LGBTİ+ hakkındaki düşüncelerim

@spectraexx Karsi cinsin oldugu ortamlarda da rahat edemiyor olmaniz lazim o zaman, o da ustunuze atlayabilir. Gay, lez, bisex de arkadasim oldu, birisinin üstüne atlayanı görmedim. Ek olarak, kisileri sadece cinsel yönelimine göre yargilayanlar önce kendini sorgulasın. İnsanin nasil biri oldugunu belirleyenler çok daha farkli seyler.
 
Son düzenleme:
Benden ve sevdiklerimden uzak durdukları sürece problem yok. Ayrıca hijyenik de değil. Her zaman da dışlanacaklar şahsen çalıştığım ortamda bir erkekçi olsa rahat hissedemem kendimi. Her ne kadar zararsız ben istemediğim sürece bana sulanmayacağını bilsem de rahat edemem baş başa kalamam. Sebebi de her zaman bir ihtimal olduğunu bildiğimdir. Nerden bileceğim o gün niyeti bozarsa alkollüyse birşeyler yaşadıysa kafayı bana taktıysa. Konuşup sohbet ederim normal insanlar gibi davranırım ama baş başa kalmam samimiyet kurmam zaten bu tarz insanlar resmi kurumlarda da kabul görmüyorlar sonrasında psikolojileri hepten bozuluyor yanlış işler yapıyorlar. Biz değil onlar bize ayak uydurmalı azınlık her zaman azdır.
Ya bana yürürse vb düşüncelerin hastalıklı bir düşünce olduğunu düşünüyorum. Kişi kendinden bilir işi diyeceğim olmayacak. Sen çevrendeki bütün karşı cinslere "ya alkollüyken sulanırım" diye düşünüyor musun?
 
Ya bana yürürse vb düşüncelerin hastalıklı bir düşünce olduğunu düşünüyorum. Kişi kendinden bilir işi diyeceğim olmayacak. Sen çevrendeki bütün karşı cinslere "ya alkollüyken sulanırım" diye düşünüyor musun?
@spectraexx Karsi cinsin oldugu ortamlarda da rahat edemiyor olmaniz lazim o zaman, o da ustunuze atlayabilir. Gay, lez, bisex de arkadasim oldu, birisinin üstüne atlayanı görmedim. Ek olarak, kisileri sadece cinsel yönelimine göre yargilayanlar önce kendini sorgulasın. İnsanin nasil biri oldugunu belirleyenler çok daha farkli seyler.
Ben karşı cinse öyle bir harekette bulunmuyorum ama evet zaman zaman karşı cinsimden de rahatsız olduğum oluyor tahrik konusunda. İkisi aynı şeyler değil. Gay - lez bisex gibi şeyler artık hastalık seviyesine ulaşmış davranış bozukluğundan başka birşey değil. Doğamız gereği karşı cinse ilgi duyuyoruz ama kendimizi baskılayıp kontrol edebiliyoruz. Bu gay lez dediklerinizin böyle bir iradesi olduğunu düşünmüyorum ki bakınız çocuk tacizcileri veya sapıklık haberlerindeki çoğu kişilerin hemcinslerine de geçmişte yaptığı tacizler var. Kimse kusura bakmasın bir kadının bana yapabileceği ile bir erkeğin yapabileceğinin sınırları da farklıdır kendimi ve çevremi korumak için de bu insanları dışlamasam bile uzak durmak zorundayım. Sonuçta bu insanların neredeyse tamamı psikolojik rahatsız. Bizler ile kıyaslamayın.
 
Ben karşı cinse öyle bir harekette bulunmuyorum ama evet zaman zaman karşı cinsimden de rahatsız olduğum oluyor tahrik konusunda. İkisi aynı şeyler değil. Gay - lez bisex gibi şeyler artık hastalık seviyesine ulaşmış davranış bozukluğundan başka birşey değil. Doğamız gereği karşı cinse ilgi duyuyoruz ama kendimizi baskılayıp kontrol edebiliyoruz. Bu gay lez dediklerinizin böyle bir iradesi olduğunu düşünmüyorum ki bakınız çocuk tacizcileri veya sapıklık haberlerindeki çoğu kişilerin hemcinslerine de geçmişte yaptığı tacizler var. Kimse kusura bakmasın bir kadının bana yapabileceği ile bir erkeğin yapabileceğinin sınırları da farklıdır kendimi ve çevremi korumak için de bu insanları dışlamasam bile uzak durmak zorundayım. Sonuçta bu insanların neredeyse tamamı psikolojik rahatsız. Bizler ile kıyaslamayın.
"gay lez bisex gibi şeyler hastalık seviyesine ulaşmış". Samimi bir şekilde cevap ver çevrende kaç tane lgbti+ bireyi var. Kaç tanesi ile aynı masada oturup sohbet ettin? Cevap muhtemelen 0 çünkü kendin de diyorsun "çevremi korumak için". Kendi içinizde bir şeye inanmış doğruluğunu sorgulamadan dümdüz yaşıyorsunuz...

Yakın zamanda epstein dosyası çıktı. Aklımızın durduğu iğrençlikler var ama içlerinde ben Lgbti+ birey görmedim. Olsaydı eğer direkt algıda seçicilik yapılıp her yerde bas bas bağırılırdı.

Geçenlerde öz kızına tecavüz eden baba çıktı ya. 3 yaşındaki çocuğa tecavüz eden öz BABA. İşte bu yüzden heteroseksüellik hastalık boyutuna ulaşmış, acilen tedavi edilmeli (!)

"bir erkeğin yapabileceği ile kadının yapabileceği farklı". O zaman ya erkekleri komple öldürelim ya da kadınları sosyal hayattan dışlayalım, eve hapsedelim.
 
Ne yaparlarsa yapsınlar bana karışmasınlar. 4 duvar içinde herkes özgür.

Bana da oldukça ters. Her anlamda tiksinti duyuyorum, ancak dediğim gibi 4 duvar arası beni ilgilendirmez.
 
"gay lez bisex gibi şeyler hastalık seviyesine ulaşmış". Samimi bir şekilde cevap ver çevrende kaç tane lgbti+ bireyi var. Kaç tanesi ile aynı masada oturup sohbet ettin? Cevap muhtemelen 0 çünkü kendin de diyorsun "çevremi korumak için". Kendi içinizde bir şeye inanmış doğruluğunu sorgulamadan dümdüz yaşıyorsunuz...

Yakın zamanda epstein dosyası çıktı. Aklımızın durduğu iğrençlikler var ama içlerinde ben Lgbti+ birey görmedim. Olsaydı eğer direkt algıda seçicilik yapılıp her yerde bas bas bağırılırdı.

Geçenlerde öz kızına tecavüz eden baba çıktı ya. 3 yaşındaki çocuğa tecavüz eden öz BABA. İşte bu yüzden heteroseksüellik hastalık boyutuna ulaşmış, acilen tedavi edilmeli (!)

"bir erkeğin yapabileceği ile kadının yapabileceği farklı". O zaman ya erkekleri komple öldürelim ya da kadınları sosyal hayattan dışlayalım, eve hapsedelim.
Bu tarz bireyler ile oturup sohbet edince genelini kabul edebileceğini zannediyor sanırsam arkadaş. Geçenlerde öz kızına tecavüz eden kişi de dediğin gibi heteroseksüellik konusunda hastalık seviyesine gelmiş ve evet acil tedaviye ihtiyacı var diğer bireyler gibi. Komple öldürüp dışlayalım demiyorum tedaviye yönlendirelim aramıza katalım en azından başkalarına zarar vermesinler haklarına girmesinler. Bazıları da bu bireyleri kitap savunur gibi savunuyor onları dışlamak da bize farz. O birey istediği kadar iyi olsun bana güven vermiyor kişisel görüşüm bu yönde.
 
Sizin tiksinmenizin, korkmanızın ya da bu kişileri önemsemenizin hiçbir karşılığı yok zaten olmayacak da. Toplumda birçok şey ayıpla karşılanabilir örneğin 20 yaşındaki bir kızın 80 yaşındaki bir ünlüyle parası için evlenmesi de ayıplanabiliyor ama sonuçta evleniyorlar. Ne olursa olsun sonuçta bu insanlar gizli ya da gizli olmasın toplumda varlar. Ve bu yüzden bence bunu ayıplayıp baskılamak onların gizlenmesine neden oluyor ve bu daha da korkunç. Hatta bence daha iğrenci ve kötüsü kimisi eşcinsel/biseksüel gibi cinsel hislere sahip olmasına rağmen yine homofobik taklidi yapıyor.

Buna "içselleştirilmiş homofobi" (internalized homophobia) deniyor. Kişi toplumun olumsuz yargılarını o kadar içselleştiriyor ki, kendi cinsel yönelimine karşı nefret, utanç, suçluluk hissediyor. Türkiye'de yapılan araştırmalarda (örneğin gey ve biseksüel erkekler üzerinde) katılımcıların yaklaşık %20-22'sinde yüksek düzeyde içselleştirilmiş homofobi tespit edilmiş. Bu durum depresyon, anksiyete, düşük benlik saygısı, alkol-madde kullanımı gibi ciddi ruh sağlığı sorunlarıyla doğrudan ilişkili bulunuyor. Ailesi homofobik olanlarda, eşcinselliği "günah" görenlerde ya da eğitim seviyesi düşük olanlarda bu oran daha da artıyor.

Sizin" İğreniyorum, kaçıyorum, tiksiniyorum" dediğin insanlar zaten toplumun tam ortasında, seninle aynı havayı soluyor, aynı sokaklarda yürüyor, aynı otobüste yan yana oturuyor, çocuğunun öğretmeni, seni işe götüren şoför, market kasiyeri, doktorun, komşun ya da belki bir akraban olabiliyorlar. Ve senin bu tiksinti/korku/kaçınma tepkin onları ortadan kaldırmıyor; tam tersine, varoluşlarını daha karmaşık, daha zehirli ve daha görünmez hale getiriyor. Bu insanlar günlük hayatın en sıradan rollerinde "normal" gibi davranmak zorunda kalıyor – sınıfta aile değerleri dersi veren öğretmen, trafikte sinirlenip homofobik küfür savuran şoför, selamlaşıp sohbet ettiğin kasiyer... Ama içlerinde dev bir çelişki, utanç, korku ve bastırılmış öfke taşıyorlar.

Bu gizlilik zorunluluğu neden daha kötü ve iğrenç?
  • Performans ve sahte maske: Sürekli heteronormatif rol oynamak zorunda kalıyorlar. Bu aşırı telafi (overcompensation) mekanizması devreye giriyor; içselleştirilmiş homofobi (internalized homophobia) yüksek olanlar dışarıya karşı daha sert, daha muhafazakâr, daha "erkeksi" tavırlar sergiliyor. Türkiye'de yapılan bir araştırmada (Lambdaistanbul destekli, 210 gey/biseksüel erkek üzerinde), katılımcıların yaklaşık %22'sinde yüksek düzeyde içselleştirilmiş homofobi tespit edilmiş. Ailesi homofobik olanlarda, eşcinselliği "günah" görenlerde, eğitim seviyesi düşük olanlarda bu oran daha da artıyor. Ve bu kişiler kendi cinsel yönelimlerine karşı nefret duydukları için, dışarıya en sert homofobik tavırları sergileyenler olabiliyor – yani en çok "iğrenç" bulan, en nefret edenler bazen tam da kendileri oluyor.
  • Güven ve samimiyet eksikliği: Sen çocuğunu emanet ettiğin öğretmene, otobüs şoförüne güveniyorsun ama onların iç dünyasında neler yaşandığını asla bilemiyorsun. Bu sürekli tetikte olma hali ilişkileri yüzeysel ve mesafeli kılıyor; kimse gerçekten "kendisi" olamıyor, gerçek bağ kurulamıyor. Çocuğun sınıfta homofobik bir yorum duyup "normal" sanıyor – oysa öğretmenin suskunluğu kendi acısından kaynaklanıyor olabilir.
  • Toplumu zehirleyen döngü: Bu gizlilik, toplumdaki homofobiyi besliyor. En "normal" görünen insanlar bile homofobik tavır sergileyince, toplum "bakın, herkes öyle düşünüyor" diyor. Oysa bu tavırların çoğu baskının yarattığı savunma mekanizması. Kaos GL gibi örgütlerin raporlarında, LGBTİ+ bireylerin %60-65'inin ayrımcılık korkusuyla tamamen kapalı kaldığı belirtiliyor; kamuda, özel sektörde açık olmak iş kaybı, mobbing, şiddet riski demek. Bu görünmezlik ruh sağlığını mahvediyor: Depresyon, anksiyete, yalnızlık, madde kullanımı, intihar riski artıyor. Baskı yaratan sistem, baskı görenleri bile kendi düşmanına dönüştürüyor.
Bu tiksinti tepkisi çoğu zaman kendi korkularını yansıtma mekanizması. Toplum baskısı o kadar güçlü ki, birçok insan "eğer tiksinirsem, ben onlardan değilim" diye kendini koruma altına alıyor. Ama sonuçta bu tepki o insanları yok etmiyor; sadece daha derin yaralar açıyor, toplumu daha hasta ve daha ikiyüzlü hale getiriyor. En iğrenç olan belki de şu: "Kaçtığın" insanlar zaten her yerde, sen fark etmeden onlarla etkileşimdesin ve bu bilinmezlik empatiyi, anlayışı, değişimi engelliyor.

Türkiye'de homofobik söylemin en iğrenç taktiklerinden biri şu: Eşcinselliği pedofiliyle aynı kefeye koyup şeytanlaştırmak. Diyanet'ten tutun bazı AKP kurmaylarına, Yeni Şafak yazarlarına, Akit'e, Anadolu Ajansı'na kadar birçok yerde "eşcinsellik = pedofili" ya da "LGBT pedofiliyi meşrulaştırıyor" diye etiket atılıyor, Netflix dizileri "pedofili ve eşcinsellik" başlığıyla servis ediliyor, İstanbul Sözleşmesi tartışmalarında "cinsel yönelim" maddesi pedofili kapısı açacakmış gibi korku pompalanıyor. Ve toplumu bu şekilde kaosa ve çıkmaza sürüklemek en çok onların işine geliyor. Aileler parçalanırken, ebeveynler çocuklarına düşmanlık duyarken siyasetin, yolsuzluk yapanların umrunda olduğunu mu düşünüyorsunuz!

Toplumun bu şekilde kaosa ve çıkmaza sürüklenmesi, en çok iktidarın ve yolsuzluk yapanların işine geliyor. "Aile Yılı" ilan edip LGBTİ+'ları "aileyi tehdit eden zararlı akım", "cinsiyetsizleştirme politikası", "pedofiliyi meşrulaştıran sapkınlık" diye şeytanlaştırıyorlar; nefret söylemiyle toplum kutuplaşıyor, aileler birbirine düşman ediliyor, ebeveynler çocuklarını reddediyor ya da dışlıyor, gençler (özellikle trans ve LGBTİ+ gençler) tedavi engeli, aile baskısı, sistematik şiddet ve içselleştirilmiş nefret yüzünden intihar ediyor – akaZeynep gibi vakalar bunun en çıplak örneği. Boşanma rakamları rekor kırıyor (2025'te 193 bin 793 boşanma, 25 yılın zirvesi), evlilikler azalıyor, ekonomik kriz, işsizlik, borç yüzünden aileler dağılıyor ama "aileyi koruma" adı altında yürüyüşler düzenlenip asıl sorunlar (yolsuzluk, adaletsizlik, geçim derdi) gölgede kalıyor.


Ve bu samimiyetsizliğin ana kaynağı dini yorumların baskınlığı ve dinin araçsallaştırılması. Türkiye'de homofobi büyük oranda dini gerekçelerle besleniyor: "Günah", "fıtrata aykırı", "Lut kavmi" söylemleriyle eşcinsellik şeytanlaştırılıyor. Araştırmalar gösteriyor ki dindarlık düzeyi yüksek olanlarda içselleştirilmiş homofobi daha yoğun; dini inançları "eşcinsellik günah" diye içselleştiren bireyler, kendi cinsel yönelimlerini kabul edemeyip daha fazla nefret ve utanç yaşıyor. Bu da döngüyü besliyor: Din adına homofobi pompalayanlar, aslında kendi iç çatışmalarını dini kalkan yaparak gizliyor. Ama aynı dindar çevre pedofili vakalarında (çocuk istismarı haberlerinde) sessiz kalabiliyor, örtbas edebiliyor ya da "tevbe eder" diye geçiştirebiliyor – çünkü pedofili "eşcinsellik" etiketiyle eşleştirilmediği sürece tehdit olarak görülmüyor. İşte bu tam bir ikiyüzlülük: Eşcinselliği pedofiliyle eşitleyerek nefret kusarken, gerçek pedofili vakalarına karşı aynı tiksintiyi göstermemek, aynı öfkeyi dökmemek.

Daha geçenlerde, Kick yayıncısı trans kadın akaZeynep (Zeynep)'in 28 Şubat 2026'da hayatına bu nedenlerle son vermek zorunda kaldı – ve bu, Türkiye'de trans gençlerin karşılaştığı sistematik engellerin en acımasız sonuçlarından biri olarak kayıtlara geçti.


Zeynep, yaklaşık 2 yıl süren zorunlu psikiyatrik takip ve gözlem sürecini tamamlamış, resmi "cinsiyet disforisi" tanısı almış ve sağlık raporu elde etmişti. Ancak 2025'te Sağlık Bakanlığı'na bağlı TİTCK'nin (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu) 81 il valiliğine gönderdiği yazı ile cinsiyet uyum sürecinde kullanılan hormon tedavileri (HRT – östrojen, testosteron, GnRH analogları) 21 yaş altına reçete edilemez hale getirildi. Bu karar, "Aile Yılı" söylemleriyle gerekçelendirilerek, ilaçların "suistimali" ve "cinsiyet değiştirme amacıyla kullanılamayacağı" vurgusuyla bilim dışı bir yaş sınırı getirdi – oysa Medeni Kanun'da bile ameliyat için 18 yaş sınırı varken, hormon erişimi keyfi olarak 21'e çekildi. E-reçete sistemi tıkanıklıkları, eczanelerde stok kısıtlaması, reçetesiz satış yasağı ve yurtdışından getirtme zorlukları eklendiğinde erişim fiilen imkânsızlaştı.

Zeynep 20-21 yaşlarındaydı; resmi yoldan hormon tedavisine başlayamadı, kendi başına (kaçak/özel yollarla) zar zor erişim sağladı ama süreç tıkanınca disfori dayanılmaz hale geldi. "Mutluymuş gibi rol yapmaktan yoruldum", "Ne dayanacak gücüm, ne geleceğe ne de yaşamaya dair bir umudum kalmadı" gibi veda ifadeleri paylaştı ve intihar etti.

En iğrenç ikiyüzlülük burada: Toplum ve devlet eşcinselliği/translığı "pedofili/sapkınlık" diye şeytanlaştırırken (Diyanet hutbeleri, medya manipülasyonu), gerçek pedofili vakalarında sessiz kalabiliyor. Ama trans bir gencin hormon isteğini "yanlış kullanım" diye yasaklayıp onu ölüme sürüklüyor. Bu, seçici ahlak ve nefret politikası: Makbul vatandaş dışındakilerin yaşam hakkı hiçe sayılıyor. Zeynep gibi onlarca genç "izin vermediler" diyerek veda ediyor; her engel, her yasak, her nefret söylemi bir ilmek daha atıyor.

İğrenç birileri varsa o da bunlara sessiz kalıp alkışlayanlardır.
 
Son düzenleme:
Ülkemiz kabul edilsin veya edilmesin çok yüksek oranda Müslüman. Müslüman'lık bu durumu katiyen yasaklamakta dolayısıyla zaten otomatik yoldan çevirdiğin biri %98 bu tarz elemanları sevmez. Ayrıca kültürümüze aşırı zıt olan bir durum bu. Nerede kız gibi davranan erkek görsek toplum olarak gay diyoruz zaten. Dürüst olayım bende diyorum ve eğleniyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar asla karşı çıkmam ama hem bu kişilerin tercihi sonucu oluşan görüntü hem gördüğüm LGBT lilerin davranışları beni iğrendiriyor. Açıkçası bir şeye bence mecbur bir saygı duymakta gerekmez. Saygıda duymuyorum ama taktığım bir olay değil yürüyüşleri bizi etkilemediği sürece.

Ayrıca bu durum bir hastalık değilse bile genelde ya travmadan yada gen bozukluğundan olur.
 
Homofobik falan değiliz. Sadece her yerde görmekten yorulduk. Haklarını aramalarında bir sakınca yok. Ama her şeye kimlik zorunluluğu getirmek sence mantıklı mı? Yok şuna yok bu kendisine böyle hitap ediyor yok bu yok şu. Bir dizi izlediğimde bir oyun oynadığımda hikayeye odaklanmak istiyorum politikalara kimliklere değil. Sırf üçüncü dünya ülkesindeki bir adam "ben homofobiğim" dediği için bu hallere girmeye gerek yok.

TL;DR Tekrar ediyorum homofobik değiliz nefret etmiyoruz sadece yorulduk.
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Technopat Haberler

Geri
Yukarı