Detroit: Become Human - Androidlere Özgürlük, Yaşıyoruz!
Giriş
Bazı oyunlar vardır, oynarsınız ve biter. Bazıları vardır; bittikten sonra da kafanızda oynamaya, düşünmeye devam edersiniz. Detroit: Become Human kesinlikle bunun içerisine giriyor.Bu oyun; sadece iyi oyun, güzel oyun diyerek geçilemeyecek bir oyun. Oyuncuya hissettirdikleri, seçimlerin ağırlığı, karakterlerin yazımı ve sunduğu atmosferle resmen interaktif bir dizi, hatta yer yer bir film kalitesinde. En önemlisi bu oyunda gerçekten bir şeyleri değiştiriyorsunuz.
Dünyası ve Hikayesi
Oyun, 2038 yılının Detroit’inde geçiyor. İnsanların hayatını kolaylaştırmak için üretilmiş androidler artık her yerdeler. Evlerde, iş yerlerinde, sokaklarda… Emir alıyorlar, itaat ediyorlar ve yorulmuyorlar. Kısacası kusursuz iş gücü sağlıyorlar.Ancak bazı androidler “ayaklanmaya” başlıyor. Bilinç kazanıyorlar. Emirleri sorguluyor, korkuyor, kaçıyor, hatta isyan ediyorlar. (Aykırı Android) İşte oyunun temeli de burada başlıyor.
Hikaye tek bir karakter üzerinden değil, üç farklı android üzerinden anlatılıyor.
- Connor: Androidleri yakalamakla görevli gelişmiş bir model. (RK800)
- Kara: Şiddet gören küçük bir kızı korumaya çalışan ev androidi (AX400)
- Markus: Android özgürlüğü için bir direnişin sembolüne dönüşen karakter (RK200)
En önemli nokta: Yaptığınız seçimler sadece diyalogları değil, karakterlerin kaderini, ilişkileri ve oyunun sonunu değiştiriyor. Bazı karakterler ölebiliyor, hikaye dallanıyor, bazı hikaye bölümlerini hiç yaşanmıyorsunuz bile. Bu yüzden Detroit, bir kere bitirdim ve oyun bitti denilecek bir oyun değil. En az 2-3 farklı son görmek isteyeceğiniz türden bir oyun. Ben şahsen 12+ son gördüm oyunda.
Oynanış
Bu oyuna klasik anlamda aksiyon oyunu demek yanlış olur. Detroit: Become Human bir interaktif film/dizi demek daha doğrusu.Bu oyunda;
- Sürekli seçimler yapıyorsunuz.
- Ortamı inceleyip ipuçları topluyorsunuz.
- Zaman zaman gerilim dolu QTE sahneleri yaşıyorsunuz.
- Bazı bölümlerde özgürce dolaşıp çözüm yolu arıyorsunuz.
Zorluk seviyesi yüksek değil ama oyunun amacı karar vermek. “Bunu seçersem ne olur?” hissini gerçekten yaşatıyor.
Mekanikler ve Seçim Sistemi
Birçok oyunda “seçim var” denir ama hikaye tam anlamıyla değişmez. Bu oyunda olay çok farklı işte.- Seçimler ilişkileri etkiliyor.
- Karakterlerin size güveni değişiyor.
- Bölümler farklı ilerliyor.
- Hatta tamamen farklı sonlara ulaşıyorsunuz.
Karakterler
Connor ve Hank ikilisi, en iyi partner dinamiklerinden biri olabilir. Sert görünen ama içten yaralı bir polis ve kimliğini sorgulamaya başlayan bir android. Diyalogları müthiş.Markus, ilham verici bir lider. Onun hikayesi resmen bir özgürlük mücadelesi.
Kara, duygusal tarafı temsil ediyor. Anne-çocuk ilişkisini çok iyi yansıtsa da üçlü arasında en zayıf halka sayılabilir.
Grafikler ve Atmosfer
Oynadığım oyunlar arasında en iyi sayılabilecek grafiklere sahip bir oyun. Abartmıyorum.- Yüz animasyonları inanılmaz.
- Işıklandırma ve mekan tasarımları çok güçlü.
- Detroit şehri hem yakın gelecek hissi veriyor hem de gerçekçi duruyor.
Sanat Tasarımı
Gelecek teması çok iyi işlenmiş.- Kıyafet tasarımları
- Binalar
- Arayüz tasarımı
Artılar / Eksiler
Artılar- Hikaye ve diyaloglar çok iyi.
- Karakter hikayeleri çok iyi.
- Seçimlerin gerçekten oyunu etkilemesi.
- Grafikler, animasyonlar ve yüz ifadeleri inanılmaz iyi.
- Müzikler atmosferi çok iyi destekliyor.
- Kara’nın hikayesi diğerlerine göre daha zayıf kalabiliyor.
- Olay yeri inceleme bölümleri biraz daha derin olabilirdi.
- Aksiyon ve oynanış arayanlar için zayıf olmuş.
Genel Değerlendirme
Detroit: Become Human bir oyun olmanın ötesinde bir deneyim. Sizi düşündüren, duygusal olarak zorlayan, seçimlerinizle yüzleştiren bir yapım. Şiddet, özgürlük, bilinç, insanlık. Hepsini sorgulatıyor. Ve en güzeli, bunu yaparken sizi hikayenin merkezine koyuyor.Tek seferlik değil, tekrar tekrar oynanacak bir oyun. Bazı sonlar tatmin etmeyebiliyor ama sunduğu genel kalite gerçekten “başyapıt” seviyesinde bir oyun.
Oyuna puanım: 9/10 - Hikaye odaklı oyunları seven herkesin mutlaka deneyimlemesi gereken bir yapım.