?

"Cinsiyeti keyfi bir tercihe indirgeyen" bayılıyorum ya bu kadar güzel atmanıza. Nefret cinayetleri almış başını gidiyor. 3-5 zengin ayrıcalıklı lgbti+ disinda hepsi hayatı 10 kat zorlukta yaşıyor. Ve sen buna keyfi diyorsun.

O konuyu referans gösteriyorsun. Milyonlarca uzmana karşı çıkabilecek kadar özgüvenliysen bunun arkasını bir şekilde doldurman lazım. Bana bunları doldur gel.
 
Direkt bu konu hakkında açılmış bir konu vardı. Orada makalelerle deliller sunmuştu bir arkadaş. O makaleleri referansla bu kadar net yazıyorum. Siz de araştırırsanız DSÖ'nün tamamen taraflı kararlarını ve artık otorite olmadığını göreceksiniz.

Genel olarak aile yapısını hedef alan, cinsiyeti keyfi bir tercihe indirgeyen, tanımı olmayan sınırsız ve subjektif "özgürlüğü" kılıf olarak kullanan, nikahı gereksiz ve külfet olarak gören, nikahsız birlikteliği normalleştiren suni ideolojiden bahsediyorum.


İstişare edilemeyen kesin konular Allah'ın ve Resulü'nün hakkında kesin hüküm verdiği konulardır. Bağlamı oldukça geniştir. Allah'ın Resulü'nün sorulduğu halde sustuğu ve cevaplamadığı konular ise istişareye açık, yorumlanabilir konulardır.

Şeriatın bireysel hükümlerinin sadece Müslümanlara uygulandığı doğrudur. Ben bunun aksini hiç iddia etmedim edemem de, zira şeriat yoruma açık değildir. Toplumsal hükümlerde ise din, dil, ırk gözetilmez ve şeriat, denk bireylere denk biçimde uygulanır.

Asıl, Şeriatı beşeri kaynağa indirgeyip Kur'an ve sünnet kaynağını yok saydığınızda yoruma açık hale gelecektir zira Kur'an ve sünnet objektif ve kesinken, beşeri kaynaklar subjektiftir ve kesinliği yoktur. Tekfirci tabiri ise anlamsızdır. Allah'ın sınırlarını apaçık çizdiği iman dairesini inkar küfürdür. Bu sınırlar keyfi isteklerle şekillenmez ve tarih üstüdür.

"Müslüman olmadı diye kafir ilan etmemiştir" ne demek Allah aşkına? Müslüman olmayan kafirdir zaten. Kafiri neden bir küfür veya hakaret gibi algılıyorsunuz? Gayrimüslim deyince daha mı kibar

Ebu talibin kafir oluşuna ya da gayrimüslim olmasına takılmıyorum konuyu saptırmana gerek yok. Peygamberimizin bu tutum karşısında koyduğu tavrı ve Müslüman olmadığı diye yaptırım uygulanmamasına dikkat çekmeye çalışıyorum.

İstişare edilmeyen kesin konular bellidir bunlar İslam’ın şartları imanın şartları ve tamamen iman alanına ilişkin alanlardır bunları siyasi cebre bağlayamazsın. BAĞLADIĞIN anda zaten iman olmaktan çıkar zorlamaya dönüşür. Şeriat bal gibi de yoruma açıktır. Nitekim tarihi uygulamalara bakıldığı zaman bir çok İslam devletinde farklı şerri yöntem ve uygulamaları izlendiği görülmektedir. Bu tamamen fıkıh hadis ve sünnetlerin Kur’an ekseriyetiyle yorumlanarak devlet yönetim alanına tatbik edilmesidir. Bunda bir bahis yok zaten kimsede İslamla yönetilen bir çok devletin Şeriat hükümleri çerçevesinde idari işlemlerini sürdürdüğü açıktır. Ancak tartışmanın asıl noktası devlet tarafından Şeriat uygulamaları çerçevesinde idare edilmenin Kur’an açısından ve İslam açısından bir zorunluluk olup olmadığıdır. Bu konu çok nettir hiçbir ayet hadis veya sünnet şeriatı uygulayın demez. Kur’an’da da şeriatı uygulayın ifadesi geçmez. Şeriat kelime bazında incelendiğinde bile ve onu geliştiren fıkıhçılar ve âlimler bile onun Kur’an’da geçmediğini bilirler. Hüküm ve İslam’ın idari yönetim ve cebir alanlarına tatbik edilmesine ilişkin hiçbir emredici ayette bulunmamaktadır bu vesileyle. Dolayısıyla Kur’an şeriatı uygulayın demez adaletli hükmedin der iki kavram birbirinden çok farklıdır. Bu manada hiçbir idari dayatma ve kural da zaten muhteva etmez.

Şeriat beşeri kaynaklıdır zaten. Doğrudan Kur’an‘dır diyemezsin. Kur’an mealleri bile günümüzde doğrudan Kur’an değilken Kur’an‘daki birtakım ayetlere dayanarak yüzyıllara sair şekilde bir takım İslam âlimleri tarafından belirlenen çerçeve ve kurallar Kur’an ayetleri esas alınarak o dönemin koşullarına göre geliştirilmiş bir takım hükümlerdir. Bunlara Kur’an‘ın bizzat kendisi dersen büyük bir yanılgıya düşmüş olursun. O tarihlerde evet Şeriat bağlayıcıydı ve Şeriatı reddetmek İslam’ı reddetmek anlamına geliyordu çünkü devletin idari kurallarının bağlayıcı olması için bu yöntem izlenmiştitir. Ancak Kur’an’ın bizzat kendisi okunup anlaşıldı da rahatlıkla görülecektir ki Allahın hiçbir ayette devlet ve hukuk nazarında ya da siyasi alanda uygulanmasını emreden bir içerik bulunmamaktadır. Tam aksine bir çok ayette dinin vicdan alanına ilişkin bir tema olduğu açık ve net şekilde vurgulanmıştır.

Yine enteresan bir şekilde senin Şeriat olarak kabul ettiğin bazı hükümlerin sadece Müslümanlara uygulanmasını kabul ederken bir taraftan aslında Kur’an’ın açından hüküm ayet, olarak gördüğün ayetlerin sadece Müslümanları kapsadığını düşünmen de tutarlı değildir. Çünkü başından beri tartıştığımız gibi de Kur’an evrenseldir ve bütün insanlara hitap eder. Bu bile onun bağlayıcılığını imanı bağlayıcılık olduğunu ve herkesi kapsadığını aile ve sosyal yaşamlarımızı toplumsal yaşantılarımızı düzenlerken bir uyarı ve vahiy kitabı olduğunu göstermektedir.
 
Son düzenleme:
Nikah dediğin şey zaten toplumsal bir adet. Nikahsız birlikte olan olur. Bu sana nasıl zarar veriyor? Tam şu an binlerce insan zina yapıyor. Görmüyorsun, bilmiyorsun ama yapıyor. Yapan kim ve bu gece aile yapısına nasıl zarar verdi bu gece?

Aile yapısını nasil hedef alıyor buna hala cevap vermedin. Aile yapısı nedir, kim nasıl bunu hedef görüyor?

"Cinsiyeti keyfi bir tercihe indirgeyen" bayılıyorum ya bu kadar güzel atmanıza. Nefret cinayetleri almış başını gidiyor. 3-5 zengin ayrıcalıklı lgbti+ disinda hepsi hayatı 10 kat zorlukta yaşıyor. Ve sen buna keyfi diyorsun.

O konuyu referans gösteriyorsun. Milyonlarca uzmana karşı çıkabilecek kadar özgüvenliysen bunun arkasını bir şekilde doldurman lazım. Bana bunları doldur gel.
Dediklerimin nokta atışı olduğunu net bir şekilde ispatlıyorsunuz aslında. Aile; karşı iki cinsin, belirli şartlar altında, karşılıklı rızası ile kurulur. Bu aile kurumunun devamlılığı için cinsiyet gibi kavramların yoruma açık olmaması gereklidir. Nikahı "toplumsal bir adet" olarak görüşünüz de bahsettiğim gibi aslında içi boş ama süslü sözlerle savunulan zehirli ideolojinin sizdeki yansımasıdır. Toplumdaki dehşet verici ahlakî yozlaşmayı ve sosyal çürümeyi fark etmemek neredeyse imkansızdır. Bu yozlaşma ve çürüme cinsiyet, ahlak gibi temel kavramların içinin boşaltılması, belirsiz bir özgürlük anlayışından ileri gelir.

Bu bağlamda, yaptığınız zina görünüşte bir gecelik, iki kişi arasındaki ilişki olarak görünse de toplumda zamanla normalleşmesi ile eşler arasında hayati olan güvenin yokluğu, ortada kalan çocuklar, ergin olmadan yaşanan ilişkiler, nikahın gereksizliği, tatminsizlik neticesinde cinsiyet karmaşası, bu karmaşanın doğurduğu onlarca sorun ve saymadığım nicesi olarak kendini gösterecektir.

Ben zorluk içerisinde yaşamıyorlar demedim. Hasta olan birçok insan, birçok sorunla karşılaşıyor. Cinsiyetini bile oturtamamış bir bireyin sağlıklı olması beklenemez.

"Milyonlarca" uzman mı? Konuyu araştırsanız "milyon" tane makale çıkmaz. Referans, referanstır. Aksi yönde referansı da siz gösterin.

Şeriat kelime bazında incelendiğinde bile ve onu geliştiren fıkıhçılar ve âlimler bile onun Kur’an’da geçmediğini bilirler. Hüküm ve İslam’ın idari yönetim ve cebir alanlarına tatbik edilmesine ilişkin hiçbir emredici ayette bulunmamaktadır bu vesileyle.
Makaleleri bırakın, bu ayetleri okuyun. Sizin için bulabildiğimi derledim. Bu ayetler ışığında anlaşamıyorsak bu iş benden çıkmıştır. Ben hidayet verici değilim.

1- Casiye Suresi, 18. Ayet:
"Sonra da seni dinden bir şeriat (bir hukuk ve hayat yolu) üzere kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin arzularına uyma."
(Arapçası: Summe cealnâke alâ şerîatin mine’l-emri...)

2- Maide Suresi, 48. Ayet:
"...Sizden her biriniz için bir şeriat (şir'aten) ve bir yol belirledik..."

3- Şura Suresi, 13. Ayet:
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye Nuh'a vasiyet ettiğini, sana vahyettiğimizi... sizin için de din (hukuk) kıldı (Şera'a)."

4- Nisa Suresi, 65. Ayet:
"Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar."

5-Hırsızlık Cezası (Maide Suresi, 38. Ayet):
"Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."

6- Zina Cezası (Nur Suresi, 2. Ayet):
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun. Allah’ın dinini uygulama hususunda onlara karşı acıma duygunuz kabarmasın..."

7- Kısas (Öldürme ve Yaralama) (Bakara Suresi, 178. Ayet):
"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı..."

8- Bakara Suresi, 282. Ayet (Müdayene/Borçlanma Ayeti):
"Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın... İki de şahit tutun..."
(Bu ayet, devletin ve toplumun ticari hayatını düzenleyen, kayıt altına almayı (bürokrasiyi) emreden, hukuki bir düzenlemedir.)

9- Nisa Suresi, 11-14. Ayetler:
Allah bu ayetlerde mirası kimin ne kadar alacağını (1/2, 1/4, 1/8, 2/3 gibi oranlarla) kuruşu kuruşuna belirlemiştir. Ve 14. ayetin sonunda şöyle der:
"Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun sınırlarını (hudûd - yasalarını) aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehenneme sokar."
(Miras paylaşımı, kişiler arası bir hukuk (muamelat) konusudur ve Kur'an bunu detaylandırarak kanunlaştırmıştır.)

10- Nisa Suresi, 105. Ayet:
"Biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!"

11- Maide Suresi, 49. Ayet:
"Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan sakın."

12- Maide Suresi, 50. Ayet:
"Yoksa onlar (İslam öncesi) Cahiliye hükmünü (yönetimini) mi istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel olan kim vardır?"
(Ayet açıkça iki seçenek sunar: Ya Allah'ın hükmü (Şeriat) ya da Cahiliye hükmü. Üçüncü bir yol yoktur.)

13- Maide Suresi, 33. Ayet:
"Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların (eşkıya/terörist) cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir..."
(Bu ayet, devletin kamu güvenliğini sağlamak için uygulaması gereken Ceza Hukuku (Ukubat) maddesidir.)

14- Meşhur "Muaz b. Cebel" Hadisi (Hukukun Kaynağı):
Peygamberimiz, Muaz’ı (r.a.) Yemen’e vali ve kadı (hakim) olarak gönderirken sorar:
— "Ne ile hükmedeceksin?"
Muaz: "Allah’ın Kitabı ile."
— "Onda bulamazsan?"
Muaz: "Resûlullah’ın sünneti ile."
— "Onda da bulamazsan?"
Muaz: "Kendi görüşümle (içtihadımla) hüküm veririm."
Peygamberimiz bundan memnun olur ve şükreder.
(Ebu Davud, Akdiye, 11; Tirmizi, Ahkam, 3)
(Bu hadis, İslam'ın ilk gününden itibaren bir yargı hiyerarşisi ve hukuk sistemi (Şeriat) olduğunu kanıtlar.)

15- Kanun Önünde Eşitlik İlkesi:
Soylulardan bir kadın hırsızlık yapınca, ceza almaması için aracı olunmak istenir. Peygamberimiz (s.a.v.) öfkelenir ve o meşhur tarihi cümleyi kurar:
"Sizden öncekilerin helak olma sebebi şuydu: İçlerinden şerefli biri hırsızlık yapınca onu cezasız bırakır, zayıf biri yapınca cezayı uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma da hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!"
(Buhari, Hudûd, 12; Müslim, Hudûd, 8)
(Bu hadis, İslam'ın şahsi bir vicdan meselesi değil, "kanun" ve "yaptırım" içeren bir devlet nizamı olduğunu gösterir.)

Kur'an sadece öğüt kitabı değil, aynı zamanda bir hukuk (Şeriat) kaynağıdır.

Yine enteresan bir şekilde senin Şeriat olarak kabul ettiğin bazı hükümlerin sadece Müslümanlara uygulanmasını kabul ederken bir taraftan aslında Kur’an’ın açından hüküm ait olarak gördüğün ayetlerin sadece Müslümanları kapsadığını düşünmen de tutarlı değildir. Çünkü başından beri tartıştığımız gibi de Kur’an evrenseldir ve bütün insanlara hitap eder. Bu bile onun bağlayıcılığını imanı bağlayıcılık olduğunu ve herkesi kapsadığını aile ve sosyal yaşamlarımızı toplumsal yaşantılarımızı düzenlerken bir uyarı ve vahiy kitabı olduğunu göstermektedir.
Evet, İslam hukukunda "Hukuki Çoğulculuk" denilen bir ilke vardır. Bu ilkeye göre İslam devletinde yaşayan gayrimüslimler (Ehli Kitap), kendi aralarındaki özel hukuk davalarında (evlenme, boşanma, miras, yeme-içme kuralları vb.) kendi şeriatlarına (kutsal kitaplarına) göre yargılanırlar. İslam şeriatı onlara zorla dayatılmaz.

1- "İncil ehli, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların (yoldan çıkanların) ta kendileridir."
(Maide Suresi, 47. Ayet)

2- "İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken, nasıl oluyor da (gelip) seni hakem yapıyorlar? ... (Halbuki onlar sana da inanmıyorlar.)"
(Maide Suresi, 43. Ayet)

3- Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine'ye hicret ettiğinde, yazılı anayasa sayılan "Medine Vesikası"nı hazırladı. Bu anayasanın maddeleri Yahudilerin kendi iç hukuklarında özgür olduğunu garanti altına aldı.

Bir grup Yahudi, zina eden bir çifti yargılaması için Peygamberimize getirdiler (kendi kitaplarındaki cezayı hafifletmek istiyorlardı). Peygamberimiz onlara "Tevrat'ta bunun hükmü nedir?" diye sordu. Onlar hükmü gizlemeye çalışınca, Abdullah b. Selam Tevrat'ı açıp okudu ve Tevrat'taki hüküm neyse o uygulandı.
(Buhari, Hudud, 24; Müslim, Hudud, 28)

Medina Vesikası'ndan örnekler:

Madde 21- Herhangi bir kimsenin bir mü’minin ölümüne sebep olduğu kat’î delillerle sabit olur da, maktulün vesilesi (yani hakkını müdafaa eden) rıza göstermezse, kısas hükümlerine tabi olur; bu halde, bütün mü’minler ona karşı olurlar. Ancak bunlara sadece (bu kaidenin) tatbiki için hareket etmek helal (doğru) olur.

Madde 23- Üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah’a ve Muhammed’e götürülecektir, selam O’na olsun.

Madde 25-a) Benû Avf Yahudleri mü’minlerle birlikte -(İbn Hişam’da bu, “maa” (yani “ile”) olarak; Ebu Ubeyd’de ise “min” (yani “den”) olarak zikredilir)- bir ümmet (camia) teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, mü’minlerin dinleri kendilerinedir. Buna, gerek mevlaları ve gerekse bizzat kendileri dahildirler.

Madde 25-b) Yalnız kim ki haksız bir fiil irtikab eder veya bir cürüm ika eder, o sadece kendine ve aile efradına zarar vermiş olacaktır.

Madde 26- Benû’n-Neccar Yahudileri de Benû Avf Yahudileri gibi aynı (haklara) sahip olacaklardır.
 
Son düzenleme:
Dediklerimin nokta atışı olduğunu net bir şekilde ispatlıyorsunuz aslında. Aile; karşı iki cinsin, belirli şartlar altında, karşılıklı rızası ile kurulur. Bu aile kurumunun devamlılığı için cinsiyet gibi kavramların yoruma açık olmaması gereklidir. Nikahı "toplumsal bir adet" olarak görüşünüz de bahsettiğim gibi aslında içi boş ama süslü sözlerle savunulan zehirli ideolojinin sizdeki yansımasıdır. Toplumdaki dehşet verici ahlakî yozlaşmayı ve sosyal çürümeyi fark etmemek neredeyse imkansızdır. Bu yozlaşma ve çürüme cinsiyet, ahlak gibi temel kavramların içinin boşaltılması, belirsiz bir özgürlük anlayışından ileri gelir.

Bu bağlamda, yaptığınız zina görünüşte bir gecelik, iki kişi arasındaki ilişki olarak görünse de toplumda zamanla normalleşmesi ile eşler arasında hayati olan güvenin yokluğu, ortada kalan çocuklar, ergin olmadan yaşanan ilişkiler, nikahın gereksizliği, tatminsizlik neticesinde cinsiyet karmaşası, bu karmaşanın doğurduğu onlarca sorun ve saymadığım nicesi olarak kendini gösterecektir.

Ben zorluk içerisinde yaşamıyorlar demedim. Hasta olan birçok insan, birçok sorunla karşılaşıyor. Cinsiyetini bile oturtamamış bir bireyin sağlıklı olması beklenemez.

"Milyonlarca" uzman mı? Konuyu araştırsanız "milyon" tane makale çıkmaz. Referans, referanstır. Aksi yönde referansı da siz gösterin.


Makaleleri bırakın, bu ayetleri okuyun. Sizin için bulabildiğimi derledim. Bu ayetler ışığında anlaşamıyorsak bu iş benden çıkmıştır. Ben hidayet verici değilim.

1- Casiye Suresi, 18. Ayet:
"Sonra da seni dinden bir şeriat (bir hukuk ve hayat yolu) üzere kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin arzularına uyma."
(Arapçası: Summe cealnâke alâ şerîatin mine’l-emri...)

2- Maide Suresi, 48. Ayet:
"...Sizden her biriniz için bir şeriat (şir'aten) ve bir yol belirledik..."

3- Şura Suresi, 13. Ayet:
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye Nuh'a vasiyet ettiğini, sana vahyettiğimizi... sizin için de din (hukuk) kıldı (Şera'a)."

4- Nisa Suresi, 65. Ayet:
"Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar."

5-Hırsızlık Cezası (Maide Suresi, 38. Ayet):
"Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."

6- Zina Cezası (Nur Suresi, 2. Ayet):
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun. Allah’ın dinini uygulama hususunda onlara karşı acıma duygunuz kabarmasın..."

7- Kısas (Öldürme ve Yaralama) (Bakara Suresi, 178. Ayet):
"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı..."

8- Bakara Suresi, 282. Ayet (Müdayene/Borçlanma Ayeti):
"Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın... İki de şahit tutun..."
(Bu ayet, devletin ve toplumun ticari hayatını düzenleyen, kayıt altına almayı (bürokrasiyi) emreden, hukuki bir düzenlemedir.)

9- Nisa Suresi, 11-14. Ayetler:
Allah bu ayetlerde mirası kimin ne kadar alacağını (1/2, 1/4, 1/8, 2/3 gibi oranlarla) kuruşu kuruşuna belirlemiştir. Ve 14. ayetin sonunda şöyle der:
"Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun sınırlarını (hudûd - yasalarını) aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehenneme sokar."
(Miras paylaşımı, kişiler arası bir hukuk (muamelat) konusudur ve Kur'an bunu detaylandırarak kanunlaştırmıştır.)

10- Nisa Suresi, 105. Ayet:
"Biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!"

11- Maide Suresi, 49. Ayet:
"Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan sakın."

12- Maide Suresi, 50. Ayet:
"Yoksa onlar (İslam öncesi) Cahiliye hükmünü (yönetimini) mi istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel olan kim vardır?"
(Ayet açıkça iki seçenek sunar: Ya Allah'ın hükmü (Şeriat) ya da Cahiliye hükmü. Üçüncü bir yol yoktur.)

13- Maide Suresi, 33. Ayet:
"Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların (eşkıya/terörist) cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir..."
(Bu ayet, devletin kamu güvenliğini sağlamak için uygulaması gereken Ceza Hukuku (Ukubat) maddesidir.)

14- Meşhur "Muaz b. Cebel" Hadisi (Hukukun Kaynağı):
Peygamberimiz, Muaz’ı (r.a.) Yemen’e vali ve kadı (hakim) olarak gönderirken sorar:
— "Ne ile hükmedeceksin?"
Muaz: "Allah’ın Kitabı ile."
— "Onda bulamazsan?"
Muaz: "Resûlullah’ın sünneti ile."
— "Onda da bulamazsan?"
Muaz: "Kendi görüşümle (içtihadımla) hüküm veririm."
Peygamberimiz bundan memnun olur ve şükreder.
(Ebu Davud, Akdiye, 11; Tirmizi, Ahkam, 3)
(Bu hadis, İslam'ın ilk gününden itibaren bir yargı hiyerarşisi ve hukuk sistemi (Şeriat) olduğunu kanıtlar.)

15- Kanun Önünde Eşitlik İlkesi:
Soylulardan bir kadın hırsızlık yapınca, ceza almaması için aracı olunmak istenir. Peygamberimiz (s.a.v.) öfkelenir ve o meşhur tarihi cümleyi kurar:
"Sizden öncekilerin helak olma sebebi şuydu: İçlerinden şerefli biri hırsızlık yapınca onu cezasız bırakır, zayıf biri yapınca cezayı uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma da hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!"
(Buhari, Hudûd, 12; Müslim, Hudûd, 8)
(Bu hadis, İslam'ın şahsi bir vicdan meselesi değil, "kanun" ve "yaptırım" içeren bir devlet nizamı olduğunu gösterir.)

Kur'an sadece öğüt kitabı değil, aynı zamanda bir hukuk (Şeriat) kaynağıdır.


Evet, İslam hukukunda "Hukuki Çoğulculuk" denilen bir ilke vardır. Bu ilkeye göre İslam devletinde yaşayan gayrimüslimler (Ehli Kitap), kendi aralarındaki özel hukuk davalarında (evlenme, boşanma, miras, yeme-içme kuralları vb.) kendi şeriatlarına (kutsal kitaplarına) göre yargılanırlar. İslam şeriatı onlara zorla dayatılmaz.

1- "İncil ehli, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların (yoldan çıkanların) ta kendileridir."
(Maide Suresi, 47. Ayet)

2- "İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken, nasıl oluyor da (gelip) seni hakem yapıyorlar? ... (Halbuki onlar sana da inanmıyorlar.)"
(Maide Suresi, 43. Ayet)

3- Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine'ye hicret ettiğinde, yazılı anayasa sayılan "Medine Vesikası"nı hazırladı. Bu anayasanın maddeleri Yahudilerin kendi iç hukuklarında özgür olduğunu garanti altına aldı.

Bir grup Yahudi, zina eden bir çifti yargılaması için Peygamberimize getirdiler (kendi kitaplarındaki cezayı hafifletmek istiyorlardı). Peygamberimiz onlara "Tevrat'ta bunun hükmü nedir?" diye sordu. Onlar hükmü gizlemeye çalışınca, Abdullah b. Selam Tevrat'ı açıp okudu ve Tevrat'taki hüküm neyse o uygulandı.
(Buhari, Hudud, 24; Müslim, Hudud, 28)

Medina Vesikası'ndan örnekler:

Madde 21- Herhangi bir kimsenin bir mü’minin ölümüne sebep olduğu kat’î delillerle sabit olur da, maktulün vesilesi (yani hakkını müdafaa eden) rıza göstermezse, kısas hükümlerine tabi olur; bu halde, bütün mü’minler ona karşı olurlar. Ancak bunlara sadece (bu kaidenin) tatbiki için hareket etmek helal (doğru) olur.

Madde 23- Üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah’a ve Muhammed’e götürülecektir, selam O’na olsun.

Madde 25-a) Benû Avf Yahudleri mü’minlerle birlikte -(İbn Hişam’da bu, “maa” (yani “ile”) olarak; Ebu Ubeyd’de ise “min” (yani “den”) olarak zikredilir)- bir ümmet (camia) teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, mü’minlerin dinleri kendilerinedir. Buna, gerek mevlaları ve gerekse bizzat kendileri dahildirler.

Madde 25-b) Yalnız kim ki haksız bir fiil irtikab eder veya bir cürüm ika eder, o sadece kendine ve aile efradına zarar vermiş olacaktır.

Madde 26- Benû’n-Neccar Yahudileri de Benû Avf Yahudileri gibi aynı (haklara) sahip olacaklardır.
Tezini kanıtlayacak bir şey sunmuyorsun. Hasta diyorsun, hayatında kaç defa bu hasta insanlarla oturup sohbet ettin? Kendin zehirli ideolojinle milletin hayatına karışma hakkını görüyorsun, insanların hayatına karışma denilince de "senin zehirli ideolojin" diyorsun. Ben senin müslüman olman kaynaklı herhangi bir şey söylemiyorken sen başka düşüncedeki insanlara saldırma hakkı görüyorsun kendinde.
 
Tezini kanıtlayacak bir şey sunmuyorsun. Hasta diyorsun, hayatında kaç defa bu hasta insanlarla oturup sohbet ettin? Kendin zehirli ideolojinle milletin hayatına karışma hakkını görüyorsun, insanların hayatına karışma denilince de "senin zehirli ideolojin" diyorsun. Ben senin müslüman olman kaynaklı herhangi bir şey söylemiyorken sen başka düşüncedeki insanlara saldırma hakkı görüyorsun kendinde.
Birinin dini ile cinsiyet değişimini kıyaslayamazsınız. Hristiyan olabilirsiniz veya yahudi olabilirsiniz. Toplumsal olmayan özel hukukta özgürsünüz. Bırakın hayatınıza karışmayı, size karışılmasına bile karşı olurum ancak örneklerle toplumsal sonuçları olduğunu açıkladığım cinsiyet değişimi, zina benzeri meseleleri kabullenmemizi beklememenizi rica ediyorum. Ben, bu kişilere hasta diyerek hakaret de etmiyorum. Yok olsunlar da demiyorum. Tedavi edilsinler, psikolojik destek alıp cinsiyetlerini sağlam zemine oturtsunlar diyorum. İnanın bu insanların sağlığını, "ne yaparsa yapsın beni ilgilendirmez" diyen benmerkezci insanlardan daha fazla düşünüyor, onları topluma kazandırmak için çözüm üretiyorum.
 
Birinin dini ile cinsiyet değişimini kıyaslayamazsınız. Hristiyan olabilirsiniz veya yahudi olabilirsiniz. Toplumsal olmayan özel hukukta özgürsünüz. Bırakın hayatınıza karışmayı, size karışılmasına bile karşı olurum ancak örneklerle toplumsal sonuçları olduğunu açıkladığım cinsiyet değişimi, zina benzeri meseleleri kabullenmemizi beklememenizi rica ediyorum. Ben, bu kişilere hasta diyerek hakaret de etmiyorum. Yok olsunlar da demiyorum. Tedavi edilsinler, psikolojik destek alıp cinsiyetlerini sağlam zemine oturtsunlar diyorum. İnanın bu insanların sağlığını, "ne yaparsa yapsın beni ilgilendirmez" diyen benmerkezci insanlardan daha fazla düşünüyor, onları topluma kazandırmak için çözüm üretiyorum.
Toplumsal zararı nedir bilmiyorum. Bülent Ersoy, Zeki Müren gibi isimler topluma nasil zarar verdi?
Ayrıca tedavisi neymiş söyler misin? O insanları topluma nasıl kazandıracaksın, nasıl düşünüyorsun?
Sence hayatı 10 kat zorlukla yaşayacağını bilerek açılmak çok mu kolay?
 
Toplumsal zararı nedir bilmiyorum. Bülent Ersoy, Zeki Müren gibi isimler topluma nasil zarar verdi?
Ayrıca tedavisi neymiş söyler misin? O insanları topluma nasıl kazandıracaksın, nasıl düşünüyorsun?
Sence hayatı 10 kat zorlukla yaşayacağını bilerek açılmak çok mu kolay?
Verdiğim örneklerin sadece birkaçı dahi toplumumuzda baş göstermiş ve toplumu içten içe çürütmektedirler. Bakınız, tarih boyunca ekonomik krizler olmuştur ve bir şekilde düzeltilmiştir lakin sosyal çürümenin, toplumun temellerinin sarsılmasının sonuçları daha ağır olur. Bu süreç de bir iki kişiyle başlayıp yavaş yavaş bütün toplumu sarar. Bu sebeple isim bazlı değil, genel düşünmelisiniz.

Tedavisini bu konuda eğitim almadan konuşmak haddime değildir. Geçmişte hasta olarak değerlendirilirken tedavi için çalışmalar yapan doktorlara sormak gerekir. Hayatları zor, doğru. Bu sebeple doktorlar, psikiyatristler var. ADHD, şizofreni, kişilik bozukluğu vb. hastalıkla boğuşan ve hayatı zor olan binlerce insan var. Bu kişilerin de topluma kazandırılması için neler yapılıyorsa aynısı onlara da yapılır. Cinsiyetine ters biçimde kişinin istismar edilmesi mi sizce doğru olan yoksa onu bu çıkmazdan kurtarmak mı?
 
Arkadaşlar, son zamanlarda pek çok "Atatürk dinsizdi" diye İslam'ı kötüleyenlerle karşılaşıyorum. Ne kadar arasam da hem Müslüman olup hem de Atatürk'ü seven birisine rastlamadım. Aynı şey şeriat için de geçerli. Müslüman olup da şeriatı desteklemezsek dinden çıkacağımızı sananlar var. Hâlbuki İslam laiklik dinidir, herkesin dini kendine. Kişisel şeriatın varsa daha ne karışacaksın, değil mi? Yani hocalarım, benim gibi hem Müslüman olup hem de laikliği destekleyenler var mıdır aranızda? Ben mi farklıyım? Bilgim mi yok?

Laiklik dinsizlik demek değildir hocam. Ayrıca devletin İslam hukukuyla yönetilip yönetilmediği yöneticileri ilgilendirir bence. Ya zaten Müslüman olan herkes de Müslüman çoğunluğa sahip devletlerde yaşamıyor. ABD'de yaşayan Müslüman gidip şeriat yok diye şeriat gelsin diye mi uğraşacak? Zaten sekülerleşen ve çoğu ülkenin laik olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Şeriatla yönetilen ülkelerin çoğu şeriatla ilgili olmayan rezalet şekillerle yönetiliyorlar. Laik bir sistemde senin inancını etkileyen bir durum yok. Dinini yaşayabiliyorsan senin için yeterlidir bu.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı