İnceleme The Witcher 2: Assassins of Kings Enhanced Edition

1771956697515.png

The Witcher 2 – Assassins of Kings İncelemesi:

İlk oyunun o kendine has, biraz "kaba saba" ama ruh dolu yapısından sonra, CD Projekt Red’in bir devrime imza attığı o noktadayız. The Witcher 2: Assassins of Kings. Sadece bir devam oyunu değildi bu oyun. Bugün bile türün en iddialı örneklerinden biri sayılmasının arkasında, tavizsiz yapısı ve oyuncunun zekasına duyduğu saygı yatıyor.

Bugün bunu inceleyeceğiz hocalarım.

Oynanış Kısmı

Witcher 2’nin dövüş sistemi için "zor" demek yetersiz kalır; bu sistem resmen disiplin istiyor. Geralt burada bir süper kahraman değil; her ne kadar mutasyona uğramış olsa da, sırtına yediği iki kılıç darbesiyle yere serilebilen bir ölümlü. Oyun, modern aksiyon oyunlarının aksine sizi şımartmıyor. Kalabalık bir haydut grubunun içine palas pandıras dalarsanız, kendinizi daha ne olduğunu anlamadan yükleme ekranında bulursunuz.

Burada hayatta kalmak bir sanat. Quen işaretiyle kalkan kurmak, düşmanların arkasına geçmek için sürekli yuvarlanmak (roll) ve Aard ile alan açmak temel refleksleriniz olmalı. Ancak oyunun asıl kalbi, kılıç çekilmeden önceki o sessiz anlarda, yani meditasyonda atıyor. Çatışma sırasında iksir içememek, oyuncuyu "Geleceği görmeye" zorluyor. "Bu ormanda neyle karşılaşacağım? Hangi yağı sürmeliyim? Kaç tane bomba hazırlamalıyım?" gibi sorular, sizi sıradan bir oyuncudan gerçek bir Witcher’a dönüştüren yegane unsurlar. Yetenek ağaçlarındaki (Kılıç, İşaret, Simya) keskin ayrım ise, oyunu bitirdiğinizde "Bir de simyacı olarak mı denesem?" dedirtecek kadar derin.

Hikâye: Politik Satrancın Kanlı Kareleri

Witcher 2, ilk başta kişisel bir intikam hikâyesi gibi başlasa da, çok geçmeden sizi kıtanın kaderini belirleyen -oyunun adında da geçtiği gibi- devasa bir politik entrikanın tam ortasına bırakıyor. Bir takım olaylar oluyor ve siz tüm bu karmaşanın ortasında hem gerçeği öğrenmeye hem de hayatta kalmaya çalışıyorsunuz.

Blurlu kısımlar bazı oyuncular için spoiler içerebilir diye blurladım, bilginize.
Oyunun en büyük başarısı ve bugün bile ders olarak okutulması gereken yönü, ikinci bölümdeki o devasa kırılma noktasıdır. Iorveth mi yoksa Roche mu? Bu seçim, sadece bir diyalog ya da bir ara sahne değiştirmiyor; oyunun yaklaşık %40’ını, yani koca bir bölümü tamamen farklı bir haritada, farklı karakterlerle ve farklı bir bakış açısıyla oynamanıza neden oluyor. Bu, oyun dünyasında eşine az rastlanan bir cesaret örneği. Seçimlerinizin ağırlığı "iyi" veya "kötü" üzerinden değil, "seçtiğin tarafın bedelleri" üzerinden hissettiriliyor. Gri alanların bu kadar iyi işlendiği çok az anlatı var.

Atmosfer ve Dünya Tasarımı

1771958053892.png
1771958542018.png
1771958599448.png
1771958730340.png


Açık dünya çılgınlığının dünyayı bazen "boş ve anlamsız" kıldığı günümüzde, Witcher 2’nin bölge bazlı tasarımı ilaç gibi geliyor diyebilirim. Her bölge (Flotsam’ın tekinsiz ormanları, askeri kampların çamuru, Loc Muinne’in antik görkemi) kendine ait bir ekosisteme sahip. Haritalar devasa değil ama inanılmaz derecede yoğun.

Her köşede bir detay, her NPC’nin yüzünde o dünyanın getirdiği yorgunluk var. Savaşın kapıda olduğunu sadece kralların konuşmalarından değil; köylerdeki huzursuzluktan, askeri kamplardaki propaganda afişlerinden ve insanların size olan nefret dolu bakışlarından anlıyorsunuz. Görsel sunum, REDengine’in gücüyle birleşince ortaya çıkan o dokulu ve kirli dünya, fantezi türünün en gerçekçi tasvirlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Müzikler ve Ses Tasarımı

Müzik kullanımı, ilk oyunun o mistik-folklorik yapısından biraz daha dramatik ve tehditkâr bir orkestral yapıya evrilmiş. Savaş anlarında yükselen o kaotik ritimler adrenalinizi körüklerken, politik tartışmalarda arkaplanda çalan yaylılar durumun ciddiyetini iliklerinize kadar hissettiriyor. Seslendirme kadrosunun başarısı ise her karaktere ayrı bir derinlik katıyor; hele ki her bir ses, o karakterin geçmişindeki yorgunluğu veya hırsı yansıtacak kadar özenle seçilmiş.

Yalan olmasın müziklerin isimlerini hatırlamıyorum bulmayı da uğraşmak istemiyorum açıkçası.
İlgilenen hocalarım için playlist'ini bırakıyorum.
Bu içeriği görüntülemek için üçüncü taraf çerezlerini yerleştirmek için izninize ihtiyacımız olacak.
Daha detaylı bilgi için, çerezler sayfamıza bakınız.



Oyunun Teknik Yapısı

2011 yılında piyasaya çıktığında bilgisayarları dize getiren -hem iyi hem kötü anlamda 😃- o efsanevi grafik kalitesi, bugün bile "Göz alıcı" durmayı başarıyor. Özellikle ışıklandırma sistemi ve karakter modellerindeki zırh detayları, döneminin çok ötesindeydi. Enhanced Edition ile gelen ek görevler ve sinematik düzenlemeler deneyimi cilalasa da, bazı menü geçişlerinin hantallığı ve envanter yönetiminin karmaşıklığı, o dönemin teknik sınırlarını hala hatırlatıyor. Yine de bu durum, genel deneyimin yanında sadece küçük birer pürüz olarak görebiliriz

Genel Değerlendirme

The Witcher 2: Assassins of Kings, RPG türüne "olgunluk" getiren bir yapım. Sabırlı olmayı bilen, hikâyeyi sadece okumayıp bizzat şekillendirmek isteyen ve zorlandığında pes etmek yerine strateji geliştiren oyuncular için bir başyapıt. Teknik hantallıkları ve ilk sahnelerdeki dik zorluk eğrisi, aşılması gereken bir sınav gibi; ancak bu sınavı verdiğinizde, modern oyun dünyasında nadiren karşılaşacağınız kadar derin ve tatmin edici bir serüvenin kapıları açılıyor.



1771959151990.png


Son olarak, bu yazıyı okuyup zaman ayırdığınız için teşekkür ederim hocalarım.
Eğer merak edip de oynamak isteyen hocalarım varsa umarım bu inceleme onlara da yardımcı olmuştur.
Keyifli oyunlar dilerim.
 
Seriyi iki kez bitirdim ama en az sevdiğim oyun kesinlikle Witcher 2 oldu. Kötü bir oyun demek belki haksızlık olur ama bir türlü içine giremedim, bana hitap etmedi. Kendi sıralamam ise W1 > W3 > W2 şeklinde.
Olabilir hocam, bende de örneğin Witcher 1'in yeri apayrıdır. Sıralamada ise hiç düşünmedim ama ilk sırada kesinlikle Witcher 1'dir.
 
Wither 2'nin açık dünyası bana inanılmaz kötü geldi ki benim withcer 3 de en sevdiğim şeylerden biride o inanılmaz açık dünyasıydı, beni baya daralttı açık dünyada gezmek, onun haricinde baya iyi oyundu, seçimlerimizin öneminin olduğu bir akış yakalamak gerçekten zor iş, yine de 2, benim için 3 çeyreği olamaz
 
Olabilir hocam, bende de örneğin Witcher 1'in yeri apayrıdır. Sıralamada ise hiç düşünmedim ama ilk sırada kesinlikle Witcher 1'dir.
Witcher 1 seven birini görmek sevindirdi açıkçası. Pek rastlamıyorum çünkü. Bu arada Witcher 3’e yeni bir DLC geleceği söyleniyor ama ne kadar doğru bilmiyorum. Eğer resmi bir haber çıkarsa sırf onun için seriye baştan başlarım, çünkü Witcher 3’ü baya unutmuşum.
 
Seriyi iki kez bitirdim ama en az sevdiğim oyun kesinlikle Witcher 2 oldu. Kötü bir oyun demek belki haksızlık olur ama bir türlü içine giremedim, bana hitap etmedi. Kendi sıralamam ise W1 > W3 > W2 şeklinde.
Benimde kişisel sıralamam sizinle aynı. 😊 Witcher 2'nin tek avantajı benim için tost makinesi laptopumun kasmadan açıyor olmasıydı.

Çocukken oynadım ve mağarada kuş avlama görevi vardı geçeceğim diye cringe yaşadıydım.
 
Witcher 1 seven birini görmek sevindirdi açıkçası.Pek rastlamıyorum çünkü.
Teşekkür ederim hocam, aynısı benim içinde geçerli 🤗 .
Bu arada Witcher 3’e yeni bir DLC geleceği söyleniyor ama ne kadar doğru bilmiyorum. Eğer resmi bir haber çıkarsa sırf onun için seriye baştan başlarım, çünkü Witcher 3’ü baya unutmuşum
Farklı bir firmaya yönetiminde yapılıyor hocam, büyük ihtimalle geleceğini düşünüyorum. Benim de tekrar oynayasım var açıkçası.
 
Son düzenleme:

The Witcher 2 – Assassin's of kings incelemesi:

İlk oyunun o kendine has, biraz "kaba saba" ama ruh dolu yapısından sonra, CD PROJEKT RED'in bir devrime imza attığı o noktadayız. The Witcher 2: Assassin's of kings. sadece bir devam oyunu değildi bu oyun. Bugün bile türün en iddialı örneklerinden biri sayılmasının arkasında, tavizsiz yapısı ve oyuncunun zekasına duyduğu saygı yatıyor.

bugün bunu inceleyeceğiz hocalarım.

oynanış kısmı

Witcher 2'nin dövüş sistemi için "zor" demek yetersiz kalır; bu sistem resmen disiplin istiyor. Geralt burada bir süper kahraman değil; her ne kadar mutasyona uğramış olsa da, sırtına yediği iki kılıç darbesiyle yere serilebilen bir ölümlü. Oyun, modern aksiyon oyunlarının aksine sizi şımartmıyor. Kalabalık bir haydut grubunun içine palas pandıras dalarsanız, kendinizi daha ne olduğunu anlamadan yükleme ekranında bulursunuz.

Burada hayatta kalmak bir sanat. quen işaretiyle kalkan kurmak, düşmanların arkasına geçmek için sürekli yuvarlanmak (roll) ve aard ile alan açmak temel refleksleriniz olmalı. Ancak oyunun asıl kalbi, kılıç çekilmeden önceki o sessiz anlarda, yani meditasyonda atıyor. Çatışma sırasında iksir içememek, oyuncuyu "geleceği görmeye" zorluyor. "bu ormanda neyle karşılaşacağım? Hangi yağı sürmeliyim? Kaç tane bomba hazırlamalıyım?" gibi sorular, sizi sıradan bir oyuncudan gerçek bir Witcher'a dönüştüren yegane unsurlar. Yetenek ağaçlarındaki (kılıç, işaret, simya) keskin ayrım ise, oyunu bitirdiğinizde "bir de simyacı olarak mı denesem?" dedirtecek kadar derin.

hikâye: Politik satrancın kanlı kareleri

Witcher 2, ilk başta kişisel bir intikam hikâyesi gibi başlasa da, çok geçmeden sizi kıtanın kaderini belirleyen -oyunun adında da geçtiği gibi- devasa bir politik entrikanın tam ortasına bırakıyor. Bir takım olaylar oluyor ve siz tüm bu karmaşanın ortasında hem gerçeği öğrenmeye hem de hayatta kalmaya çalışıyorsunuz.

blurlu kısımlar bazı oyuncular için spoiler içerebilir diye blurladım, bilginize.
Oyunun en büyük başarısı ve bugün bile ders olarak okutulması gereken yönü, ikinci bölümdeki o devasa kırılma noktasıdır. ıorveth mi yoksa roche mu? Bu seçim, sadece bir diyalog ya da bir ara sahne değiştirmiyor; oyunun yaklaşık %40'ını, yani koca bir bölümü tamamen farklı bir haritada, farklı karakterlerle ve farklı bir bakış açısıyla oynamanıza neden oluyor. Bu, oyun dünyasında eşine az rastlanan bir cesaret örneği. seçimlerinizin ağırlığı "iyi" veya "kötü" üzerinden değil, "seçtiğin tarafın bedelleri" üzerinden hissettiriliyor. Gri alanların bu kadar iyi işlendiği çok az anlatı var.

atmosfer ve dünya tasarımı


Açık dünya çılgınlığının dünyayı bazen "boş ve anlamsız" kıldığı günümüzde, Witcher 2'nin bölge bazlı tasarımı ilaç gibi geliyor diyebilirim. Her bölge (flotsam'ın tekinsiz ormanları, askeri kampların çamuru, loc Muinne'in antik görkemi) kendine ait bir ekosisteme sahip. Haritalar devasa değil ama inanılmaz derecede yoğun.

Her köşede bir detay, her NPC'nin yüzünde o dünyanın getirdiği yorgunluk var. Savaşın kapıda olduğunu sadece kralların konuşmalarından değil; köylerdeki huzursuzluktan, askeri kamplardaki propaganda afişlerinden ve insanların size olan nefret dolu bakışlarından anlıyorsunuz. Görsel sunum, Redengine'in gücüyle birleşince ortaya çıkan o dokulu ve kirli dünya, fantezi türünün en gerçekçi tasvirlerinden biri olmayı sürdürüyor.

müzikler ve ses tasarımı

Müzik kullanımı, ilk oyunun o mistik-folklorik yapısından biraz daha dramatik ve tehditkâr bir orkestral yapıya evrilmiş. Savaş anlarında yükselen o kaotik ritimler adrenalinizi körüklerken, politik tartışmalarda arka planda çalan yaylılar durumun ciddiyetini iliklerinize kadar hissettiriyor. Seslendirme kadrosunun başarısı ise her karaktere ayrı bir derinlik katıyor; hele ki her bir ses, o karakterin geçmişindeki yorgunluğu veya hırsı yansıtacak kadar özenle seçilmiş.

Yalan olmasın müziklerin isimlerini hatırlamıyorum bulmayı da uğraşmak istemiyorum açıkçası.
İlgilenen hocalarım için Playlist'ini bırakıyorum.
Bu içeriği görüntülemek için üçüncü taraf çerezlerini yerleştirmek için izninize ihtiyacımız olacak.
Daha detaylı bilgi için, çerezler sayfamıza bakınız.


oyunun teknik yapısı

2011 yılında piyasaya çıktığında bilgisayarları dize getiren -hem iyi hem kötü anlamda 😃- o efsanevi grafik kalitesi, bugün bile "göz alıcı" durmayı başarıyor. Özellikle ışıklandırma sistemi ve karakter modellerindeki zırh detayları, döneminin çok ötesindeydi. Enhanced Edition ile gelen ek görevler ve sinematik düzenlemeler deneyimi cilalasa da, bazı menü geçişlerinin hantallığı ve envanter yönetiminin karmaşıklığı, o dönemin teknik sınırlarını hala hatırlatıyor. Yine de bu durum, genel deneyimin yanında sadece küçük birer pürüz olarak görebiliriz.

genel değerlendirme

The Witcher 2: Assassin's of kings, RPG türüne "olgunluk" getiren bir yapım. Sabırlı olmayı bilen, hikâyeyi sadece okumayıp bizzat şekillendirmek isteyen ve zorlandığında pes etmek yerine strateji geliştiren oyuncular için bir başyapıt. Teknik hantallıkları ve ilk sahnelerdeki dik zorluk eğrisi, aşılması gereken bir sınav gibi; ancak bu sınavı verdiğinizde, modern oyun dünyasında nadiren karşılaşacağınız kadar derin ve tatmin edici bir serüvenin kapıları açılıyor.

Eki Görüntüle 2665897

son olarak, bu yazıyı okuyup zaman ayırdığınız için teşekkür ederim hocalarım.
Eğer merak edip de oynamak isteyen hocalarım varsa umarım bu inceleme onlara da yardımcı olmuştur.
Keyifli oyunlar dilerim.


Ellerinize sağlık çok güzel bir inceleme olmuş. Bana ikinci oyun aşırı eksik geldi. İlk oyunda alışınca kombat sistemi zorlamamıştı ikinci oyunda zorlamadı açıkçası. Bilgisayarın patates ve korsan oynadığım zamandı bu oyun. Aşırı kasıyordu ve ben çocukken GTA oyunlarında hile kullanmıştım sadece sonra da hilesiz tekrar bitirdim oyunları buna rağmen oyuna save dosyası atmam gerekti. Çünkü kayran bölümünde takıldı ve asla geçemedim. TL zamanı Witcher serisini aldım hakkını verip oynayacağım. Kayıt dosyalarını yükleyerek diğer oyunlarda deneme yapmadım. İlk oyunda ki hallerin ikinci oyunda değişmelerini aşırı tuhaf gelmişti. Ama bence ikinci oyun eksik olsa da üçüncü oyun tam ve noktayı koyan bir oyun oldu.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Yeni konular

Geri
Yukarı