Tamamen hatalı bilgi, saçmalamışsınız, tarihsel bağlamdan kopuk ideolojik bir yazı yazmışsınız.
Amerika ile yakınlaşma Sovyet tehiditi kaynaklı Türkiye'nin kendisini güvence altına alması için
1945 sonrası başladı, Adnan Menderes dönemi zirve yaptı(Adnan Menderes Türkiye'yi tamamen ABD'ye bağımlı hale getirdi),
köy enstitüleri ile sovyetlerin bir alakası yok tamamen Türkiye'ye özgüdür (sui generis) ve köy enstitülerin başarısı Atatürk, ismet inönü ve Hasan Ali yücele aittir.
Hatta köy enstitüleri fikrinde yardımcı olan Amerikalı'larda vardır(Atatürk taraından bizzat davet edilen John dewey), watson dickerman, kate vixon wofford gibi Amerikalı eğitimciler köy enstitüleri ile ilgili çalışmalar yapıp olumlu ifadelerde bulunmuşlardır.
John dewey 1924 yılında Atatürk tarafından Türkiye'ye davet edildi.
kendisinden Türkiye de eğitim nasıl olmalıdır niteliğinde bir rapor hazırlanması istendi, hazırladığı rapor zamanın yöneticileri tarafından incelendi raporları, maarif vekaleti mecmuası, Mart 1925, no. 1. yayınlandı. Türkçe çevirisi birkaç kez 1939'da da yayınlandı.
Fakat bunlara rahmen kapatılmıştır, ilk köy enstitüleri
1946-1947 yıllarında köy enstitüleri kapatılmaya başlanmıştı.
Sovyetler o yardımı kendi çıkarları için yaptı ve bunu Atatürk'te biliyordu bu yüzden sovyetlere pragmatik yaklaştı, yanlarında tamamen britanya güdümlü bir Ermenistan olacaktı, yoksa kars-Ardahan, Batum ve ahıska gibi pek çok konuda sıkıntı yaşanılabileceği kesin olan bir devlete neden yardım etsinler?
Ek olarak adnan medneres kimse tarafından getirilmedi halk kendisi seçti.
@rezdwig Atatürk'ün komünizm hakkında resmi sözleri aynen bu şekildedir.
şurası unutulmamalı ki, bu tarz-ı idare, bir bolşevik sistemi değildir. Çünkü, biz ne bolşeviğiz ne de komünist; ne biri ne de diğeri olabiliriz. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız. Hülasa, bizim şekl-i hükümetimiz tam bir demokrat hükümetidir ve lisanımızda bu hükümet halk hükümeti diye yad edilir.
(22 Kasım 1922, a. G. E, C. 3, 2. baskı, s. 20)
Türkiye'de bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü, Türk hükümeti'nin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet verme, askerlerimize olduğu kadar, sivil halkımıza da iyi bakmaktır.
(21 Haziran 1935'a. G. E. C. 3, 2. baskı, s. 99)
Bugün Avrupa'nın doğusunda bütün uygarlıkları ve hatta bütün insanlığı tehdit eden yeni bir güç belirmiştir. Bütün maddi ve manevi imkanlarını top yekün bir şekilde, dünya devrimi gayesi uğruna, seferber eden bu korkunç kuvvet, üstelik avrupalılar ve amerikalılarca henüz bilinmeyen, yepyeni siyasal yöntemler tatbik etmekte ve rakiplerinin en küçük hatalarından bile mükemmelen istifade etmesini bilmektedir. Avrupa'da çıkacak bir savaşın başlıca galibi ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya'dır. Sadece bolşevizmdir. Rusya'nın yakın komşusu ve bu memleketle en çok savaşmış bir millet olarak biz Türkler, orada cereyan eden olayları yakından izliyor ve tehlikeyi bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Uyanan doğu milletlerinin düşünce yapılarını mükemmelen sömüren, onların milli ihtiraslarını okşayan ve kinleri tahrik etmesini bilen bolşevikler, yalnız Avrupa'yı değil, Asya'yı da tehdit eden başlıca kuvvet halini almışlardır.
(https://web.archive.org/web/2023072...un-soylev-ve-demecleri/dunyanin-siyasi-durumu)